Buğday da OVP’ye takıldı
Tarım ürünlerinde arka arkaya fiyatlar açıklanıyor. Mayıs ayı başında maliyeti 30.90 TL olan yaş çaya 35 TL fiyat açıklandı. Oysa ki, çay üreticisi köylüler 40 TL fiyat, (5 TL’de prim talebiyle) 45 TL bekliyordu. Yaş çay için açıklanan fiyat, diğer tarım ürünlerinin fiyatının ne olacağını da ortaya koymuştu ve öyle de oldu.
Buğday ve arpa fiyatları önceki hafta açıklandı. Geçen yıl 13.5 TL olan buğday fiyatı yüzde 22 artışla bu yıl 16.5 TL olarak açıklandı. Geçen yıl 11 TL olan arpanın fiyatı ise yüzde 16 artışla bu yıl fiyatı 12.75 TL olarak açıklandı.
İki aydır sürekli “Bu yıl yağmur çok yağdı, buğday üretiminde rekor artış olacak” haberleri yapıldı. “Rekolte yüksek” haberleri ve sonuçlarını en çok fındıktan tanıyoruz. Ne zaman fındık üreticisinin fiyat beklentisi yükselse hemen “Rekolte yüksek çok üretim olacak, fiyattan kaybettiğinizi daha çok satıştan kazanacaksınız” güzellemeleri, bombardıman halinde devam eder. Böylece ürün fiyatı düşürülür.
TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, katıldığı bir televizyon programında aynı yönteme başvurdu. TMO Genel Müdürü “Yağışlar çok oldu sulama giderleri azaldı, verim yükseldi rekolte çok” diyerek, buğdaya kimseye beğendiremedikleri düşük fiyatı neden verdiklerini açıklamaya çalıştı.
Saray iktidarı ve bürokratları yağan yağmuru hesaplıyor da girdilerdeki fiyat artışını bile isteye hesap dışı bırakıyorlar. Yüzde 40 zamlanan mazot, yüzde 47.5 artış olan gübre, fiyatı katlanan tarım ilacı, işçilik, biçer parası vs. bunlar hesaplarında yok. Açıklanan buğday alım fiyatı, girdi fiyat artış oranlarını karşılamadığı gibi, bırakalım ENAG’ın (bağımsız araştırmacıların) hesapladığı yüzde 53 yıllık enflasyon rakamını, TÜİK’in açıkladığı yüzde 32 enflasyonu bile karşılamıyor.
Eskiden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bol hamaset üzerinden tarım ürünlerine fiyat açıklardı. Birkaç yıldır çay, fındık, buğday, arpa gibi tarım ürünleri fiyatları sosyal medyadan açıklanır, Cumhurbaşkanı Erdoğan da sanki buğday hasat edilmemiş, çay toplanmamış gibi açıklanan fiyatı ve köylünün tepkisini görmezden gelirdi. Bu yıl öyle olmadı. Çünkü buğday fiyatına başta Konya ve pek çok yerde köylülerden ve tarım örgütlerinden itirazlar yükseldi. R.T. Erdoğan da bu tepkileri göğsünde yumuşatmak üzere “Bir gram dahi ürün ziyan olmayacak ofis kendisine getirilen tüm ürünleri alacaktır” dedikten sonra “İran krizi nedeniyle artan girdi maliyetlerinin farkındayız, temel destek ve planlı destek miktarlarını güncelleyeceğiz” dedi. Ne zaman güncellenecek, ne kadar güncellenecek, ne zaman ödenecek tabii bunların hiçbir yanıtı yok. Gerek de yok. Havuz medyası güncellenecek dedi, artık güncellenip köylüye dağıtılmış kabul ediliyor.
Edirne’den köylüler “Buğdayın maliyeti 21.5 lira, fiyat açıklanmadan önce tüccarlar 18-20 liraya buğday alıyordu, şimdi fiyatı aşağı çektiler” diye isyan ediyorlar. Aydın Bozdağan’daki köylüler, buğday alım fiyatlarını 13 TL’ye kadar düştüğünü söylüyorlar. TMO köylü lehine değil, tarım tekelleri lehine fiyata müdahale ediyor. O nedenle köylüler, temel desteğin güncellenmesini değil maliyetin altında açıklanan buğday alım fiyatının artırılarak güncellenmesini istiyorlar.
