28 Haziran 2026 00:15

12. yargı paketindeki sınıfsal düzenlemeler

Yargıyı hızlandırma, hukuki güvenlik ve uygulamadaki sorunları giderme iddiasıyla TBMM’ye sunulan 12. Yargı Paketi TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Yargıtay’a görevsizlik ve yetkisizlik nedeniyle bozma yasağı getiren paketin 27. Maddesi, yargıda keyfi uygulama ve kararları daha da kolaylaştıracağı için eleştirilmiş ve büyük tepkiye neden olmuştu. Bu madde komisyonda geri çekildi. Diğer maddeler ise aynen kabul edildi.

Komisyonda kabul edilen bazı düzenlemeler, hak arayışı içindeki işçileri ve emekçileri doğrudan ilgilendiriyor.

Bunlardan birisi belirsiz alacak davasının kaldırılmasına ilişkin düzenleme.

Benzer hukuk sistemlerine sahip İsviçre’de, Almanya’da on yıllardır uygulanan belirsiz alacak dava türü, 1Ekim 2011’de yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirildi. Buna göre “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde”, alacaklıya belirsiz alacak davası açma hakkı tanındı. İşçilik alacakları ve tazminatlarına ilişkin davaların önemli bir kısmı, iş cinayetleri, iş kazaları ve trafik kazalarından sonra açılan tazminat davaları tam da yasanın tarif ettiği kategoriye giriyordu. Böylece davanın açılmasıyla alacağın tamamı için zaman aşımı kesiliyordu ve zaman aşımı tehlikesi bertaraf ediliyordu.

Düzenleme önemli bir ihtiyacı karşılayacaktı. Uzun yargılama süresi nedeniyle işçilerin alacakları en azından zaman aşımına uğramayacaktı.

Zaman aşımı ile hakka el koyma

Ama öyle olmadı. Özellikle işçilik alacakları ve tazminatlarına ilişkin davalarda Yargıtay’ın ve doktrinin bir bölümünün direnciyle karşılaştık. Uzun bir yargılama sürecinden tamamlandıktan, alacak ve tazminat “kanıtlanıp” hüküm altına alındıktan sonra, özellikle Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, işçinin alacağını “belirleyebilecek durumda” olduğunu, bu nedenle belirsiz alacak davası açmasında “hukuki yarar” bulunmadığını ileri sürerek davaları “usulden reddetmeye” başladı.

Alacak kanıtlanmış, mahkeme karar vermiş ama Yargıtay’a göre “hukuki yarar yok”.

İşveren yanlılarının, sermaye sınıfı savunucularının kırk takla atarak geliştirdikleri bu argümana rağmen hala fazla mesai alacaklarında, “hâkimin takdiri indirimi” nedeniyle belirsiz alacak dava türünün kullanılıyor olması; sermaye sınıfı için, işverenler için “külfet” olarak görüldüğünden bu dava türü artık tamamen kaldırılıyor.

Pakette yer alan kısmi dava ile zaman aşımının kesilmesi düzenlemesinin bu maddenin yerini alacağı iddiası da doğru değil. Çünkü yeni düzenlemeyle alacak miktarı bir kez artırılabilecek. Belirsiz alacaktan farklı olarak hâkim davacıya herhangi bir şekilde süre vermeyecek. Davacı tahkikat tamamlanmadan önce bu hakkının bir defaya mahsus kullanabilecek. Bu itibarla dosyaların birden çok kez bilirkişi hesaplamasına tabi olduğu davalarda, özellikle iş kazası dosyalarında çok ciddi hak kayıpları meydana gelebilecek.

İş kazalarındaki tazminat hedefte

İş kazası geçiren işçi, trafik kazası geçiren yurttaş eğer yaşamını yitirmemiş ama belirli oranda sürekli iş görmez (malul) hale gelmiş, çalışma gücü azalmışsa maddi tazminat hakkı doğuyor. Yaşamını yitirdiğinde ise hak sahiplerinin destekten yoksun kalma tazminatı hakkı bulunuyor. Tazminat hesabı ise iki bölümden oluşuyor: Bilinen dönem ve bilinmeyen dönem. Kişinin kazancının bilindiği dönemdeki hesaplamaya “bilinen dönem”; ileriye dönük kazancının bilimsel ölçütler kullanılarak belirlendiği döneme ise bilinmeyen dönem hesabı deniliyor.

Paketin 19. Maddesiyle Borçlar Kanunu’nun 55. Maddesine bir fıkra eklenerek çalışma gücü kaybından veya destekten yoksun kalmaktan kaynaklanan maddi tazminata işletilecek faizin hangi tarihten başlayacağı yasa hükmü haline getiriliyor.

