Versay mutabakatı ve emperyalizmin krizi
18 Haziran 2026’da ABD Başkanı Trump’ın Fransa’daki Versay Sarayı’nda İran’la mutabakat zaptını imzalamasıyla ABD-İran savaşı fiilen durduruldu. Bu mutabakat, nihai bir barış anlaşmasından çok, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, ablukanın kaldırılması ve kalıcı anlaşma için 60 günlük müzakere sürecinin başlatılması anlamına gelen geçici bir ateşkes çerçevesi olarak görülebilir.
Mekânın sembolizmi açıktı. Versay, Birinci Dünya Savaşı sonrasında galiplerin mağlup güçlere düzen dayattığı tarihsel bir sahne olarak bilinir. Belli ki Trump da bu sahneyi, savaşı bitiren lider görüntüsü vermek için kullandı. Ancak kamuoyunda doğru bir şekilde tartışıldığı gibi, esasında mağlup olan ABD.
ABD neden kaybetti?
ABD’nin kaybı askeri yenilgi anlamına gelmiyor. ABD ve İsrail İran’a yönetim kademesinin kilit isimlerinin ortadan kaldırılması gibi ağır darbeler indirebildi. Buna rağmen ABD askeri üstünlüğünü siyasi sonuca çeviremediği için kazanamadı.
ABD neden kaybetti sorusuna dönelim. Öncelikle savaşın başlangıç hedefi gerçekleşmedi. ABD ve İsrail’in hesabı, İran’a ağır darbeler indirerek rejim içinde çözülme yaratmak, İran’ı geri adım atmaya zorlamak ve yeni bir bölgesel denge kurmaktı. Bu hesap tutmadı. Dış saldırı, rejimi kısa vadede çözmedi, tersine savunma refleksini güçlendirdi.
İkinci neden İran’ın ABD’nin tahmin ettiğinden çok daha stratejik adımlar atması oldu. İran ilk şokun ardından, savaşı ABD’nin istediği zeminden çıkararak jeoekonomik bir karşı strateji kurdu. Bu denklemde ABD askeri kapasite farkı üzerinden sonuç almaya çabalarken, İran ise Hürmüz Boğazı’nı ve enerji akışlarını merkeze alarak çatışmayı jeoekonomik alana taşıdı. Böylece savaşın maliyeti İran sınırlarını aştı. Küresel kapitalizmin enerji, petrokimya ve üretim ağlarına yayıldı.
Üçüncü neden, ABD’nin müttefiklerini tam olarak hizalayamaması oldu. Avrupa büyük ölçüde seyirci kaldı. Körfez ülkeleri ABD güvenlik şemsiyesinin maliyetini yeniden gördü. Bu durum hegemonik krizin en önemli göstergesi. Bırakın karşıtlarının rızasını almayı, müttefiklerinin onayını dahi kazanamayan bir ABD ile karşı karşıyayız.
Sonuç da ABD’nin hedeflediği türden bir teslimiyet olmadı. Versay Mutabakatı, İran’ın koşulsuz geri çekilişi ya da ABD’nin bölgeyi kendi istediği gibi yeniden düzenlemesi anlamına gelmedi. Hatta bunun tam aksinin yani İran’ın, yaşadığı ağır yıkıma rağmen, savaş öncesine göre daha güçlü ve pazarlık gücü artmış bir bölgesel aktör haline geldiği bile ileri sürülebilir.
Hiyerarşi yönetiminin sınırı
Emperyalizm bir küresel hiyerarşi yönetimidir. Hangi ülkeler enerjiye güvenli erişecek? Kim kritik teknolojileri kontrol edecek? Kim düşük faizle borçlanacak, kim yüksek risk primi ödeyecek? Kim tedarik zincirlerinde yüksek katma değerli alanlara yerleşecek? Gibi sorular, devletler ve sermayeler arasındaki hiyerarşiyle belirlenir.
ABD’nin İran savaşıyla yapmak istediği şey buydu: Bölgesel askeri dengeyi değiştirerek enerji hatlarını, güvenlik mimarisini, sermaye akışlarını ve siyasi hizalanmaları pekiştirmek.
Ancak bu hamle geri tepti. Küresel hiyerarşiyi yönetmek için kullanılan araçlar, hiyerarşinin üzerinde yükseldiği maddi ağları istikrarsızlaştırdı. Enerji akışlarının kesintiye uğraması, üretim zincirlerinin bozulması, finansal piyasaların baskı altına girmesi ve bağımlı ekonomilerin borçlanma maliyetlerinin artması bu çelişkinin farklı görünümleri.
Emperyalizmin krizi
ABD’nin İran yenilgisi, bize emperyalizmin güncel krizini gösteriyor. ABD hegemonyasındaki göreli aşınmaya verilen yanıt daha fazla savaş, yaptırım, gümrük tarifesi, teknoloji yasağı ve finansal baskı oluyor. Ancak ABD’nin gerileyen hegemonyasını yeniden kurmak için geliştirdiği bu araçlar, ironik bir şekilde küresel düzenin dayandığı maddi ağları daha kırılgan hale getiriyor. ABD’nin güncel çelişkisi burada.
Versay Mutabakatı bu nedenle barıştan çok krizin belgesidir. ABD hâlâ merkezdedir. Fakat merkezde durmak artık düzen kurmaya yetmiyor.
Evrensel'i Takip Et