Prosfygika: Bir mahalleden fazlasını savunmak
Atina'da bugün 140. gün.
Prosfygika sakini Aristotelis Chantzis, sürdürdüğü açlık grevi nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Boyu 166 santimetre, ağırlığı 35 kilograma kadar düştü. Beden kitle indeksi kritik sınırların çok altında, 12’lere inmiş durumda. Her geçen gün geri dönüşsüz hasar ve ölüm riski büyüyor. Dünya genelinde ve elbette Türkiye’deki açlık grevleri ve ağır malnütrisyon deneyimlerinden bildiğimiz üzere bu düzey, ciddi organ yetmezliği, kardiyak komplikasyonlar, nörolojik hasar ve ani ölüm riskiyle ilişkili son derece ağır bir beslenme yetersizliği tablosudur. Özellikle 140. günde artık yalnızca kilo kaybından değil, kas kitlesi, kalp kası, bağışıklık sistemi ve merkezi sinir sistemi üzerindeki etkilerden söz ediyoruz.
Türkiye'den Türk Tabipleri Birliği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği adına Atina'daydık, sevgili Zeki Gül de yazısında paylaşmıştı hafta başında. Hekimler olarak gördüğümüz tablo son derece ağır. Ancak burada asıl sorulması gereken soru tıbbi değil.
Bir insan neden 140 gün boyunca aç kalmayı göze alır? Bu sorunun yanıtı hastane odasında değil, Prosfygika'nın sokaklarında gizli.
Yaklaşık bir asır önce Anadolu'dan gelen mübadiller için inşa edilen bu konutlar bugün yalnızca tarihsel bir hafızayı taşımıyor. Burada yıllardır dayanışma temelinde örgütlenmiş çok kültürlü bir topluluk yaşıyor. Ortak mutfaklar, kolektif karar alma süreçleri, paylaşım ağları ve öz-yönetim deneyimiyle Prosfygika, Avrupa'nın en özgün müşterek yaşam alanlarından biri haline gelmiş durumda.
Tam da bu nedenle hedefte.
Atina'da yaşananlara bakarken ister istemez Türkiye'yi düşünüyoruz. Sulukule'yi. Tarlabaşı'nı. Ayazma'yı. Dikmen Vadisi'ni. Hasankeyf'i, deprem bölgesinde halen süren yeniden inşa girişimlerini. Farklı dönemlerde, farklı gerekçelerle ama benzer bir mantıkla yürütülen süreçleri... Kentlerin yoksullardan, göçmenlerden, emekçilerden ve onların kurduğu yaşam ilişkilerinden arındırılarak sermaye için yeniden düzenlenmesini.
Prosfygika'da bugün yaşanan da bu hikâyenin başka bir versiyonu.
Ancak burada dikkat çekici olan yalnızca bir mahallenin savunulması değil. Savunulan şey, birlikte yaşamanın mümkün olduğuna dair bir fikir. Aristotelis Chantzis'in söylediği gibi, "fikirler tahliye edilemez." Yine de bazen fikirleri tahliye edebilmek için insanların bedenlerini tüketmeleri bekleniyor. Oysa halk sağlığı perspektifinden hekimliğin birincil koruma sorumluluğu kapsamında değerlendirdiğimizde de sürecin kök nedenini (tahliye/gentrifikasyon planı) ortadan kaldıracak bir müzakere hiç de zor olmamalı!
Bugün Aristotelis'in hastaneye kaldırılmış olması, yalnızca bireysel sağlık durumuna ilişkin bir haber değildir. Bu, yetkililerin ve kamuoyunun önüne konulmuş ağır bir sorudur. Bir topluluğun talepleri duyulmak için daha ne kadar beklemelidir? Bir insanın bedeni ne zamana kadar son savunma hattı olmak zorundadır? Hekimler olarak gördüğümüz şey yalnızca kritik düzeyde kilo kaybı değildir. Asıl soru, bir insanın bedenini bu noktaya kadar tüketmeyi göze almasına yol açan toplumsal ve siyasal koşulların neden hâlâ ortadan kaldırılmadığıdır.
Hekimliğin görevi yalnızca ortaya çıkan hasarı kaydetmek değildir. İnsanları bu noktaya sürükleyen koşulları görünür kılmak da bizlerin üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.
Prosfygika'da bugün savunulan şey birkaç bina değildir.
Bir mahalle.
Bir hafıza.
Bir dayanışma kültürü.
Ve başka türlü bir yaşamın mümkün olduğu fikridir.
Evrensel'i Takip Et