22 Haziran 2026 00:06

Prosfygıka Komünü: Bir mahalleyi anlamak, bir yaşamı savunmak

Bazı yolculuklar bir ülkeye değil, insanlığın ortak vicdanına yapılır. Geçen hafta, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği adına oluşturulan bir heyetin Atina'ya gidişi böyle bir yolculuktu. Davetin nedeni sıradan değildi: Atina'nın merkezindeki Prosfygika komününde yaşayan Aristotelis Chantzis, yaşam alanlarını, dayanışma kültürlerini ve öz-yönetim deneyimlerini korumak amacıyla yüz otuz beş günü aşan bir açlık grevi sürdürüyordu.

Türkiye açısından bu davetin ayrı bir anlamı vardı. Çünkü Türkiye, açlık grevleri ve ölüm oruçları konusunda ağır bir toplumsal hafızaya sahip ülkelerden biridir. Hekimlerimiz, insan hakları savunucularımız ve ailelerimiz, uzun yıllar boyunca açlığın yalnızca bir protesto biçimi değil, aynı zamanda bedeni geri dönüşsüz biçimde tüketen bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendi. Elektrolit bozuklukları, kalp ritim sorunları, kas kayıpları, nörolojik hasarlar, Wernicke-Korsakoff sendromu ve ölüm riski; bunların hiçbiri teorik bilgiler değildir. Bu nedenle Atina'daki çağrı, yalnızca tıbbi uzmanlık talebi değil, acının bilgisini paylaşma çağrısıydı.

Prosfygika'nın hikayesi ise başlı başına bir tarih anlatısıdır. Atina'nın Alexandras Caddesi üzerinde bulunan sekiz bina bloğu, 1933-1935 yıllarında Anadolu'dan gelen mülteciler için inşa edildi. Bugün burada farklı etnik, dini, kültürel ve siyasal geçmişlerden gelen yaklaşık dört yüz insan yaşıyor. Son on altı yılda bu insanlar, dayanışma, doğrudan demokrasi, ortak üretim ve karşılıklı yardımlaşma ilkeleri üzerine kurulu bir yaşam pratiği geliştirdiler. Sağlık merkezi, eğitim faaliyetleri, kültürel etkinlikler, gıda üretimi ve paylaşım ağlarıyla yalnızca bir konut alanı değil, alternatif bir toplumsal yaşam modeli oluşturdular.

Bugün ise bu yaşam alanı ciddi bir tehditle karşı karşıya. Yunanistan'da merkezi ve yerel yönetimlerin desteklediği dönüşüm projeleri kapsamında bölgenin boşaltılması ve soylulaştırılması planlanıyor. Topluluk üyeleri bunu yalnızca bir kentsel dönüşüm girişimi olarak değil, aynı zamanda kurdukları yaşam biçiminin tasfiyesi olarak görüyorlar. Aristotelis Chantzis ve Suzon Doppagne'in açlık grevi de bu bağlamda ortaya çıktı. Kendi ifadeleriyle bu karar, ani bir tepkinin değil; yıllara yayılan bir mücadele deneyiminin ve kolektif sorumluluk duygusunun ürünüydü.

Açlık grevleri üzerine konuşurken çoğu zaman siyasi talepler öne çıkar. Oysa hekim açısından ilk görülen şey insandır. Dünya Tabipler Birliği'nin Malta Bildirgesi'nin de vurguladığı gibi, açlık grevindeki bireyin özerkliği ve bilgilendirilmiş onamı korunmalıdır. Hekimin görevi açlığı sona erdirmek için baskı yapmak değil, kişinin iradesine saygı gösterirken yaşamını korumaya çalışmaktır. Bu nedenle Atina'daki ziyaretin amacı herhangi bir taraf tutmak değil; yaşam hakkını savunmak, bağımsız tıbbi değerlendirme yapmak ve olası geri dönüşsüz sağlık sonuçlarına dikkat çekmekti.

Ancak bu hikayeyi önemli kılan yalnızca açlık grevinin kendisi değildir. Belki daha önemlisi, bu dayanışmanın Türkiye ile Yunanistan arasında kurulmuş olmasıdır. Prosfygika'nın kuruluş hikayesi zaten Anadolu'dan gelen mültecilerle başlıyor. Bir zamanlar Ege'nin doğu kıyılarından koparılan insanların torunlarının yaşadığı bir mahallede, bugün Türkiye'den gelen hekimlerin yaşam hakkını savunmak için Yunanistan’daki hekimler ve kurumları ile buluşması tarihin kurduğu ince bir köprü gibidir.

Ege'nin iki yakası uzun yıllar boyunca savaşların, zorunlu göçlerin, milliyetçi anlatıların ve karşılıklı korkuların gölgesinde yaşadı. Fakat halkların hafızası çoğu zaman devletlerin hafızasından daha uzun ömürlüdür. Aynı ezgiler farklı dillerde söylenir. Aynı sofralarda benzer yemekler paylaşılır. Aynı acılar farklı alfabelerle kayda geçirilir.

Bu nedenle Atina'da açlığın ortasında kurulan temas, yalnızca bir tıbbi heyetin ziyareti değildi. Bir halkın acı deneyiminin başka bir halkın mücadelesiyle buluşmasıydı. Açlık grevi Türkçe ya da Yunanca yaşanmaz; insan olarak yaşanır.

Belki de komşuluk tam burada başlar. Ve belki barış dediğimiz şey de tam olarak budur: Bir sınırın öte yanında ölüm riski taşıyan bir insan ve yaşam biçimleri gıkımla sınanan bir topluluk için yola çıkabilmek. Birbirimizin acısını, kendi derdimiz kadar önemli görebilmek. Çünkü insan bazen ekmeği paylaşarak kardeş olur. Bazen de açlığın ve adaletsizliğin karşısında birlikte durarak.

19 Haziran’da Dr. Şebnem Korur Fincancı, Dr. Hakan Gürvit ve ben TTB -TİHV adına Yunanistan hekim örgütleri ile ortak bir basın açıklaması yapmış olduk. Muhtemelen sevgili Şebnem’in kaleminden birlikte okuyacağız.

Sağlıcakla kalın.

Zeki Gül

Prosfygıka Komünü: Bir mahalleyi anlamak, bir yaşamı savunmak
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et