Aztek büyüsünden Hollywood rüyasına
23. FIFA Dünya Kupası, turnuva tarihinin en sembolik stadyumlarından biri olan Aztek Stadında başladı. Meksika, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni zorlanmadan 2-0 yenerken bizim memleketin futbolseverleri bu anlara TRT’nin düşük yayın kalitesi, müsabakadan memnun olmayan Levent Özçelik’in hoşnutsuz yorumlarıyla tanıklık etti. Ha bir de maça yakın resmi milli takım hesabından paylaşılan, “Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan” bol “Reis”li, Togg’lu, füzeli-helikopterli-uçaklı propaganda videosu vardı. Amaç, takımın halk tarafından sahiplenme oranını düşürmekse tek eksik mister butlandı!
‘Olimpiyat değil devrim istiyoruz’
Neyse ki maçın kendisi olmasa da Aztek Stadyumunun büyüsü o kadar etkiliydi ki bu sosyal medya operasyonunun gücü şimdilik sınırlı kaldı. Aztek Stadyumu demişken 1968 Yaz Olimpiyat Oyunları için tasarlanan, unutulmaz 1970 ve 1986 kupalarının finallerine ev sahipliği yapan mekanın resmi adının artık bu olmadığını hatırlatmak lazım. 1997’de eski Federasyon Başkanı ve Televisa’nın gayriresmi ulağı Guillermo Cañedo’nun, 2025’te ise Banorte Bankasının adı stada verildi. Ancak iki karar da halkın tepkisini çekti. Stat şimdilik resmi olarak başkentin adıyla yani “Estadio Ciudad de México” olarak anılıyor.
Meksika’nın 1968 Yaz Olimpiyatları ve 1970 Dünya Kupası ev sahipliği, resmi siyasi anlatının “Meksika mucizesi” olarak andığı, 1940’lardan 1970’lerin başına kadar devam ettiği varsayılan ekonomik büyüme hamlesini “taçlandırma”nın, modern ve müreffeh Meksika’yı dünyaya göstermenin simgeleri olarak tasarlanmıştı. Ancak burjuvazi, büyük toprak sahipleri ve kısmen de orta sınıf için geçerli olan bu büyüme ve refah, ülkenin çoğunluğu için yoğun sömürü, göç, mülksüzleşme anlamına geliyordu. 1928’den 2000’e kadar ülkeyi yöneten Kurumsal Devrimci Partinin (PRI) sendikalara ve köylü örgütlerine tamamen hakim olduğu koşullarda, işçilerin ve köylülerin itirazları “Satın alınmış” liderler tarafından etkisizleştirilince bu büyüme hikayesine şerh düşecek kimse kalmıyordu. Ta ki 1960’lara kadar… PRI’nın kontrolünde olmayan tek toplumsal grup üniversite gençliği, dünya çapındaki sol rüzgardan da güç alarak sesini duyururken 1968 Yaz Olimpiyat Oyunlarının başlamasına günler kala “Olimpiyat değil devrim istiyoruz” diyerek Tlatelolco’daki Plaza de las Tres Culturas’ı (Üç Kültür Meydanı) dolduran binlerce öğrenci tankların ve zırhlı askeri araçların eşlik ettiği, 400’e yakın kişinin katledildiği saldırıyla hedef alındı. Oyunlar başlarken muhalefet bastırılmıştı ve bu, 1970 Dünya Kupası’nın da sükunet içinde düzenlenmesi garanti altına almıştı.
Aztek Stadyumu, Pelé, Maradona
İçinde futbolun f’si olmasa da Alfonso Cuarón’un 2018 yapımı Roma’sı 1970’ler Meksika’sının bu zemin üzerinde yükselen gerçekliğini anlattı. Gerhard Vinnai’nin turnuvadan kısa süre önce basılan Fussballsport als Ideologie’si ise bu denklemin arkasındaki ideolojik gerçekliği gözler önüne serdi. 15 Mart’taki “Futbol paradoksu: ‘Cehalet mekanı’ mı, umut adası mı?” yazısıyla bunlara değinmiştim o yüzden tekrara düşmek istemem. Ama yüzlerce öğrencinin cesedi pahasına Meksika mucizesinin vitrini temizlenip parlatılırken ’70’li yılların bu ekonomik illüzyonun çözülmeye başladığı yıllar olduğu da bir gerçek. CIA destekli faşist paramiliter grup Halcones’in (Şahinler) kullanıldığı 1971 Corpus Christi Katliamı Meksika halkını susturma adına son darbe oldu.
Renkli yayınlar ve uydu bağlantılarıyla 1970 Meksika, televizyon çağında spor endüstrisi adına devrim yaratırken gerçeği gizlemenin araçları da çeşitleniyordu. Artık birilerini susturmak için toplu katliamlara ihtiyaç azalmıştı. Futbolun televizyona sıkıştırılan ve her eve sokulan imgesi çoğu zaman yeterli olacaktı. Eh, insanları da suçlamayalım, Aztek Stadyumuyla özdeşleşen o imgelerin başrolünde Pelé ve Maradona’nın büyüleyici futbolu vardı. Uyuşmayıp ne yapacaksın!
Tam da turnuva başlamışken sırası mıydı bu “hizaya çekme”nin? Niyetim o değil ama gerçeği olduğu gibi söylemeyeceksek yazmanın da manası yok. Meksika’nın 1968-1970 Olimpiyat-Dünya Kupası dublesi, bir sınıf zaferini anlatmanın araçlarıydı. Bu uğurda toplumsal hareketler ezildi ki mega spor organizasyonları rejimlere bu gücü verir; onlar “olağanüstü hâl yaratma” ustalarıdır. Bundan önce iki yıl arayla dünya kupasına ve olimpiyat oyunlarına yani bu “olağanüstü hâl yaratma” ustasına sahip olma ayrıcalığı sadece Meksika ve Brezilya’ya (2014-2016) bahşedilmişti. Sırada ise 2026’dan sonra 2028 Los Angeles Yaz Olimpiyat Oyunları ile ABD var: Yani yeryüzünün gördüğü en tehlikeli rejim. Trump’la ya da Trump’sız tehlikenin farkındayız!
Evrensel'i Takip Et