Monomit
Ekim ayında Bekir Ağırdır, Oksijen’de toplumun kahraman arayışı üzerine araştırma sonuçlarına dayanan bir yazı yazmıştı.
“Toplum, bireysel çaresizlikten çıkış yolunu “kahraman” metaforunda arıyor.” Dediği yazıda yapılan araştırmaya dair “Bir kahramanı tanımlayan en temel özellik sorulduğunda yüzde 65’i “adil olması” sonucu yer alıyor.
Kahramanın tanımına bakalım:
Destanlarda, masallarda, yüksek insani vasıf olarak geçen kahramanlık, psikanalistlere göre mükemmelliklerle donatılmış kolektif ego, sosyal psikolojide, önemli kişiler ve liderler, Hegel için dünya tininin aracı diye geçer ve insanlık tarihinden bu yana tüm filozoflar için farklı tanıma sahiptir.
TDK ise bir kimsenin savaşta veya tehlikeli bir durumda gösterdiği üstün yararlılık, cesaret ve yiğitlik olarak tanımlar.
Aynı yazıda Ağırdır şu çıkarımda bulunuyordu: " Siyaset içinde kahramanlık ihtiyacı, aslında bir liderlik boşluğunun tezahürü. Halk, bugünün siyasal aktörlerinde bulamadığını “kahraman” metaforuna yüklüyor. Bu metaforun merkezinde de adalet, güven ve umut arayışı var."
Bulunduğumuz coğrafya kahraman imgesine tutunmaya oldukça yatkın. Kahraman ile lideri eş anlamlı kullanan, bir liderin izinden gidebilmek için kahramanlık, her kahramanda bir liderlik arayan toplum…
Başa gelen onca şeyden sonra, hala olası-olmayası bir seçimi muhalefetin başkan adayının kim olacağı üzerinden bize sorgulatan da aynı sosyal psikoloji. Halk, seçmen kendisi değilmiş gibi tartışıyor: seçilecek aday…
Otoriter rejim hiyerarşisine alışmış toplum yine hiyerarşinin başını devralacak bir kahraman arayışında. Liderliği biraz da yatay ilişkilerde aramak akla gelmiyor, otoriteden bağımsız bir liderlik de.
Kahramanlık ise hep bir başkasından beklenen erişilmez bir davranış biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
Şimdi haftanın da gündemi uyarınca düşünelim. Fatoş Pınar Türker'in çıplak arama işkencesini anlattığı sırada salona dönüp "Utanan varsa çıkabilir, ben utanmıyorum." dediği an, utanca taraf değiştirten tarihi an, evladıyla tehdit edilen bir annenin yine de ifade değiştirmemesiyle yazılan tarih bir kahramanlık değil mi? Toplumun aradığı "adalet, güven ve umut" kavramlarının tamamını kapsamıyor mu?
Bunu İBB Davası'ndaki savunmaların neredeyse tamamında görmüyor muyuz?
Bir liderden kahramanlık beklemek yerine tüm kahramanların liderliğinin kabulü ve binlerce önderli bir hareket ile demokrasi sınavına girmek bana daha makul görünüyor. Mevzu artık demokrasi ve karşıt güçleri arasında seyrettiği için bütünleşik cepheden anlaşılan partiler üzeri bir halk örgütlenmesi olmalı yani alışılmışın dışı.
Her birimizin şapkayı önüne koyup kahramanlığa en yakın hissettiği anı düşünmesini isterim. 19 Mart sürecinin öğrencileri, direnen akademisyenler, Boğaziçi, ODTÜ, Bilgi direnişleri, Bağımsız Sendikaların İşçi direnişleri, CHP Genel merkezini savunan halk, ekoloji mücadelesinde köylüler… saymakla bitmiyor. Savunduğumuz yaşamı sürdürme çabasının her bir dakikası bile kahramanlığa dair. Her gün duymadığımız binlerce kahramanlık yazılıyor aslında.
Toplumların kahramandan beklediği "hatasız, mükemmel, sıra dışı ve ön açıcı" davranış ve tutumlar oluyor. Rejim de bir kahramanı en çok bu beklenti üzerinden yıpratıyor.
Mükemmelliği bozmak bir kibrite bakıyor.
Camphell, Jung’un arketip kuramını mitolojiye uyarlayarak monomit kavramını ortaya atıyor.
Burada kahraman, yolculuğu sırasında bilinçdışını aşarak kişiliğini bütünsel şekilde gerçekleştirme amacı gütmektedir (Campbell, 2010). Kahramanın yola çıkışı için gerekli olan amaç, kahramanın yolun başındaki bilinci ile sınırlı. Öyle ki kahramanın yola çıkması/çıkabilmesi, mitin ilk aşamasıdır. Campbell, bu yolculukların belirli bir dinamik içerisinde gerçekleştiğini ifade eder ve bunu ‘monomitos’ terimiyle ortaya koyar (Arıkan, 2021, s. 17). Bu çıkılan yolda edinilen zaferlerden sonra, eve döndüğünde artık eski bilincine uzak, erginleştiği bilince hâkim bir kahramana evrilir. Bunda da dönüşte aldığı toplumsal övgünün payı vardır.
