15 Haziran 2026 00:10

Her bir yanı ayrı bir güzellik taşıyan “tanrıların dağı İda”nın, Kaz Dağı’nın en güzel yerlerinden birisi olan Ayazma Tabiat Parkı’na geçtiğimiz günlerde, bir öğle sonrası gittik. Avustralya’dan gelen misafirimizin öğleye kadar uzaktan çalışmasının bitmesini bekledik. Onun işinin bitimi sonrası iki araç ile yola düştük. Bayramiç’in kenar mahallelerinden geçip girdiğimiz yolun iki yanı yemyeşil ormanlar, bahçeler, tarlalar ve bodur tepelerle kaplıydı. Yol, Tabiat Parkı girişine birkaç kilometre kala devam eden genişletme çalışmasını saymazsak, dar ama arada manzaraya dalıp gitmenize bile izin veren, trafiği az olan bir yoldu. Yol boyunca gözümüze sağlı sollu meyve bahçeleri ve en uç dallarına kadar yüklü kiraz ağaçları çarptı çoğunlukla. Gidiş geliş tek şeritli yolun genişleyen kısımlarına köylüler derme çatma tezgahlar açarak kiraz, çilek, domates, bakla, salatalık gibi kendi yetiştirdikleri ürünleri satıyorlardı.

Geyikli Dalyan’dan bir saatlik bir sürüşün ardından Ayazma Pınarı Tabiat Parkı’nın giriş kapısına geldik. Upuzun çınar ve çam ağaçlarının gölgelediği Tabiat Parkı giriş kapısında bizi genç bir görevli durdurdu. Araç başına 185 liralık otopark ücreti ödedikten sonra içeriye girdik. Girişte kesilen biletler yakınlardaki Evciler Köyü Muhtarlığının kasasına gidiyormuş. Kapıdaki 20-25 yaşlarında gösteren genç görevli de bu köylülerden birisiydi.

Öğleden sonra geldiğimizden mi, hafta için olduğundan mı ya da turizm mevsimi buralarda daha başlamadığı için mi son derece sessiz, sakindi Ayazma. Bir iki aile, kayaların arasından akıp, küçük bir çağlayandan zıplayarak köpüre köpüre mavi-yeşil bir gölcüğe düşen derenin kenarında, ahşap kameriyelerdeki masalara oturmuş, dinleniyor, bir şeyler yiyip içiyordu. Mangal yakmanın yasal olduğuna dair birçok yerde bilgilendirme tabelaları asılı olmasına rağmen alabalık tesislerini geçtikten sonra, otoparkın hemen karşısındaki tepede, çamların arasında “illa da mangal”cılar için küçük barbekü benzeri bacası, ocaklığı olan yerler vardı. Birkaç kişi de burada bol dumanlı mangallarını yelliyordu.

Biz, mangalla falan uğraşmadık. Bu güzelim ormanın içinde, tertemiz havayı ciğerlerimize doldurduk. Buz gibi suyun kenarındaki masalarımızda yanımızda getirdiğimiz yiyecek, içecekler ve küçük piknik tüpünde demlediğimiz çay bize yetip de artmıştı bile.

Yemekten sonra ahşap korkuluklar ve merdivenleri takip ederek dere boyunca kısa bir yürüyüş yaptık. Onlarca metre uzunluktaki yaşlı ağaçların koyu gölgeleri arasında, yanımızda şarkılar söyleyerek akan derenin serinliğinde yaptığımız yürüyüş bizi ağaçsız boş bir düzlüğe çıkardı. Kocaman, dalları neredeyse gökteki tek tük mavi bulutlara uzanan kiraz ve erik ağaçları boş alanı çevrelemişti. Bazısı kızarmaya yüz tutmuş, bazıları henüz yeşile çalan meyveleri olan erik ağacının dibinde tehditkar vızıltıları ile arı kovanları bulunuyordu.

Yemek yediğimiz yerden on beş dakikalık yürüyüş mesafesinden sonra çıktığımız düzlüğün girişinde bulunan tabela burasının “kamp-karavan” alanı olduğunu gösteriyordu. Bakımsız, bazı bölgeleri insan beline kadar gelen otlarla kaplanmış alanın kenarından ilerleyerek Tabiat Parkı’nın ilk giriş kapısına çıktık tekrar. Biraz önce araçlarımıza otopark bileti kesen genç adam karşıladı bizi yine. “Ne o, girmek için de yeniden mi para mı ödeyeceğiz?” dedim, gülerek. Dikkatlice yüzümüze bakıp tanıdı bizi. “Ha abi siz miydiniz? Yok yok buyurun, ne demek” diye girişi gösterdi eliyle. Masamıza gitmeden, oracıkta tanıştığımız Evciler köyünden İsmail’le ayak üstü 10-15 dakika kadar sohbet ettik.

