Kolombiya seçimleri: Latin Amerika’da esaslı sağ dalga mı, Trumpçı balon mu?
Beş altı yıl önce arka arkaya gelen sol ve merkez sol zaferlerden sonra, Latin Amerika’da birçok ülke aşırı sağcı bir tırmanışa şahit oluyor. Fakat aynen sol zaferler gibi, bu dalga da yanıltıcı.
Dalganın son temsilcisi, göreve önümüzdeki ay başlayacak olan Kolombiyalı Abelardo De La Espriella. Solcu rakibini yaklaşık 250 bin oy farkla yendi 21 Haziran’da. Yüzde 1’den daha küçük bir fark bu. Yurt dışındaki oylar bu kaybın bir nedeni. Bu oyları garantiye almak isteyen Trump yönetimi, işi Amerika’daki solcu Kolombiyalıları tutuklamaya ve seçim faaliyetlerini engellemeye kadar götürdü. Amerika’daki Kolombiya vatandaşlarının yüzde 80’i sağcı adaya oy verdi.
Elbette azımsanmayacak, güçlü bir dalga bu. Ama uzun vadeli bir değişiklik yaratacağı şüpheli. Ana dayanakları suça ve göçmenlere duyulan tepki. Göçmenlere karşı ciddi terör gibi bir sonuç çıkabilir buradan. Fakat suç ve diğer toplumsal sorunları halledebilecek bir siyasi ufuk yok ortada. Bu ufuksuzluk, büyük bir kararlılıkla değiştirilebilecek, minik bir arıza değil. Yapısal kökleri var.
Son dönemlerdeki zaferlerin hepsine “Trumpçı” zaferler diyebiliriz. Kelimenin iki anlamında. Muzaffer liderler birçok yanlarıyla Trump’a benziyor. Ve de Trump’tan açık destek alıyor. Onun desteği olmadan bu kadar popüler olmayabilirlerdi. Megaloman Trump’ın De La Espriella zaferine istinaden abartarak ifade ettiği gibi: “Onu destekledim, 10. sıradaydı... seçimi kazandı, hem de çok rahat kazandı.”
İlk olarak Trump’a benzerliklerini açalım. Bu benzerlikler, Latin Amerika’daki yeni sağın ilk iki yapısal zayıflığını oluşturuyor.
1) Yeni sağın önderleri Latin Amerika elitinin muhtelif köşelerinden geliyor: İş dünyası, hukuk, akademi. Toplumsal hareket geçmişleri yok. Bu yanlarıyla Erdoğan ve Modi gibi liderlerden net olarak ayrılıyorlar. Popülizmleri elitizm kokuyor. Kalıcı bir kitle örgütlenmesine yol açma ihtimalleri düşük.
2) Aynen Trump gibi yoksulların ve işçilerin maddi çıkarlarına net olarak saldırıyorlar. Bu sağcı liderler, işçilerin ve yoksulların oylarını daha ziyade kimlik siyasetinden dolayı alıyor. Bu durum da (işçilerin ve yoksulların maddi çıkarlarıyla daha karmaşık bir ilişkisi olan) Türkiye, Hindistan, Macaristan ve İsrail sağından kısmen farklı. (Daha önceki yazılarda anlattığım gibi, Türkiye ve Macaristan sağında yoksulluk ve ekonomi konusunda Trumpçılaşma eğilimleri güçlenmiş durumda birkaç senedir.)
3) Kelimenin ikinci anlamındaki “Trumpçı”lık da, aynen ilk anlamında olduğu gibi, yapısal bir zayıflığa işaret ediyor. Trump’ın zehirleyici desteğine, yeni sağın üçüncü zayıflığı diyebiliriz. Trump’ın “yeni Monroe doktrini” bu zaferlerin önünü açan en büyük etmenlerden: Amerika’nın “ilkeli” değil ilkesiz müdahaleleri artık meşru (bazı kesimlerin gözünde). Trump ve çevresindeki zenginler, Latin Amerika seçimlerine milyonlarca dolar akıtarak sonuçları sağın lehine değiştiriyor. Amerika bir dizi başka araçla da (Korku salarak, tehdit ederek, aktivist tutuklayarak) seçim süreçlerine müdahale ediyor. Ancak buradan sürdürülebilir bir kontrol çıkması zor. Tutarlılık ve ideoloji yok. Uzun erimli yapısal koşulları da yok sağcı liderler arasındaki bu birlikteliğin. Yerel ve Amerikan burjuvazilerinin, üstelik bunların da dar bir kesiminin, kısa vadeli çıkarlarına dayanıyor. Ortak bir yağma projesi “Yeni Monroeculuk.” Amerikan emperyalizminin doruk yıllarında (1950’ler ve 1960’lar) olduğu gibi, birçok kesimin uzun vadeli çıkarlarına dayanan bir maddi dayanak oluşturmuyor.
4) Bu üç yapısal zayıflık, yeni sağın en büyük vaadi olan suçla mücadeleyi kökten baltalıyor. Sağ, durumu hiç saklamadan, sadece yoksulların ve solun işlediği “suç”lara odaklanıyor. Bunun en iyi örneği Kolombiya’nın müstakbel başkanı De La Espriella. Avukatlık kariyerinin temel taşları, yasa dışı paramiliter örgütleri ve yolsuzluğa bulaşmış zenginleri savunması. El Salvador’daki yeni yönetimin suçu geçici olarak azalttığı doğru. Ama Latin Amerika’da yeni sağın açıktan açığa yolsuzluk ve paramilitarizm yanlısı tutumu, uzun vadede toplumdaki kutuplaşmayı ve dolayısıyla her türlü suç patlamasını kemikleştirecek. Üstelik Şili ve Ekvador’da, El Salvador’u taklit çabaları şimdiden tıkanmış durumda.
Bu dört iddiayı özetleyecek olursak, yeni sağın (Sürdürülebilir bir burjuva hegemonyası uğruna dahi) zenginleri ve toplumu disipline etme ve örgütleme projesi veya gücü yok.
Latin Amerika sağı, korkutucu derecede güçlü gözüktüğü bir dönemde, aslında savruk bir büyüme yaşıyor
Evrensel'i Takip Et