19 Haziran 2026 00:09

G7 zirvesi, İran mutabakatı ve ABD’nin güç kaybı

Fransa’nın önemli tatil beldesi Evian-les-Bains’de pazartesi başlayan ve çarşamba günü sona eren G7 zirvesi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın katıldığı önceki zirvelere göre daha sakin ve uyumlu geçti. Trump, geçen yılki Kanada zirvesinden, Ortadoğu’daki gelişmeleri gerekçe göstererek erken ayrılmış, sonuç bildirisini de imzalamamıştı. Bildiride altı ülkenin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’yı sert şekilde mahkum etmesi Trump’ın hoşuna gitmemişti.

Fransa zirvesinde ise Trump’ın onayıyla Rusya’ya yönelik yeni yaptırım kararları alındı. Bir yıl içinde yaşanan bu değişimin birkaç önemli nedeni bulunuyor. Bunların başında ‘Ukrayna barışı’nın Trump’ın sandığı kadar kolay olmaması geliyor. Ne Rusya ne de Ukrayna, kendisini “Dünyanın kralı” ilan eden Trump’a güvendi. Bu nedenle Trump’ın Ukrayna’ya kısa sürede barış götürme hayali boşa düştü.

Alman basınında zirveye dair yer alan haberlerde en dikkat çeken, Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’ye soğuk davranışı oldu.

Beyaz Saray’dan, nadir elementler pazarlığı nedeniyle kovulan Zelenskiy, soluğu Avrupa ülkelerinin liderlerinin yanında almıştı. Trump ve ekibinin dikte ettirdiği anlaşma şartlarını Almanya, Fransa ve İngiltere’yi (E3 ülkeleri) yanına alarak karşı çıktı. Bu hamlesiyle Trump’a karşı bir koruma sağlarken, Avrupa ülkelerinin de elini güçlendirdi. G7 zirvesinde gelindiğinde ise, Rusya ile dolaylı müzakerelerde inisiyatif ABD’den Avrupa’ya geçmiş görünüyordu. Bu nedenle zirvenin Ukrayna bölümü asıl olarak Trump’ın Avrupa’nın Ukrayna barış planına destek verip vermeyeceği meselesi üzerine oldu. Zirvenin başladığı gün Lüxemburg’da AB-Ukrayna üyelik müzakerelerinin başlaması da tesadüf olmasa gerek.

Olup bitenlere bakıldığında Ukrayna ‘barış süreci’nde, ABD ve Trump’ın eli öncesine göre zayıflamış, Avrupa’nın güçlenmiş durumda denebilir. Trump’ın buna karşı ciddi bir alternatifi de bulunmuyor. Tek umudu, Putin’in, Avrupa’dan çok Trump’ın muhatap alarak ilerlemesi... Bu konuda da boş durmayan Avrupa, haziran başında Putin’in yakın dostu Almanya Eski Başbakanı Gerhard Schröder’i Kremlin’e göndererek bunun da önünü alma hamlesi yaptı.

Bütün bunlar, ABD ve Trump’ın Ukrayna savaşının bitirilmesi konusundaki inisiyatifinin kırıldığını, eskisi kadar güçlü olmadığını gösteriyor.

Benzer bir tablo İran’da da söz konusu.

28 Şubat’ta dört hafta içinde İran’ı yerle bir edeceği yemini eden Trump, dört ay sonra adeta pes etmek zorunda kaldı. İmzalanan 14 maddelik barış anlaşması açıkça ABD-İsrail’in yenilgisini tescil ediyor.

Trump’ın anlaşmayı G7 zirvesinden ABD’ye dönmeden Paris’te, Macron’un huzurunda Versay Sarayı’nda imzalaması ayrıca sembolik bir anlam taşıyor. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nı resmi olarak bitiren ve 28 Haziran 1919’da İtilaf Devletleri ile Almanya arasında imzalanan Versay Anlaşması, Almanya’ya ağır şartlar dayatmıştı. Paris Barış Konferansındaki müzakereler sonucunda şekillenen anlaşma metni, sarayın Aynalı Salonu’nda imzalanmıştı. Aynı salonda, Prusya liderliğinde 18 Ocak 1871’de Almanya’yı savaşa sürükleyen Alman İmparatorluğu (Deutsche Reich) kurulmuştu. Dolayısıyla Versay Sarayı’nda kurulan Alman İmparatorluğu’nun sonu aynı Aynalı Salon’da imzalanan Versay Anlaşması ile tescil edilmişti.

Trump’ın Versay Sarayı’nda imzaladığı ABD-İran mutabakat zaptı, ABD’nin sonunu getirmezse bile emperyalist piramitteki yerini sorgulama konusunda bir dönemeç olma özelliği taşıyor. Şartlarına bakıldığında, saldırgan ABD-İsrail ittifakının İran’daki hedeflerinin hiçbirine ulaşmadığı, kazanım diye sunabileceği bir şeyin olmadığı, İran’ın ise güçlenerek çıktığı görülüyor.

ABD’yi İran ile yenilgi anlamına gelen anlaşmaya mecbur bırakan koşullar arasında, G7’den, NATO’dan ve Avrupa’dan başlayarak müttefiklerinden beklediği desteği görmemesi önemli bir yer tutuyor.

Bu hafta içinde emperyalist paylaşım sahnesinde olup bitenler, masa başında hazırlanan emperyalist planların gerçek hayatta karşılık bulmasının kolay olmadığı bir dönemden geçtiğimizi gösteriyor. Ekonomik ve askeri olarak halen dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD emperyalizminin işgal planlarının, pek çok nedenden ötürü, gerçekleşme olasılığı öncesine göre çok daha zorlaşmış görünüyor. “Tek belirleyen” ABD artık her şeyi belirleyebilecek durumda değil. Yakın müttefik dediği Avrupa ülkelerinin kendi çıkarlarına göre hareket ettiği, ABD’nin çıkarlarının öne çıktığı durumlarda engel koyduğu hem Ukrayna hem de İran’da görüldü.

Ulaştığı gücün zirvesinden gerilemeye doğru ilerleyen ABD’nin önünde, yerini koruyabilmesi için çok fazla seçenek bulunmuyor. Müttefikleriyle daha fazla diyalog ile tek başına, daha kibirli ve öngörülemez bir dış politika arasındaki gidiş gelişler önümüzdeki dönemin en belirgin özelliklerinden biri olmaya aday. Ne var ki her iki seçenek de ABD için bir çıkış yolu sunmuyor. Diyalog, Avrupa’nın ağırlığını kalıcı kılarken, tek başına hareket müttefikleriyle arayı açarak yeni yenilgilere kapı aralıyor. Bu kıskaç, ABD emperyalizminin güç kaybetmesini kaçınılmaz hale getirmeye devam edecek.

Yücel Özdemir

G7 zirvesi, İran mutabakatı ve ABD’nin güç kaybı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et