Saat 17.00’ye geliyordu ve bizi gördüğünde mesaisinin bittiğini, köye gitmek için hazırlık yaptığını söyledi. Kısa boylu, tıknaz, kırmızı yanaklı, şehla gözlü bir adamdı İsmail. “Köyde düğün var, ona yetişeceğim” dedi. Çok gelen giden olmuyormuş parka ama gene de hafta içi gelip kapıda bilet kesiyormuş. Hafta sonunun daha kalabalık olduğunu, ama o günler köyden başkalarının kapıda durduğunu anlattı.

“Durumlar nasıl, meyveler ağaçlarda epey bol görünüyor?” sözlerim üzerine sanki nasırına basmışım gibi yüzü düştü. “Püeehhhh” deyip elini salladı. “Kirazlar dalda kaldı. Alan eden yok” dedi, şehla gözlerini devirerek. Şaşırdım, bizim pazarda 150-200 lira vererek aldığımız kirazları toptancı 30-40 TL verip almak istemiyormuş. Haliyle durumlarının hiç iyi olmadığını söyledi. “Valla bilmiyorum abi, kiraz mevsimi böyle giderse halimiz duman bu sene” dedi ellerini iki yana açıp.

Akşama doğru ayrıldık Ayazma’dan. Yolumuzun üzerindeki Evciler köyü çıkışında, köylülerden birisinden kiraz aldık. Akşam yerken, bizim bu kirazları aldığımız yere bir saat kadar uzaklıktaki Kirazlı köyü yakınında maden şirketinin hummalı çalışmalarını gösteren videolar düştü sosyal medyadan önümüze. İstanbul’un keşmekeşine dayanamayıp Bayramiç’in bir köyüne yerleşen Kazdağı Ekoloji Platformundan tanıdığımız Füsun Kayra, maden sahasının dibine kadar gitmiş, harıl harıl çalışan iş makinelerinin doğayı nasıl büyük bir hızla tahrip ettiğini anlatıyordu, görüntüleri çekerken.

Yaklaşık 7 yıl önce, 300-400 bin ağacın katledilmesinin ardından ortaya çıkan o korkunç fotoğraf sonrası on binlerin ağaya kalkması, ülkede Gezi eylemlerini andıran tepkilere neden olmuştu. Sanatçısından politikacısına, sporcusundan, bilim insanına, işçisinden, köylüsüne kadar farklı meslek ve yaşlardan yurttaşların dinmeyen tepkileri sonrası orman katliamının sorumlusu Kanadalı Alamos Gold şirketinin izinleri bakanlık tarafından uzatılmamıştı. Şirket de bunu gerekçe göstererek, zarar ettiğini ileri sürüp uluslararası tahkim mahkemesinde Türkiye’ye 1 milyar dolarlık tazminat davası açmıştı. Bu davanın sonuçlanmasına yakın, altıncı şirket Kaz Dağı sınırları içinde bulunan Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt sahalarını Nurol Holdinge ait TÜMAD şirketine 470 milyon dolara satarak Türkiye’den ayrılırken, bunun karşılığında da tahkim davasını geri çekmişti.

O günlerde, on binlerin tepkisini yatıştırmak için Kirazlı’daki o korkunç ekolojik yıkım görüntülerinin olduğu sahanın “rehabilite edileceği” sözünü veren Orman Genel Müdürlüğü yıllarca bu sözünün üzerine yatmış, bölgede rehabilitasyon namına tek bir adım atmamıştı. Alamos Gold gittikten sonra sahayı Kanadalılardan alan Nurol Holdingin TÜMAD şirketi ise hemen çalışmalara başladı. Kanadalıların Doğu Biga Madencilik’inin adını “Altınkale” olarak değiştirip, yeni ÇED süreci bile başlatmaya gerek görmeden apar topar işe giriştiler. Kuşkusuz yeni bir Kirazlı direnişinden, yeni bir su ve vicdan nöbetinden ödleri kopuyordu.

Sahadan son gelen görüntüler, şirketin madeni bir an önce işletmeye geçirmek için hummalı bir çalışma yürüttüğünü gösteriyor. Bir zamanlar yüzlerce insanın nöbet tuttuğu Kirazlı Balaban Tesislerinin bulunduğu alana girişler kapatılmış, Çan Çanakkale yolundan sahaya girişlerde jandarma bölgeye gelen hemen herkese GBT yaparak tedbirlerini sıkılaştırmış.

Çanakkale kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta bulunan Kirazlı köyü, maden buralara gelmeden önce şifalı suları ve kütür kütür tatlı kirazları ile gündeme gelirdi kiraz mevsiminde. Bugün ise köyün çevresi şimdiden büyük bir maden şantiyesine dönmüş durumda. Ayazma’da “Kirazlar dalda kaldı” diye kederlenen Evciler köylüsü İsmail, Kirazlı’daki talanı, tahribatı görse, “Püeehhhh, bizimki de dert miymiş” der, şehla gözlerini belertirdi.

Özer Akdemir

Kiraz mevsimi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et