Demirtaş, Kılıçdaroğlu ile görüşmemeli çünkü…
Saray rejiminin yargı eliyle gerçekleştirdiği “mutlak butlan” darbesi sonrası CHP’ni başına kayyım olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında 2016’da mecliste dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek vermekten dolayı pişman olmadığını söylemişti. Bilindiği gibi dokunulmazlıkların kaldırılması sonrasında HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta birçok siyasetçi tutuklanmış ve bu karar yeni rejim inşasının temel taşlarından biri haline getirilmişti. Dolayısıyla sonuçları ortadayken Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlıkların kaldırılmasından pişman olmadığını söylemesi, geçmişte yapılmış bir hatanın savunulmasından çok bugün Saray rejiminin kendisine biçtiği rol bağlamında alınmış bir tutum olarak anlam kazanıyor.
Kuşkusuz Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” oyu vermekten pişman olmadığını söylerken bu konunun böylesine tartışılacağını ve tepkilerin yeniden kendisine yöneleceğini hesap etmemişti. Ancak ortaya çıkan tepkiler karşısında Kılıçdaroğlu’nun ekibinden Necdet Saraç, katıldığı bir televizyon programında Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki günlerde 9 yılı aşkın bir süredir cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edeceğini açıkladı. Dikkat çekici bir diğer gelişme de bu açıklamanın hemen ardından Saray rejiminin CHP üzerinden muhalefete yönelik operasyonunun propaganda merkezi olan TGRT’nin Ankara Temsilcisi Fatih Atik’in, Demirtaş’ın önümüzdeki sonbaharda serbest bırakılacağı iddiasını gündeme getirmesiydi.
Kayyım Kılıçdaroğlu’nun Demirtaş’ı ziyaret edeceği açıklamasının ardından Saray rejiminin propaganda merkezinden Demirtaş’ın sonbaharda bırakılacağı “bilgisinin sızdırılması”; bu hamlelerin aynı merkezden planlandığının görülmesi, aynı siyasi mühendisliğin parçaları olduğunun anlaşılması bakımından önem taşıyor. Bu nedenle eğer Demirtaş görüşmeyi reddetmez ve bu görüşme gerçekleşirse bunun gecikmiş bir özür değil, Saray rejiminin CHP ve muhalefete yönelik müdahalesine meşruiyet kazandırma girişimi olarak anlam kazanacağını şimdiden söylemek gerekiyor.
AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen cezaevinde siyasi rehine olarak tutulan Demirtaş’ın serbest bırakılacağına dair spekülasyonlar Saray rejimi ve medyası tarafından ilk kez gündeme getirilmiyor. İktidar ortağı Bahçeli’den başlayarak artık kaçıncı kez gündeme getirildiğini unuttuğumuz bu açıklama ve iddialar aynı zamanda Kürt sorunundaki sürece dair beklenti yaratma politikasının bir parçası olarak kullanılmaya çalışılıyor. Aynı şekilde DEM Parti’nin meclis tatile girmeden çıkartılmasını istediği süreçle ilgili çerçeve yasa konusunda iktidar sözcüsü Ömer Çelik, “yasal çerçevenin değerlendirilmesi aşamasına geçildiği”ni söyleyerek ama bu konuda bir tarih de vermeyerek bu süreci Saray rejiminin politik hedefleri doğrultusunda araçsallaştırma politikasını sürdürüyor.
Emperyalist güçler arasında yeni bir boyut kazanan egemenlik mücadelesi bakımından Türkiye’nin önemli bir kavşak olduğu bölgelerin (Ortadoğu’dan Kafkasya ve Balkanlardan Doğu Akdeniz’e kadar) öneminin arttığı bir dönemde ülkedeki rejim ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva güçler, ABD ve batılı emperyalistlerle uyum içinde yeni roller üstlenmek istiyor. Ancak bunun için içeride otoriter konsolidasyonu sağlamak, kendi dayanaklarını tahkim etmeye ihtiyaç duyuyor. Bu bağlamda son dönemlerde iktidar bloku tarafından sıkça vurgulanan “iç cephenin güçlendirilmesi” de muhalefetin bu politik hedefler doğrultusunda dizayn edilmesini amaçlıyor. Kürt sorunundaki süreç ve CHP üzerinden muhalefeti bölüp etkisizleştirme operasyonları, bu politikanın iç içe geçmiş iki önemli unsurunu oluşturuyor.
Saray rejiminin önümüzdeki günlerde Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde fiili bir “OHAL” ilan ederek her türlü demokratik hakkı askıya alması ve yüzlerce kişiye yönelik gözaltı operasyonları düzenlemesi hem batılı emperyalistlerle uyum içinde üstlenilmek istenen rollere verilen önemin ve hem de içeride bu rollere karşı en küçük bir itiraza tahammülsüzlüğün ifadesi olarak anlam kazanıyor. Ülkedeki rejimi kendi eksenlerinde tutmaya ve emperyalist güç mücadelesinin keskinleşmesine bağlı olarak daha ileriden roller vermeye ihtiyaç duyan batılı emperyalistler de Saray’ın içerideki otoriter konsolidasyonunu destekliyor, en iyi ihtimalle sembolik açıklamalarla “kaygılarını” ifade etmenin ötesine gitmiyorlar.
Karşı karşıya olduğumuz siyasi tablo, Türkiye’yi bir yol ayrıma getirmiş bulunuyor: Bir yanda batılı emperyalistlerle uyum içinde pozisyonunu yenilemeye ve bu temelde içeride baskı politikaları üzerinden kendini tahkim etmeye çalışan Saray rejimi öte yanda ise bu rejimin hedefinde yer alan; ülkede demokrasi ve insanca yaşam, bölgede barış isteyen halk güçleri bulunuyor. Rejimin iç politikayı dizayn etme operasyonunu bir parçası olarak kullanılan kayyım Kılıçdaroğlu’nun bu saflaşmanın neresinde durduğu konusunda en ufak bir şüpheye yer yoktur.
Böylesi bir siyasi konjonktürde Kılıçdaroğlu’nu meşru muhatap görmek, onunla görüşmek; rejimin muhalefeti bölme, Kürt hareketini yalnızlaştırıp etkisizleştirme ve süreci kendi çıkarları temelinde araçsallaştırma politikasına hizmet eder. Bu nedenle bugüne kadar demokrasi mücadelesinde ağır bedeller ödeyen ve bu mücadelede sembol isimlerden biri haline gelen Demirtaş, halk nezdinde itibarı olmayan Saray kayyımı Kılıçdaroğu’nun görüşme talebini reddederek gerici planları bozma yönünde tutum almalıdır. Çünkü Saray kayyımının kendine meşruiyet yaratma girişimlerine karşı alınacak böylesi bir tutum, aynı zamanda halk güçlerinin ülkede demokrasi, barış ve Kürt sorununun eşit haklar temelinde çözümü yönündeki mücadelesine güç ve moral verecektir.
Not: Bu yazı yazıldıktan sonra Demirtaş cephesinden resmi açıklama yapılmış olmasa da bu görüşme talebinin reddedileceği haberleri çıktı. Demirtaş’ın bu yönde karar alması kuşkusuz demokrasi isteyen geniş halk kesinlerinin de beklentisidir.
Evrensel'i Takip Et