Kahramanın yolculuğu şu aşamalardan oluşur:
1. Yola Çıkış
- Maceraya Çağrı: Bir meydan okuma sonucu statükonun bozulması
- Çağrıyı Reddetme: Kahramanın korkuları veya sorumlulukları nedeniyle başlangıçta maceradan kaçınması
- Eşiği Geçme: Bilinmeyen dünyaya ilk adımın atılması.
2. Sınanma
- Dostlar ve Düşmanlar: Yolda karşılaşılan müttefikler ve engeller.
- Çile (En Derin Mağara): Kahramanın en büyük korkusuyla yüzleştiği, ölüm-kalım mücadelesi verdiği en zorlu an.
- Ödül: Bu büyük savaştan sağ çıkan veya engeli aşan kahramanın kutsal bir bilgiye, objeye ya da güce kavuşması
3. Geri Dönüş
- Dönüş Yolu: Kahramanın sıradan dünyasına geri dönme çabası.
- Kefaret / Değişim: Kahramanın hem kendisini hem de dünyasını dönüştürecek yeni bir bilgelikle bütünleşmesi.
Bu yola rant düzeni dışında kalan herkes kendince çıktı, zaferle dönmese de bir öğreti ve dönüştürme gücü de edindi. Bakınca etrafımız büyük kahramanlıklarla dolu ancak kahramanın alkışı eksik. Ödül ve geri dönüşte bilgelikle bütünleşmede toplumsal bir karşılık yok, bireyselde kalıyor. Zira sistem kahramanı bastırmanın yolunu biliyor. Zaferin tanımı büyüdükçe kahramanlığın hacmi küçülüyor. Kahramandan beklenen hatasızlık, sistemin elinde kahramanı yıpratma aracına dönüyor. Yanlış bilginin hakikatten 14 kat hızla yayıldığı hakikat ötesi çağda yüzde yüz doğruya dayalı kahramanlık imkansızlaştırılıyor.
Burada anti kahraman kavramını ortaya atalım:
Anti kahraman, kahramanın tam karşıtı olan salt körü değil. Yalnızca kahramanın yolculuğundaki yöntem ve amaç olarak ayrılır. Verdiği karar ile aldığı sonuç arasındaki çelişkiler, amaca giden yoldaki çetrefilli durumlar ve toplumsal çıkara kendisini de dahil etmesi anti kahramanları hareket alanında kahramana kıyasen özgürleştirir. Edebiyat ve beyaz perdeye bakıldığında anti kahramanlar sistem sarsıcılardır.
Bu koşullar altında her birimizin anlık gösterdiği ya da belirli bir süreçte sınırlı kalmış kahramanlıklar yerine, yeri geldiğinde sistem sarsıcı olan anti kahramanların kabulünü tartışabilmeyi arzuluyorum.
Dayatılan makbul muhalif, makbul gazeteci, makbul kadın, makbul lider, makbul sosyalist, makbul aydın kalıplarından kurtuluşun da bir yöntemi olabilir mi?
Dayatılan makbul kılıflarını mercek altına aldığımızda mevcut rejimin parmak izlerini görüyoruz. Burada bir paradoks var. Makbul sınırını çizerken rejim kendi beklentileriyle karşıtını aynı sepete koyup toplumsal yargı oluşturuyor. Böylece elindeki olası kahramanı yıpratma kozunu ikiye katlıyor. Örneğin göz önünde kamusal bir figürden hem inanca dair büyük hassasiyet, kendi normunca giyim kuşam ve söylem adabı dayatırken bir yandan muhalif sosyalistse ideolojisi tanımıyla sonsuz dayanışma, adanmışlık, kendinden vaz geçmişlik talep ediyor.
Bir kadının başarısının takdir kazanabilmesi için sorunsuz ebeveynlik, iyi belagat, cesaret, eğitim ve hatasızlık aranıyor.
Makbul gazeteci için telifinin bile peşine düşmeyen, hiçbir geliri olmasa da alanlarda gaz yemeye, gözaltına alınmaya, hakikat için tutuklanmaya razı bir adanmışlık gerekiyor. Bir seminer, söyleşi üzerinden telif alması bile kahramanlığın mükemmelliğini bozan unsur olarak görülüyor.
Anti kahramanlığa alan açmadan, bu post truth çağında bu popülist otoriter liderler, bu satılmış medya, bu manipülatif mecralar, sinizm, pesimizm ile mücadele zor görünüyor.
Makbul sınırları rejim tarafından çizilmiş kahramanların yarıda kalacağı öngörülür yolculuğuna karşı mutlak ahlakçılığı yıkmış anti kahramanların kendi öfkeleriyle harmanladıkları, yaşamdan alınacak hazda kişisel beklentilerini de dahil ettikleri yürüyüşlerini tercih ediyorum. Dönemin kahramanlarına da anti kahramanlığa evrilme şansı tanınması gerektiğine inanıyorum. Ödedikleri bedel, yolculuklarına kişisel hınç ekleme hakkı tanıyor.
Evrensel'i Takip Et