Trump’a onurlu çıkış mı, savaşa mola mı?
Amerika ve İran arasında sağlandığı söylenen bir uzlaşma gündemde. Bu uzlaşmaya genel olarak anlaşma denilse de bu tanım doğru değil. Aslında hazırlanan ve tarafların cuma günü Cenevre’de imzalamaları beklenen metin bir “Memorandum of Understanding” (MoU) yani uzlaşmaya dair bir niyet beyanı ve bağlayıcılığı yok.
Arapça basında yer alan MoU metnine göre Lübnan dahil bütün cephelerde savaşın sona erdirilmesi öngörülüyor, ki daha birinci maddeden belirsizlik başlıyor. İsrail’de aşırı sağcı kanatın kabinedeki önde gelen isimlerinden Ben Gvir “Amerika’nın anlaşması bizi bağlamaz. Biz bağımsız bir devletiz” açıklaması ile yetinmedi ve güney Lübnan’daki işgalin devam etmesi gerektiğini, yerel halkın bu bölgeye geri dönmesine asla izin verilmeyeceğini, bu nedenle de koskoca Sur kentinin de olduğu bu bölgedeki yıkımlara devam edileceğini söyledi. Netanyahu hâlâ sessiz, ancak yaklaşan seçimler sebebiyle artan baskı da göz önüne alındığında Amerika’nın İsrail’i Lübnan savaşını durdurmaya ikna etmesi hiç kolay olmayacak gibi görünüyor. Aslında Lübnan ve İsrail arasında doğrudan bir müzakere süreci devam ediyor ancak Lübnan’ın İsrail’e baskı kuracak ne ordusu var ne de ekonomik gücü. Lübnan ümidini, Lübnan’da çıkarları olan ülkelere ve özellikle de ABD-İran arasındaki süreçlere bağlamış durumda. Aslında mesele sadece Lübnan’daki savaşı durdurmakla da bitmiyor. Hatırlanacak olursa İran’a ilk saldırıları İsrail yapmıştı ve neredeyse 1 yıla yayılan bu savaş bir İsrail-İran savaşı olarak başlamıştı. Trump aradan çekilse bile İsrail’in İran ile savaşa devam edip etmeyeceği de belirsiz.
Trump açısından İran’ın bir bataklığa dönüşmeye başladığını geçtiğimiz hafta bu köşeden aktarmıştım. Evdeki hesabın çarşıya kesinlikle uymadığı İran savaşı Trump açısından Amerika’da da yaklaşan ara seçimlerde ağır bir faturaya dönüşmeye başlamıştı. MoU’ya göre, imzalar atıldıktan hemen sonra başlayacak olan 60 günlük müzakere dönemi ihtiyaç halinde uzatılabilecek. Aslında tarafların gerçek ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak için yapacağı bu müzakerelerde nükleer çalışmaların, İran’a yönelik yaptırımların ve ülke dışında dondurulmuş olan fonların durumu karara bağlanacak. Ancak daha imzalar atılmadan Amerika’dan ve Avrupa’dan, Amerika’nın müzakere heyetlerinin çok tecrübesiz olduğuna dair eleştiriler yükselmeye başladı. Bu eleştirilerde İran’ın bu konudaki tecrübesine dikkat çekiliyor ve özellikle yaptırımlarla fonların serbest bırakılmasına dair görüşmelerin İran lehine sonuçlanabileceği söyleniyor. Kısacası İran savaşında Trump’a destek vermeyen Avrupa ülkeleri, İran’a uygulanan diplomatik, siyasi ve ekonomik izolasyonun gevşemesinden çekiniyor. Bu durumda İran’ın çok güçlü bir şekilde uluslararası platformlara ve piyasalara giriş yapabileceğine dair yorumlar öne çıkıyor.
Diğer taraftan mevcut duruma yani Trump’ın sıkışmışlığına bakıldığında bu müzakerelerin 60 gün ile başlayıp seçim baskıları atlatılana kadar ek sürelerle uzatılarak sürüncemede bırakılması ihtimali de oldukça mümkün. Özellikle de İsrail’in bir anlaşma ihtimalinden duyduğu rahatsızlık göz önüne alındığında bu ihtimal daha da güçleniyor.
