İktidarda yerleşememe hali
Haklarını almak için Meclis önünde direnen özel öğretmenler, polis tarafından ite kaka gözaltına alınırken ‘hiç değilse bir gün’ Kudüs valisi olmayı hayal ettiğini söyleyen içişleri bakanı, arkasına bile bakmadan olay yerinden geçip gitti. Kendisine bağlı polisler, muhtemelen bakan olmasını sağlayan bir iktidara oy verenlerin de aralarında bulunduğu bu halk kesimini görmezden geldi. Bu sıralarda Denizli Barosuna uyuşturucu operasyonu yapılıyor ve baro başkanı dahil 12 kişi gözaltına alınıyordu. Edirne’de bir kısmı kendisini yer altına kapatan madencilerin ailelerinin üzerine üç el ateş ediliyordu.
Amerika’da ilk yerleşimcilerin toprak ve egemenlik kavgası verdiği dönemde karşısındakini kaba güçle, silah zoruyla yıldıran, kanunsuz nizamsız kovboyların dönemi geçti geçmesine de ortada bir yerleşememe durumunun olduğu da açık. Hayır, bakanın bakanlıkla yetinmeyip Kudüs valiliğini hayal ettiği için değil. 25 yıldır iktidarda olduğu, başlangıçta seçmenin yüzde 50’sinden fazlasının oyunu aldığı, eskinin bütün devlet kurumlarını revizyondan geçirdiği ve nihayet hepsini merkeze bağlayıp tekelleştiği halde bu yerleşememe duygusu Saray’a ait bir genel sendrom. Karşısında daima tekeline alamadığı, tekinsiz bir halk kitlesi gördüğü için baskı ve şiddet dozunu artırıyor.
İktidarın sahipleri kültürel hegemonya kuramamaktan, herkesi kendi istedikleri gibi ‘yerli milli’ yurttaş haline getirememekten, büyük oyun kurucu Türkiye masalına inandıramamaktan öfkeli, sadece ve sadece haklarını, ödenmeyen ücretlerini, örgütlenme hakkı isteyen emekçileri ite kaka güç gösterisinde bulunuyor. Şiddet arttıkça yerleşememe hali kronikleşiyor, kronikleştikçe şiddet artıyor.
Sadece şiddet değil, çok geniş bir paranteze alınan hasımlarına itibar suikastı yapmak için medya ağı, kolluk gücü, atanmış ve sadık adliye memurları da yürütülen bir tür özel savaşın aparatları olarak devreye sokulmuş durumda. Sahnede, ekranda, dijital platformlardaki kazançlarına göz diktikleri için bir dizi ünlüye dalgalar halinde uyuşturucu testi yapıldı. Her gün biraz daha iğdiş edilen hukukun peşinde koştukları için baroları susturmaya çalışmak yetmiyormuş gibi Denizli Barosu binasında uyuşturucu aramaya kalktılar. Haftanın bir günü karakola gidip denetimli serbestliğin gereğini yerine getirmeyen kimse kalmasın diye daha kim bilir sırada ne var?
Kan testlerinin, gözaltıların, karakola imza ritüelinin, gelişigüzel hapsetmelerin, ‘Suçsuzsan kendin ispat et’ pratiğinin tozu dumanı altında seçimlerin ancak iki yıl sonra olacağını Mehmet Uçum bürokratına açıklattıran büyük koltuğun miadı dolmuş sakinleri yaptıkları anketlerde koltuğun altının boşaldığını da görüyorlar. İkiye böldükleri ana muhalefet partisinin hukuken tanınmayan Özgür Özel kısmının, bir parti vasfını yitirse de hâlâ desteklendiğinin verilerini alıyorlar. Derdi olan derdini direneninkiyle özdeşleştiriyor; kendine yer ve saf seçiyor.
Saray iktidarı, altından fay hatları geçen bir coğrafyada bir yandan NATO zirvesine ev sahipliği yapacakken diğer taraftan Rusya’nın da gönlünü hoş etmek için Lavrov’a Putin’e ön alıcı ziyaretler düzenleyip, böylece iki rakip gücü aynı anda memnun etmeye çalışırken aynı anda Avrupa Parlamentosunda, taze Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yaptırım kararının kabul edilmesi gibi bir pürüzün çıkması kimsenin dikkatinden kaçmadı. İstanbul’a Trump’ın isteğiyle NATO’ya bağlı bir deniz komutanlığının kurulması gündemdeyken Lavrov’un, ziyaretçisi Hakan Fidan’a Karadeniz güvenliği konusunda koyduğu şartlar birbiriyle uyuşmuyor. Bu çifte kıskaç altında her tarafı memnun etmenin sonuçlarını almak giderek zorlaştı. İkinci Dünya Savaşı döneminde değiliz ve iktidarın ‘proaktif tarafsızlığı’ o kadar kolay değil; Kendisini Batı ve Kuzey emperyalizminin top ağzına yerleştiren bir ülkede Titanik müzisyenliği yapmak da zor.
İçerideki ve dışarıdaki salınımların bizzat Saray efradı içinde karşılık bulmaması mümkün değildi. Erdoğan’a veya sonrasına alternatifler aranırken Reis’in gazabını çekmeyecek öneriler Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak üzerinden şekilleniyor. Tom Barrack’ın Ortadoğu’ya reva gördüğü monarşik yönetim kurgusuna ters düşmeyen (Bkz. Şamil Tayyar, Mücahit Birinci) bu önerilerle tek adam rejiminin işini kolaylaştıracak bürokratik ara kademeler tartışılıyormuş gibi görünse de gerçekte Tekelci siyasetin yol açtığı sorunlara çare aranıyor. Bu siyaset artık Erdoğan’ın yakınlarının da hissettiği bir yük!
Erdoğan’ın vaktiyle kararlarını tanımadığını ilan ettiği Anayasa Mahkemesi, endüstri bölgeleri kanununda cumhurbaşkanının ek teşvik belirleme yetkisini ve yönetici şirketlerin bakanlığa belge sunma zorunluluğunu Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Fakat ortada bir Anayasa olmadığı, yenisinin nasıl yapılacağına da karar verilemediği için bu kararın da hükümsüz kalması muhtemel. Yerli yabancı sermaye için tek adamın bilgi ve denetimine bağlı bir yatırım ve piyasa şartının ayak bağı haline geldiğinin işaretidir bu da.
Emekçilerin talepleriyle sermayenin tercihleri arasındaki gerilimi ancak yurttaşa baskı ve şiddetle çözmeye çalışan, itibar suikastından medet uman, uluslararası ilişkilerdeki konumunu Arap saçına çeviren fakat buna rağmen düğümü çözecek bir İskender kılıcına sahip olamayan, hiçbir zaman da olması mümkün olmayan tekelci siyasetin, yerleşikliğini korumak için yaptığı her şey bumerang etkisiyle kendisine çarpıyor.
Kulübeler ise durulacak gibi görünmüyor; çünkü şimdi denetimsiz özgürlük, refah ve huzur istiyor. Saray yerleşkesinin altındaki fay hatlarını en çok bu tetikliyor.
Evrensel'i Takip Et