Tavukta vatandaş neyi görmeli?
Tavuk, hiçbir kısmı çöpe gitmeyen dünyadaki ender ürünlerden biridir. Hatta “tavuğun çöpü olmaz” diyerek anlatılan tavukçuluk sektöründe eti ve yumurtasına ek olarak ayağı, kafası, tüyü, gübresi yani her şeyi ticaret malıdır.
Ayağı içerdiği kolajen nedeniyle Asya ve Afrika ülkelerinde çorba, güveç ve atıştırmalık olarak kullanılır. Evcil hayvan maması, kolajen takviyesi, organik gübre, kemik unu vs pek çok alanda kullanılır. Kafası hayvan yeminde kullanılır. Tüyü ise hayvan yemi, organik gübre, yapı izolasyon malzemesi, dayanıklılığı artırmak üzere tüy katkılı hafif kompozit malzemeler, sentetik liflerle karıştırarak iplik ve dokuma sektöründe, petrol ve yağ atıklarının temizlenmesinde, yara sargısı ve plastik üretimi gibi pek çok alanda kullanıldığı biliniyor.
Tavuk yan ürünleri denilen sakatattan elde edilen yılda ortalama 300 bin ton tavuk yemi, yasal olarak üretiliyordu. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok yerinde (hayvansal protein kaynağı olarak) tavuk ölüsü ve sakatattan yem yapılması yasaklanınca Türkiye’de de 2016’da yasaklandı. Yasa dışı olarak yem yapılıp yedirilmesi ise ne kadar denetleniyor tartışmalı. Tavuktan geriye sadece gübresi (dışkısı) kalır ama o da en değerli organik gübredir ve tarımda, biyogaz üretiminde ve peyzajda (hızlı çimlendirmede) kullanılır.
Türkiye’de 2024 yılında 1,4 milyar adet tavuk kesilmiş ve 2,5 milyon ton tavuk eti üretilirken 371 bin ton tavuk eti (796 milyon dolarlık) ihraç edilmiş. Aynı dönemde 1 milyon 300 bin ton (21,1 milyon adet) yumurta üretilirken yaklaşık 198 bin ton ihracat yapılmış. Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği (BESD-BİR), sektörün yıllık cirosunun 5,5 milyar dolar olduğunu belertiyor.
Rakamları arka arkaya sıralayınca herkes, bu kadar çok kazanan tavuk şirketlerine operasyon çekmekle Sarayın iyi bir şey yaptığı düşünülebilir. Fakat sarayın derdi halkın ucuz tavuk yemesi değildir. Geçen hafta da yazdığımız gibi ilan ettikleri Orta Vadeli Programda (OVP) fiyat istikrarı ve hedef enflasyon hedeflerinin, artan gıda fiyatları nedeniyle bozuluyor olmasıdır.
Sarayın artan tavuk fiyatlarına müdahalesi ilk değil. Ramazan öncesi de tavuk şirketlerini arayarak, ramazanda fiyatlar artıyor denilmemesi için fiyat attırmayın denildi. Tavuk şirketleri artan maliyetler nedeniyle zam yapmak zorundayız diyerek fiyatları yüzde 15-20 artırdılar. Saray iktidarı da Şubat’ta tavuk ihracatını durdurdu. 100’e yakın ülkeye İhracat yapan tavuk şirketlerinin ciroları düşerken üretimi de kısmaya mecbur kaldılar.
Gelinen noktada ne tavuk ne de yumurta fiyatı düşmedi. Saray rejimi de Mehmet Şimşek tarafından uygulanan IMF’siz IMF programının, hedeflenen enflasyondan şaşılmasına sebep olan tavuk şirketlerine operasyon çekti. 8 ilde 29 kişinin gözaltına alındığı operasyonda 13 şirkete denetim kayyumu atandı. Operasyondan ve kayyum atamasından hızla çark eden saray iktidarı haksız fiyat artışına sebep gördükleri 29 kişiyi serbest bırakırken, 7 gün sonra da denetim kayyumunu kaldırdı.
