Trump’ın sportif mirası
Geçen hafta Beyaz Saray tarihte ilk kez bir profesyonel spor etkinliğine ev sahipliği yaptı. ABD Başkanı Donald Trump, 80. doğum günü (ve ABD’nin kuruluşunun 250.yılı) kutlamaları kapsamında Güney Bahçesi’ne bir ring kurdurdu ve 4 bin 300 davetliyle birlikte UFC dövüşlerini izledi. Kimler yoktu ki o davetliler arasında… Trump’ın, arasında Mark Zuckerberg’in de olduğu “broligark” teknoloji milyarderleri, önde gelen aşırı sağcı dijital yayıncılar, sağ siyasetin “kuduruk” figürleri ve elbette UFC CEO’su Dana White.
Trump’ın Beyaz Saray’da kafes dövüşü “oynatması”, başkanlık konutuna çok daha yüksek kültür etkinliklerini layık görenleri üzdü elbette. Kimi Cumhuriyetçilerin ve Demokratların yaşadığı bu hayal kırıklığına hak vermek mümkün değil. Çünkü Beyaz Saray’da işlenen “günahlar” listesinde, bir UFC etkinliği ilk bine dahi giremez. Ama Trump için bu etkinlik basit bir doğum günü dileğinin gerçeğe dönmesi de değildi. Trump, Amerikan tarihinin sporla en haşır neşir başkanı. Öyle Barack Obama gibi sportif bir figür falan değil, eline top verseniz bomba zanneder ama spora dair ahkam kesmeyi ve sporu politik bir araç olarak kullanmayı pek seviyor. Bu konuda yerleşik kalıpları yıkmaktan da çekinmiyor. Kasım 2025’te, 50 yıl aradan sonra bir NFL normal sezon maçına giden ilk ABD Başkanı olmuştu. Amerika Açık (tenis) finalinde, NCAA güreş şampiyonalarında, araba yarışlarında boy gösterdi. Ve son olarak Madison Square Garden’a giderek NBA finallerinde tribüne oturan ilk başkan unvanını elde etti. Trump bir New Yorklu ve Knicks’in sahibi James Dolan da ona çok yakın bir isim ama bunlar, millî marş sırasında asker selamı veren görüntüsü ekrana getirildiğinde yuhalamaların yükselmesini engelleyemedi.
Trump, henüz genç denebilecek 2015 çıkışlı “sportswashing” (sporla aklanma) kavramını tanımlayan siyasi liderlerin başında geliyor. Ulusal hokey takımı şampiyon olduğunda bunu kendi idaresi altında “Amerika’nın yeniden winner kimliği kazanması ”na da bağlayabiliyor, spor sahaları kendi dünya görüşüne aykırı protestoların sahnesi olduğunda “politik olan ve olmayan”, “vatanseverlik ve hainlik” gibi dikotomilerin sınırlarını da belirleyebiliyor. Bu uğurda medyasını harekete geçiriyor ve kendi ajandasını sosyal medya ordularıyla birlikte politik bir kuşatmaya çeviriyor. Birkaç yıl önce ABD spor ortamının ne kadar politize olduğunu, bugünse o politik atmosferin önde gelen isimlerinin (LeBron’undan Curry’sine) adının sadece İsrail yandaşlığıyla anıldığını unutmayalım. Onun “Shut up and dribble” (sus ve topunu oyna) dediği herkes bugün uysal birer kedi gibi. Trump, özellikle de UFC’nin de aralarında olduğu MAGA gençliğinin aktif olarak takip ettiği dövüş sporlarındaki etkinliğiyle politik bir kimlik savaşı yürüttü ve kazandı. Bugün geçen hafta izlediğimiz o UFC etkinliğinin davetlisi milyarderler takımıyla (çoğu teknoloji patronu) kendisini ve ideolojisini dünyanın her yerine sokabileceğini biliyor.
Geçen hafta değindiğim üzere, ABD’nin 2026-2028, Dünya Kupası ve Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapıyor olması biraz da bu yüzden kritik. Trump, 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları için Kaliforniya’yı arşınladığında yüzü hiç kızarmadan birinci hedef olarak “evsizleri güzel kumsallardan uzaklaştırma ”yı gösterebiliyor. Bunu, Los Angeles’ı olimpiyat oyunları gerekçesiyle “Ulusal Özel Güvenlik Etkinliği” (NSSE) ilan eden ve Trump’a çok güçlü bir şiddet enstrümanı bırakan Joe Biden ve Demokratlar bu açıklıkla dile getiremez. Ama Trump yapar işte! Tıpkı Erdoğan, Bolsonaro, Milei ve niceleri gibi. O, çağının bir simgesi ve bu yıl görevden ayrılmak zorunda kalsa dahi 2028’de değişen pek bir şey olmayacak.
Ezcümle bugün ABD’nin Dünya Kupası, vize yasakları, ICE terörü, çatılardan sarkan keskin nişancılar gibi kimilerine “çirkin” gelen görüntülerle anılıyor olsa da günün sonunda FIFA da Trump da broligarklar da bugün tüm bunlara muhalifmiş gibi görünen medya da tek bir şeye bakar: Turnuvanın yarattığı gelir. Halka, sporseverlere hiçbir faydası olmasa da yapılacak ve “satın alınacak” propaganda biçimi belli. Sporun bu en “rantlı” hâline tam biat isteniyor ve bunun için de Trump tipi -kendi halkına tam biat dayatan- liderlerden daha uygunu bulunamaz. FIFA Başkanı Infantino’ya “Kısa bir zaman diliminde birden fazla Super Bowl düzenleme şansı verdiği için” Dünya Kupası’nı çok sevdiğini söyleyen Trump ve ABD 2026-2028, geleceğin mega spor organizasyonları için yol haritasını hazırlıyor. FIFA ve IOC’nin tercihi de her zaman için Trump’lar* olmaya devam edecektir.
*Belki de bu köşede en çok hatırlattığımız alıntıya bir kez daha başvuralım. Ne demişti FIFA Genel Sekreteri Jerome Valcke: “Kulağa çılgınca gelecek bir şey söyleyeceğim ama dünya kupası organize etmek için daha az demokrasi bazen daha iyidir… 2018’de Putin’in yapabileceği gibi karar alabilen çok güçlü bir devlet başkanınız olduğunda… Bu, biz organizatörler için daha kolay oluyor.”
Evrensel'i Takip Et