Metindeki bir diğer madde Hürmüz Boğazı’nın açılmasına dair. Tarafların 30 gün içinde kademeli olarak Boğaz’ı açmaları öngörülüyor. Elbette bu durum hem dünya enerji piyasası hem de İran için çok önemli. Sonuçta İran, Amerika’nın limanlarına yönelik ablukasından dolayı günlük milyonlarca dolar kaybediyor. Son çalışmalara göre İran’ın Bender Abbas, Harg Adası’ndaki limanı, İmam Humeyni Limanı, Buşehr Limanı ve Chabahar Limanı abluka altında. Bu ablukalar sebebiyle günlük ham petrol ihracatından günlük 1.5 milyon varil yani yaklaşık 140 milyon dolar kayıp var. Buna ek olarak petrokimya ürünlerinin ihracında yaşanan kayıp günlük 54 milyon doları bulurken diğer kalemlerdeki ihracatın engellenmesinden kaynaklı kayıp yine günlük 80 milyon dolara ulaşabiliyor. Bu nedenle limanlardaki ablukanın kaldırılması İran’a nefes aldıracak. Yine metindeki ifadelere göre, Amerikan tarafı İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik hakkını da kabul etmiş.
300 milyar dolarlık bir yatırım fonunun oluşturulacağı da konuşuluyor. Trump bu iddiayı, “Ben böyle bir fon kurmam ama kimseye de İran’a yatırım yap demem” ifadeleri ile yalanladı ancak Trump’ın ve Amerika’nın “İran’a yatırım yapın” demesi önemli değil. Önemli olan yatırım niyeti olanların kara listelere ve yaptırım kapsamına alınma tehdidini ortadan kaldırmaları. Kısacası en azından Trump’ın İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesine esnek baktığı sonucuna ulaşmak yanlış olmaz.
Elbette İran açısından da bedelleri olacak bu sürecin. Yine metinde açıkça yer alan ifadelerle kayıt altına alınan, İran’ın nükleer silah edinmeme taahhüdü oldukça önemli. İran’ın elindeki yaklaşık 440 kiloluk zenginleştirilmiş uranyuma dair karar da müzakerelere havale edilmiş durumda. Diğer taraftan İran’ın nükleer programını askıya almasına dair ifadeler bu konuda da bir süre belirleneceği izlenimi uyandırıyor. İran daha önce 10 yıl süreyle programı askıya almayı kabul etmişti, ABD ise bu sürenin 20 yıl olmasını istiyordu.
Toparlayacak olursak İran ile Amerika arasında bir anlaşmaya hâlâ çok uzağız ancak bir müzakere takvimi oluşturuldu ve nihayet tarafların taleplerinin kayıt altına alındığı bir metin ortaya çıktı. Bu durum hem Trump’a ABD içi seçim baskısı aşamasında nefes aldıracak hem de İran’a zaman kazandıracak. İran-Amerika savaşının yeniden başlaması ihtimali pek güçlü görünmese de İsrail-İran savaşının yeniden alevlenmesi muhtemel. Kaldı ki Amerika’nın da İran’ın yakasını kolay kolay bırakmaması; sıcak savaş yerine yerel bazda örgütlenme ve silahlandırma gibi yöntemlerle zamana yayılan istikrarsızlık şartlarının oluşturulması da hâlâ yüksek olasılık. Bu olasılıkları ortadan kaldırabilecek tek bir ihtimal var; İran’daki yönetimin dış politikasını radikal bir şekilde değiştirmesi, Amerika ve İsrail ile kanallar açması ve içerideki yönetim anlayışının esnemesi. Aslında sıcak savaşın gölgesinde çok görünür olmayan bir dönüşüm sürecinin başladığı söylenebilir. Sıcak savaşın ortadan kalkması ise İran içindeki şahin-diplomasi yanlıları arasındaki çekişmeyi ve dönüşüm sürecini görünür kılacak.
Her halükarda İran-ABD ve İsrail çekişmesi de etkileri de kolay kolay bitmeyecek gibi görünüyor!
Evrensel'i Takip Et