Mevcut uygulamada maddi ve manevi tazminat bakımından faiz olay tarihinden itibaren işliyor. Ancak paketteki sermaye lehine düzenleme ile bilinmeyen dönemdeki tazminata karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi kuralı getiriliyor. Bu düzenleme temel hukuk ilkelerine aykırıdır. Çünkü haksız fiillerde faiz başlangıcının her zaman ve her durumda haksız fiil tarihidir.

Düzenlemeden sadece daha çok kar uğruna almadığı önlemler nedeniyle işçilerin ölümüne, sakat kalmasına neden olan işverenler yararlanmayacak. Trafik kazaları nedeniyle açılan davalar ve bu davalarda ödeme yükümlüsü haline gelen sigorta şirketleri de kazançlı çıkacak. Kazanan finans kapital olacak.

Faiz başlangıcı ne kadar önemli olabilir ki diye düşünmeyelim. İş kazasından kaynaklanan tazminat davaları ortalama 5 yıl sürmektedir. Bilinmeyen dönem zararı 1 milyon TL olarak hesaplanan bir işçinin bugünkü faiz oranıyla (yıllık yüzde 24) kaybı tam 1 milyon 200 bin TL olacaktır.

Munzam zarar giderilmiyor

Paketteki düzenlemelerden birisi de yasal faiz oranıyla ilgili.

Alacakların enflasyon karşısında erimesi, alacağın doğduğu tarihteki değeri ile tahsil edildiği gündeki gerçek değeri arasındaki fark munzam (aşkın) zarar olarak nitelendirilir.

Gerçek bir dava üzerinden örneklendirmek gerekirse, 2018 yılının Mart ayında işten çıkartılan bir işçi toplam 37 bin TL alacak ve tazminat kazanmıştır.

Yargılama uzun sürmüş, işveren istinaf ve Yargıtay aşamalarında teminat yatırarak icrayı geri bıraktırmıştır. Nihayet 8 yıl sonra 2026’da dava sona erdiğinde faiziyle birlikte sadece 142 bin TL tahsil edebilmiştir. Parası kağıt üzerinde yaklaşık yüzde 383 değer kazanmıştır.

Halbuki Merkez Bankasının enflasyon hesaplayıcısına göre dahi parası yüzde bin 49 değer kazanmalı ve 425 bin TL olmalıydı. İşçi tazminat ve alacaklarıyla 2018’de 220 gram altın alabiliyordu. 220 gram altının 2026 Mart ayındaki karşılığı ise 1 milyon 400 bin TL. Yani nereden bakarsanız bakın işçi gerçek alacağının yüzde 10-15’ini tahsil edebilmiş durumda.

Benzeri örneklerle mağdur olanlar Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Munzam zarar konusunda birçok ihlal kararı veren AYM, 29 Eylül günlü Resmî Gazete’de yayımlanan kararında ise “hukuk sisteminde başvurucunun alacağının enflasyon karşısında uğradığı değer kaybının tazmin edilmesini sağlayacak etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı” sonucuna ulaşmış ve kararını, bu konuda düzenleme yapması için TBMM’ye göndermişti.

Paketin 11. maddesiyle, AYM kararı gereği sözde düzenleme yapılıyor. Düzenlemeye göre yasal faiz oranı, reeskont faizinin yüzde 80’i olarak uygulanacak. 31 Aralık günü geçerli olan reeskont faiz oranının yüzde 80’i sonraki yılın yasal faizi olacak. 30 Haziran itibarıyla 5 puanlık bir fark doğmuşsa, yılın ikinci yarısında bu yeni oran dikkate alınacak.

Bu düzenleme güncel olarak yüzde 24 olan yasal faiz oranını yüzde 31’e çıkartacak. İşçilik alacaklarının çoğunluğuna en yüksek mevduat faizi işletildiğinden, aşkın zararın telafisi bakımından devede kulak bile olamayacak.

İşçilerin haklarını törpüleyenler, bunun için her türlü istisnai düzenlemeyi getirenler, faize faiz işletilmesi yasağına işçilik alacakları yönünden bir istisna tanınması, Merkez Bankası enflasyon hesaplayıcısının ölçüt olması ve benzeri gerçekçi çözümleri düşünmüyor bile.

Çünkü mesele sınıfsal, iktidarın hangi sınıfın menfaatini düşündüğüyle ilgili.

Ahmet Ergin

12. yargı paketindeki sınıfsal düzenlemeler
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et