20 Haziran 2026 00:10

Bir süredir ruhumuz dahi duymadan, ya da kasıtlı olarak ruhumuza duyurulmadan kamusal alanda olağanüstü kararlar alınıp uygulanarak derin savrulma yaşanırken, ya da halkımıza yaşatılırken ülkenin gerek ekonomik gerek sosyal alanda nerelere sürüklendiğimizi idrakten uzak tutuluyoruz. Bu süreci böylesine işleten siyasi yapının ne kadar kasıtlı olduğunu iddia etmek ciddi kanıt ister, ancak kanıtsız şunu söyleyebiliriz ki, bu savrulma ile gerek dış, gerek iç sahada ülke üzerinde örtülü ya da açık hedefi olanlara fevkalade imkanlar sunulmaktadır. Siyasetle iş birliği içinde bu talkımı siyasete verenler ve servetine servet katan bilim düşmanı sözde hukukçular bilmiyorlar mı ki, denetimsiz tek adam rejiminin başına peygamberi koysanız, o dahi şaşırabilir!

O zaman bu sistemi kim istedi de, 2000’li yılların başında böyle bir proje siyasi yapı, ekonomiyi krizden kurtarma adına IMF-Derviş projesiyle de desteklenerek görevlendirip iktidara taşındı. Böylece, salt söz konusu siyasi kadro iktidara taşınmakla kalmadı, aynı zamanda da muazzam bir emperyalist ekonomi programı siyasetin emrine verildi, hatta ilk anlarda yaşanan ufak çöküşler dahi program dışı ilavelerle takviye edilme yoluna gidildi! Gerek İsrail, gerek Ortadoğu ve onun içine yedirilen Kürt meselesi, halkın kısmi direnişleri arasında sürdürülür konumda tutulmaktadır.

Bu iki meseleyi toplum nezdinde dengeleyebileceği düşünülen destek konu da, Yeşil Kuşak projesinin günümüz koşullarında farklı biçimlendirilişi olarak bu kez ılımlı İslam projesinin devreye alınması oluşturur. Bu konuda Türkiye uygun ajan, var olan siyasiler de uygun araç olabilirdi. Sanki görevlendirilen partiden önce insanımız dinsizdi ya da İslam dışı inançlara sahipti de, görevlendirilen yeni iktidar sayesinde elhamdülillah halkımız İslam’a kavuştu, aynı zamanda krizdeki dünya kapitalizmine kapı açarak “hizmet” görevini yerine getirmeye yönlendirildi! Samimi Anadolu insanımızın inancı doğrultusunda zaman içinde geliştirilmiş asil ve terbiyeli kıyafet tarzı, parti rozetini andırırcasına, ne olduğu belirsiz, tek tip zevksizlik görüntüsüne dönüştü. Kasıtla girilen bu yol, aslında emperyalizm adına müthiş bir başarı idi; zira İslam kendi anlam ve özellikle de felsefesiyle ayağa kalkacak olursa, Sovyet ve Çin belasından kurtulmuş olan Batı’nın başına belki de daha güçlü ve gözünü kırpmadan canlı bomba dahi olabilen kamikaze belası açılmış olacaktı! Üstelik de, böylesi potansiyel, giderek çöken ve çevreden başlayarak yoksullaşan kapitalizme karşı hızla yayılabilecek bir yeni yapılanma oluşturabilir ve kapitalizmle bütünleşmiş Türkiye bu potansiyel volkanı massederek, İslam dünyasına aktarabilecek en fedakar toplumsal ekonomi olabilirdi. Fakat bir nokta eksik kalıyordu; bu proje gereği, kendi sükuneti ile seyreden Türkiye’nin ibresinin ters döndürülmesi ve kültürü, hatta ibadet biçimi ile İslam dünyasına sempatik gözükecek bir konuma oturtulması gerekiyordu. Kural budur; bir topluma casusu sokulmak istenirse, bu işe koşulanlar aynı potaya koyulur ki, zeytinyağı gibi su yüzüne çıkmasın! Bugünkü şanssız siyasi oluşumu sürdüren siyasi yapı, emperyalizm altında çok büyük bir suç ve günah işlemektedir. Hem de bu günah salt ülkenin geleceğine yönelik olmayıp, aynı zamanda bizzat işbaşındaki siyasi kadronun ve kendilerinin de muhtemel geleceğine karşı işlenmiş bir suç ve günah niteliğindedir!

