Yargı eliyle siyasal şiddet ve ‘kötünün sıradanlığı’
Felsefeci ve siyaset bilimci Hannah Arendt, 1961 yılında The New Yorker dergisinin muhabiri olarak Kudüs'e gidip Nazi savaş suçlusu Otto Adolf Eichmann’ın duruşmasını izlemiş ve Türkiyeli okurlarıyla da, “Kötülüğün Sıradanlığı, Adolf Eichmann Kudüs'te” adıyla buluşan kitap, bu gözlemlerin sonucu oluşmuştu. Eichmann, Hitler'e sunduğu "Yahudi Sorununun Nihai Çözümü" önerisiyle Holokost'un (Yahudi Soykırımı) en büyük organizatörlerindendi.
Arendt, ‘kötülüğün sıradanlığı’ vurgusuyla, birçok kez yanlış bir çıkarımla iddia edildiği gibi, Eichmann’ın yaptığı işin sıradanlığına, önemsizliğine işaret etmiyordu. Buradan hareketle onun masum olduğunu da savunmuyordu. Aksine, bir kurumda herkesin haksız olduğunu bildiği bir uygulamayı, ‘kurallar böyle’, ‘ben karar vermiyorum’, ‘herkes yapıyor’ gibi gerekçelerle uygulamasının görünürde onlar açısından bireysel sorumluluk hissini ortadan kaldırdığını, ancak asıl sorumluğun burada başladığını söylüyordu. Çünkü diyordu, ‘tehlike asıl olarak, insanların yaptıklarının sonuçlarını ahlaki açıdan değerlendirmeyi bıraktığında başlar.’
İlk duruşması 2 Temmuz 2012 tarihinde Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki görülmeye başlanan İstanbul KCK Ana Davsı ile yine ilk duruşması 10 Eylül 2012’e Silivri'de görüşmeye başlanan KCK Basın Davası’nı izlemiştik. Şimdi aynı salonlarda CHP ile bağlantılı üç davayı izliyoruz. Bu salonlara, geçtiğimiz günlerde CHP’li belediye başkanlarının aralarında olduğu sanıkların ‘Aziz İhsan Aktaş Davası’ adı altında yargılandıkları, yeni yapılan Türkiye’nin en büyük salonu eklendi.
KCK davaları sırasında ‘düşman ceza hukuku’ kavramını sıkça duyardık. O davalarla bağlantılı olarak Kürt basınında kullanılmaya başlanan bir kavram da ‘siyasi soykırım’ kavramıydı. Adil bir yargılama hukukunun temel gereği olan masumiyet karinesinin devre dışı bırakıldığı yargılama tablosuna işaret etmek için kullanılan bu kavramın, Arendt’in kavram düzeyine yükselttiği ‘kötünün sıradanlığı’ ile akraba bir vurgu olduğunu söyleyebiliriz.
Bu yazı yazıldığında soruşturma aşaması devam eden, gözaltındaki Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik aracılığıyla ilettiği mesajında, “Bana oy verenlerin başını eğecek bir şey yapmadım, yapmam” ifadelerini kullandı. İBB Davası’nda tahliye edilen son dokuz isim arasında bulunan Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık da, 4 Haziran günü yaptığı savunmasında “Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı” ifadelerini kullanmıştı. Bu ifadenin, CHP’nin başına mahkeme kararıyla kayyım olarak atanan, partinin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından kullanılan ‘arınma’ vurgusuna bir yanıt olduğu açıktı. Akpolat’ın vurgusu da benzer bir içeriğe sahip.
Silivri’deki İBB Davası ve CHP’li başkan, yönetici ve çalışanlarının yargılandığı diğer davaları izlerken denk geldiğimiz Ali Ercan Akpolat’ı, Adalar Belediyesi ile ilgili mali inceleme başlatıldığı haberlerinin gündeme gelmesinin ardından Silivri’de İBB Davası’nda görmüştük. Yaptığımız kısa konuşmada henüz sorunlu bir durum olmadığını ifade etmişti. O kısa sohbette, Akpolat’ın, arkadaşlarının 15 aydır tutuklu yargılandıkları davalarda masumiyet karinesinin ayaklar altına alındığı uygulamalar sürerken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘aklanın da gelin’ anlamına gelebilecek tavrından rahatsız olduğunu hissetmiştim.
Gözaltıların ardından Adalar Belediyesi tarafından yapılan açıklamadaki şu vurgu da CHP davalarının gelmiş olduğu aşamadan duyulan rahatsızlığı doğal bir ifadesi: “Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesinin esas olduğunu kamuoyuna önemle hatırlatmak isteriz. Yargı makamlarının görev alanına ve bağımsızlığına saygı duymakla birlikte, sürecin adil, şeffaf ve hukukun evrensel ilkelerine uygun şekilde yürütülmesi en büyük beklentimizdir.”
Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu'nda 17 Haziran 2026'da 107'ye karşı 381 oyla kabul edilen ve Adalet Bakanı Akın Gürlek için yaptırım talebi de içeren 2025 Yılı Türkiye Raporu, İBB davaları bağlamında, iktidarın yargı eliyle siyaseti dizayn hedefine dikkat çekiyor.
Ancak gelinen aşamanın artık siyaseti dizayndan öte, iktidarın muhalefete yönelik yargı üzerinden sürdürdüğü bir ‘siyasal şiddet’ süreci olduğunu vurgulamak gerekiyor. En öz ifadesiyle, yargı eldiveni giydirilmiş faşizm. Arendt’in soykırımın, kavram düzeyine yükseltilmiş tekniklerini tarif için kullandığı ‘kötünün sıradanlığı’, bugün Türkiye’de iktidarın bekası için ana muhalefet partisinin kolunu kanadını kırarak onu birinci parti haline geldiğine pişman etme yöntemleri olarak devrededir.
Evrensel'i Takip Et