Erdoğan, “20 milyon ton depolama kapasitesi ile TMO teslim edilen tüm buğdayı alacak” diyor da TMO’ya ürün teslimi sorunlarının çözümüne ilişkin bir şey söylemiyor. TMO’nun randevu alım sistemi ürün almak üzere değil, almamak üzere işlev görüyor. Yetersiz personel, yavaş işleyen alım düzeni, uzun tarihlere verilen randevu günleri bir an önce ürününü satıp, borcunu ödemek isteyen köylüyü bıktıran ve tüccara, aracıya mecbur bırakan bir uygulamaya dönüşüyor.
Saray iktidarı, TMO’nun 1 Ekim’den itibaren 18.5 TL’den buğday, 14 TL’den arpa satacağını açıklayarak, şirketlere hasat sonrasına da fiyat garantisi vermiş oldu. Bugün açıklanan alım fiyatı, taban değil tavan fiyat işlevi görüyor. Tüccarı, aracısı, ihracatçısı düşürebildiği kadar düşük fiyattan köylüden buğday alacak. O nedenle de bugün boşuna fazladan milyonlarca lira ödeyip ve depolama için masraf yaparak ürün almasına gerek yok. Nasıl olsa 1 Ekim’den sonra da TMO’nun açıkladığı satış fiyatı tavan işlevi görecek ve köylü yine ucuza ürün satmak zorunda kalacak. Köylüye vermeyen Saray, tarım ve gıda tekellerine aylar sonrasına fiyat garantisi veriyor.
Sistem tıkır tıkır işliyor. Sözde planlı üretime geçildi ve fakat ülke köylüsü planlı üretim kapsamında ektiği buğdaya, planı dışında dayatılan düşük ücretle karşı karşıya kalıyor. Her yıl ne eksem para kazanırım diye kumar oynatılan tarım masasında yine kasa kazanıyor ve sermaye kârına kâr ekliyor.
Verim çok ürün çok, fiyatta verime göre belirlenir demeye başladılar. Suyu şişeleyip satan şirketler 2024 yılında 11.8 milyar litre, 2025 yılında 12.6 milyar litre suyu şişeleyip sattılar. Yağmur yağdı su çoğaldı, su kaynakları gürül gürül su şirketlerinin ambalajlama tesislerine aktı. Fakat su ucuzlamadı. Depolar gıda, soğuk hava depoları et ve süt ürünleri dolu ama ne gıda ucuzluyor ne de et ve süt. Kapitalist sistemin serbest piyasasında, emeğin ve doğanın sömürüsü dolayısıyla da katlanan kâr serbest.
Saray iktidarı ilan ettiği orta vadeli programın hedeflerini, enflasyonun düşürülmesi ve fiyat istikrarı sağlanması olarak açıklamıştı. Almazlarsa fiyat artmaz diyerek ücretleri düşük tutan Saray, tarım ürünlerinde de fiyatı düşük tutarak enflasyonun düşük kalmasını hedefliyor. Yıllardır OVP hedefleri üzerinden uyguladıkları bu yöntem enflasyonu düşürmedi ama işçi emekçiyi düşük ücrete, köylüyü de düşük ürün fiyatına mahkum etti.
İşçiye düşük ücret dayatan iktidar, köylüye de düşük tarım ürünü fiyatı dayatarak hepimize yoksulluğu ve sefaleti dayatıyor. Ne yapsak vermez demek yerine işçisi, köylüsü emeğinin karşılığını almak üzere el ele verip, temmuzda ücretlere ek zam yapılsın, maliyetin altında açıklanan çayın, buğdayın fiyatı artırılsın demediğimiz sürece bu yoksulluk ve sömürüden kurtulamayız. Avrupa’daki çiftçiler üç yıldır mücadeleyle alıyorlar.
Evrensel'i Takip Et