Siyasi iktidar kendine şu ana prensibi şiar edinmelidir ki, siyasi iktidarlar, geçici süre için işbaşındadır, fakat devlet değildir. Yanlışlık şuradadır ki, AKP siyasi kadrosu tek-adam rejimi görüntüsünde devlet imajı ile icraatını sürdürmektedir. Oysa, AKP kadrosu şunu çok net bilmek zorundadır ki, devlet olmak başka bir şeydir, devlet çatısı ve kuralları altında politika yapmak ise tamamıyla başka bir şeydir. Devlet olmak siyasi partilerin gücünü de, haddini de aşar. Zira bir siyasi kadronun devlete dönüşmesi basit ve şekli bir değişim değil, ciddi bir dönüşümdür, yani bir tür metamorfoz olayıdır. Siyasete akıl veren ve bugünkü sistemde hizmeti olan pozitif hukukçuların da anlaması gereken nokta şudur ki, siyasilerin fiili uygulamalarının yasalaştırılması, hatta anayasallaştırılması sorunu çözmez, ancak derinleştirir ve karmaşıklaştırır. Zira salt yasalarla sistem değiştirilemez. Şekli anlamda yasa sistemi oluşturamaz ya da değiştiremez, organik olarak sistem yasaları oluşturur! İktidardaki bir siyasi partinin devlet olma çabası tümüyle bir siyasi sistem, hatta rejim değişimidir. AKP’nin tüm muhalefeti dağıtma çabası, salt siyasi çatışmanın ötesinde, siyasi kademeden devlet kademesine çıkma merdivenlerini döşeme eylemidir ki, bu durum şekli hukuka uydurulsa da, açıkça organik anlamda bir anayasa ihlalidir. Bu meşum ve etkili bir denetim sistemi olmayan topal ördek misali ucube sistem amaca uygun şekli anlamda bir anayasa ile oluşturuldu. Bu anayasayı yapanlar da, kabul edenler de bu yıkılışın mimarıdırlar, ancak ne çare ki, yıkıntının altında hepimiz kalmaktayız.

Şimdi gelelim baştaki noktalara ve meseleyi daha düzgün tartışalım. Türkiye bir tek adam rejiminde sürüklenmiş bulunmaktadır. Çünkü istenen budur; bunun için iktidarlar projelendirilir, emrine paralar da verilir, hatta örtülü ya da açık destekler de. Bu arada en dost bilinen ülkelerle çatışma da yaşanır ya da yaşatılır, zira senaryonun bir boyutu da budur. Hal böyle olunca, içinde debelendiğimiz sistem ne rastlantısaldır, ne de düzeltilebilecek bir yanlışlık! Bu sistem oluşturulmuştur ve maalesef, oldukça başarılı bir şekilde kendi yolunda ilerletilmektedir. Parlamento işlevsizleştirilmiş, adalet araçsallaştırılmış ve çökertilmiş, medya teslim alınmış, eğitim kasıtlı olarak çökertilmekte ve en acısı toplum bölünmektedir. Güdümlü götürülen bu sistemde parlamentonun da, parlamentoda muhalefetin de niçin hâlâ var olduğu meselesi meçhuldür; bu durum bir perdeleme midir, yoksa danışıklı dövüş müdür!

Hal böyle iken, ekonomi, pandemi, ya da anlık dış veya iç siyaset işleri ikinci derecede kalır. Zira sorun memleket meselesi olunca, gerisi teferruattır. Siyasetin işletilmesinde bir yanlışlık yoktur; yanlışlık ülke ve halkımız aleyhine kurgulanmış siyasettedir. Bu siyaset halkımıza hizmet etmemektedir, mantığı ve kurgusu doğrultusunda edemez de, zaten amaç da bu değildir. Halen var olan ülke serveti, onu da aşarcasına gelecek potansiyel servetler de günlük parıltılar yaratılarak emperyalizme peşkeş çekilirken, sorunlar halkımıza arızı/geçici olduğu şeklinde yansıtılırken, bu yağmadan üst düzey atamalarla gününü kurtaranlar siyasi ve toplumsal çatlaklara yama vurarak işleri götürmeye çalışırken toplum kayıyor ve savruluyor. Bu yürüyüşün sonunu görmeliyiz, projenin alt detayları ile değil, bizzat emperyalist etki ve yönlendirme ile mücadele etmeliyiz. Bu bağlamda, sermayenin ulusalı da olmaz, siyasetin yerli ve millisi de! Güdülenmiş ve bu amaca yönlendirilmiş siyasilerin görevlendirilmiş olduğu bir sistemde denetim mekanizmasının olmaması doğaldır, olması amaca terstir; anlamamız gereken nokta tam da budur!

Artık aynı gemide olduğumuzu idrak ederek, kısır çekişmelerden uzak olarak, demokratik ve adil kalkınma yoluna girmemiz gerekmiyor mu!

İzzettin Önder

Savruluyoruz
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et