Aslına bakarsanız saray iktidarı daha önce de et şirketlerine operasyon çekmişti. Mart ayında medyanın “büyük operasyon” diye verdiği ve Tarım Bakanlığının suç duyuru ile 8 ilde yapılan operasyon sonucu 30 kişi gözaltına alınmıştı. “Ürünleri depoda tutarak kıtlık algısı oluşturuyorlar, et fiyatlarını yükseltiyorlar” diyerek yürütülen operasyon sonucu ne oldu belirsiz. Gözaltılar sonrası ne oldu, kime ne dava açıldı ne yaptırım uygulandı belirsiz. Olsun saray iktidarı et şirketlerine operasyon çekti diye yazıldı, halk da sarayı alkışladı et ucuzlamasa da olur.
AKP kurmaylarının “bu operasyon gıda enflasyonunun hükümet politikalarından değil, piyasa aktörlerinden kaynaklandığını ortaya koydu, vatandaş da bunu gördü” sözleri sonuçtan bağımsız saray iktidarının amacına ulaştığını ortaya koyuyor.
O zaman soru şu; tavukta vatandaş neyi görmeli? Civcivde yüzde 85 dışa bağımlı bir ülkede, tavuğa yem diye yedirilen soya, mısır, ayçiçeğinin ithal edildiği koşullarda ucuz tavuk ve yumurta zaten mümkün değil. Uygulanan tarım politikaları köylüyü tarımdan koparmakla kalmadı, köylerde tavuk da bırakmadı. Çiftçiyi tarımdan koparıp üretime küstüren dolayısıyla da köylerde kümesleri yıktıran, köylüye bile tavuk şirketlerinin tavuğunu yediren politikalar devam ettiği sürece tavuk ve yumurtanın ucuzlaması mümkün değil. Hal böyle olunca tavuk şirketleri, 30 günden sonra her geçen dakikada boşuna yedirilen yem olduğunu hesaplayarak yedirdiği yemi, harcadığı elektriği, çiftliğin diğer giderlerini, işçi ücretlerini hatta reklam giderlerini de ekleyerek tavuk fiyatını belirliyorlar. Fırsatçılar 1,5-2 yaşına gelmiş ve yumurtalamada verimsizleşen kart tavukları köy tavuğu diye, yumurtasına da tavuk gübresi bulaştırarak köy yumurtası diye katbekat fazla fiyata satıyorlar.
Aldıkları arka arkaya teşvik, hibe, kredi, vergi istisnası, ithalat ve ihracat destekleri vb kolaylıklarla beyaz ve kirmızı et şirketleri başta olmak üzere gıda tekelleri servetlerine servet katarken halk pahalıya tüketiyor.
İster civciv ister yem isterse de tarım ilacı, veterinerlik ilaç ve aşıları olsun ithalata bağımlılık bitirilmediği sürece gıda ucuzlamaz.
Tarım ürünlerinde fiyat dengelemesi adı altında, ithalatla tarım terbiye edilmeye çalışıldığı sürece gıda ucuzlamaz.
Girdi maliyetleri ucuzlatılarak, üretim desteklenmediği sürece gıda ucuzlamaz.
Ülke köylüsü, ürettiği üründen para kazanmadığı sürece gıda ucuzlamaz.
Üretim değil ithalat, köylü değil şirketler desteklendiği sürece gıda ucuzlamaz.
Çiftçi ürettiği üründen para kazanamazsa üretim olmaz. Üretim azalıp, şirketler tarıma hakim oldukça gıda ucuzlamaz.
Milyonlarca köylüyü üretimden kopararak birkaç bin şirketin insafına bırakılan ülke tarımı ve halkın gıda ihtiyacının ucuz, temiz ve sağlıklı olarak karşılanması mümkün değildir.
Evrensel'i Takip Et