Beyaz et, uyuşturucu ve siyaset operasyonlarını birlikte düşünmek
Birkaç gün önce beyaz et sektöründe piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışına yol açma iddiasıyla sekiz ilde kapsamlı bir operasyon düzenlendi. Soruşturma altındaki 13 şirkete ‘denetim kayyımı’ atandı. Suçlamalar arasında Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde düzenlenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma” iddiası da var.
Adalet Bakanı Gürlek sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı paylaşımda; “Yürütülen soruşturma kapsamında; serbest rekabet ortamını ihlal ederek fiyatları tüketici aleyhine yönlendirdiği değerlendirilen 32 şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemleri uygulanmıştır” dedi.
İktidar medyasının her zaman olduğu gibi en ince ayrıntısına kadar detayları vererek duyurduğu gözaltılar, güncel siyaset sözlüğümüze “denetim kayyımı” kavramını eklediği gibi, yürütülen adli operasyonların kapsamını tavukçuluk sektörüne kadar genişletmiş oldu.
Bu operasyon aynı gün Silivri Belediyesine yapılan operasyonun ve CHP’li grup başkan vekillerinin partiye atanan kayyım tarafından görevden alınmasının gölgesinde kaldıysa da önemi büyük.
Siyasete piyasa üzerinden ayar vermek
Otoriter rejimlerin çoğalıp etkisini artırdığı bir dönemden geçiyoruz. Burjuva demokrasisinden bile geriye gidilen bu süreçte, özel mülkiyet ve kâr amaçlı üretim kayırılmaya devam ediliyor. Ancak bu ülkelerde yatırım fırsatlarına ve devlet destekli finansmana erişim, yönetime sadakat gösterenlerle sınırlandırılmış durumda. Ekonomi politikalarının önceliğinin toplumsal faydayı en üst düzeye çıkarmak yerine rejimi güçlendirmek ve ömrünü uzatmak olduğu her yeni kamu ihalesinde, vergi muafiyetinde ve teşvikte izleniyor. Firmaların ekonomik fırsatlardan faydalanması en tepedekinin iradesine kalmış durumda.
Piyasanın ekonomik büyümenin birincil itici gücü olduğu yaklaşımı ve devletin ne kadar müdahale etmesi gerektiğinin kapitalist akıl tarafından saptandığı model burada geçerli değil. Bu gibi ortamlarda ekonomiye müdahalenin
1) Tepesinde otoriter bir lider,
2) Zemininde milliyetçilik ve militarizm,
3) Hedef tahtasında mutlaka hakkından gelinmesi gereken bir düşman yer alıyor.
Öte yandan müdahale yalnızca ekonomik rant üretimi ve siyasal destek sağlama hedefiyle sınırlı değil. Siyasal ve ekonomik alanlar arasındaki sınır çizgisinin burjuva demokrasilerinde rastlanmayan bir düzeyde buharlaşmış oluşu ve ekonomik fırsatların yönetici elitlerle sınırlı kalışı, içerdiği kayırmacılık yanında, iktidara destek vermemeyi aklından geçirenlere bir ön uyarı anlamını da taşıyor.
Sol siyasal aktörleri terörist, sendikaları bozguncu, sivil toplum kuruluşlarını dış müdahalenin ajanı olarak nitelendiren akıl, böylelikle ekonomik gücü elinde tutanlara da “Ayağınızı denk alın, servetinizi nerede edindiğinizi unutmayın” demiş oluyor. Kapitalistlerin tekelci gidişattan hoşnut olmayan kesimi bu yöntemle susturuluyor. İktidarın hiddetinin kurbanı olmaktan kaçınmanın tek yolu sisteme uyum sağlamak ve düşük profilli kalmak oluyor. Piyasa reformları, ekonomik dönüşüm kararları, eski elitin egemenliğini kırmak ve halka karşı hesap verebilirlik mekanizmalarını inşa etmek için atıldığı iddia edilen adımlar, yolsuzluk ve siyasal kayırmacılık için yeni fırsatlar yaratacak şekilde inşa ediliyor.
Kontrolü sağlamlaştıran bir güç mimarisi
Otoriter rejimler, tabana dayalı örgütlü girişimleri zayıflatma ve tek taraflı kontrollerini sağlamlaştırma amacına uygun bir güç mimarisi oluşturmaya büyük önem veriyor. Bu yüzden otoriter yöntemlerle yürütülen bir devlet yönetimi ile piyasa arasındaki bağlantı, görece demokratik devlet ile piyasa arasındaki bağlantıdan farklı biçimde şekilleniyor. Otoriter yönetimlerin ekonomiyi siyasal ihtiyaçlarına göre düzenledikleri ülkelerde kapitalizm hem yurtiçinde hem de küresel ölçekte ekonomik bağımlılığı artırıyor, ülke içi baskıyı koyulaştıracak bir işlev de yükleniyor. Ekonomiye ilişkin kararların önceliklerinden biri rejime bağlılık düzeyini artırmak oluyor.
Tıpkı otoriter rejimler tarafından seçimlerin sakatlanması için seçim öncesinde yapılan müdahalelerde olduğu gibi ekonomik alandaki uygulamalar da otokratın ve onun yönettiği otoriter devletin ihtiyaçlarını karşılamak için şekillendiriliyor. Otoriter yöneticiler piyasayı ve ekonomik kurumları sadece gelir elde etmek için değil, aynı zamanda iktidarda kalma sürelerini uzatacak bir iklim yaratmak için de seferber ediyor.
Büyük fotoğrafı görmek
Bir süredir ‘uyuşturucu operasyonları’ başlığı altında özellikle iktidara uzak duran ünlülerin gözaltına alındığına, uyuşturucu testine yönlendirildiğine tanık oluyoruz. Buraya kadar olan gelişmeler iktidar medyası tarafından abartılı detaylarla halka sunuluyor. Ancak gözaltına alınanların büyük bölümünün test sonuçları sonrasında aklandığını aynı kaynaklardan duyamıyoruz. “Neden uyuşturucunun kaynağını kurutmaya yönelik operasyonlar yapılmıyor?” sorusu ise her zaman cevapsız bırakılıyor.
İktidarın kendisini meşrulaştıracak ve sürekliliğini kabul ettirmesine katkıda bulunacak muhalefet oluşturma çabalarına ilişkin gelişmeleri de her gün bütün detayları ile iktidar medyasında takip ediyoruz. Ancak siyasal davaların duruşmalarında, ‘sanık’ sıfatıyla ifade veren kadınların anlattıkları iktidar medyasınca görmemezlikten geliniyor.
İfade özgürlüğünü sınırlamak ve toplumsal kontrolü sağlamak için ceza ve ödüllerin iktidarın siyasal ihtiyacına göre yapılandırıldığı ülkemizde, beyaz et üretimi, uyuşturucu ve siyaset bağlamında yapılan operasyonları birlikte düşünmek, bunlardan yalnızca birine odaklanma hatasına düşüp, otoriter güç mimarisinin bütününü gözden kaçırmamak gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et