Ortadoğu’da devlet olmak
Bazen düşünüyorum; gelişen kuraklık yüzünden Orta Asya’dan atlar üzerinde batı yönünde göç ederken, o zamanlarda ve hemen her dönemde iklim, toprak ve küredeki konumu itibariyle en elverişli alan olan Anadolu’ya değil de daha kuzeye ve belki de daha az elverişli alanlara yayılmış olsaydık, acaba kaderimiz daha farklı olur muydu? Bilemiyorum! Osmanlı döneminde Anadolu’nun ihmali ve Batı’ya yöneliş pek pahalıya mal olduğuna göre, belki de üzerine yerleştiğimiz topraklar galiba bize en uygun olanı; şimdilerde buralarda olduğumuza göre, bilemiyorum ne anlamda!
Medeniyetin doğduğu Ortadoğu her zaman olduğu gibi, bugün de tam bir cehennem çukurunu andırmaktadır. Zira Rusya’nın ve Çin’in de ilgisini çeken bu bölge, günümüzde İsrail’in kutsal addettikleri alanda devletini kurma çabası ve ABD’yi de hizmete koşmasıyla giderek yükselen bir inferno havuzuna çevrilme kapasitesi taşımaktadır.
Ortadoğu inferno kazanında Türkiye siyasi yapısı, Fatih’in İstanbul’u fethi esnasında rahiplerin Ayasofya’da meleklerin cinsiyetini tartışmasına benzer şekilde, beka gibi kutsallaştırdıkları bazı kavramlara sığınarak, ülke yararı aleyhine kişisel mevki-makam hırslarını tatmine yönelmekteler. Manzara şudur ki, Namık Kemal’in “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini/ Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” dizesini anımsatır durumdayız. Kurucu parti üzerinde oynanan oyunla, AKP’ye hem de hiç haddi olmadan kurucu anayasa had ve hakkını vermeye yeltenen siyasiler farkında olmalılar ki, bu davranışlarıyla başlarına mezar taşlarını koymaktalar.
Kurucu parti sıfatı çoktan erimiş/eritilmiş olan CHP, nasıl böyle bir oyuna tav olabilmekte, makul bir insanın havsalası alır gibi değildir! Mesele çok açıktır, çağımızın baş emperyalisti ABD, hem Çin karşısında hâkimiyet kazanmak, hem de İsrail’in emrinde Ortadoğu’yu şekillendirirken bölgenin en önemli gücü Türkiye’ye de, belirli sona varana dek, bir rol verilecekti! Üstelik bu süreç, direktiflerle 27 yıldır yedekte tutulan anahtarla sahaya sürülecekti! Öyle anlaşılıyor ki, belki de dürüst kaygılarla işin başında görev alan, ilk zamanlarda sergilenen aldatıcı davranışlara çocuk gibi inanarak sürüklenen kimileri ve aydın geçinen gafil örtülü bedhahlar da bugünlere gelmeyi, daha tramvay söyleminde dahi açıkça ifade etmiş bir parti yönetimine muazzam bir asfalt döşemiş oldu!
Peki, mazi aldatılmışlık ya da öngörüsüzlükle mazur olsa da bugüne ne demeli! ABD ve İsrail açısından Türkiye’nin Ortadoğu’daki yeri ve rolü fevkalade önemli olarak, Türkiye’nin yönetilme hedefinde olduğu gün gibi ortada değil mi? Durum böyle ise, ülkenin ve halkımızın çıkarı, İkinci Paylaşım Savaşı’nda Avrupa’nın göbeğindeki İsviçre’nin yansızlık politikasını andırırcasına tarafsızlık politikası izlemesi anlamlı değil midir? Ne var ki, bir yandan emperyalistin hedefinin içte bazı politikacıların maziden gelen tarihsel intikam duygularıyla örtüşmesi, aynı anda da partinin siyaseten işbaşında kalmasıyla emperyalistin hedefiyle örtüşür görüntü vermektedir. Ancak, birbiri ile örtüşen projelerde emperyalist avantajlı, ülke ise mağdur konumdadır. Öyle ya, kurucu anayasa yapmak demek, yeni devlet kurmak demektir. Peki, ne oldu da yeni bir devlet kuruluyor, bir savaş mı geçirdik, ya da büyük bir siyasi ya da ekonomik çöküşle yeni bir numara ile farklı bir cumhuriyet mi kuruluyor! Hayır, hiçbiri değil, sadece geçmişte çöken bir imparatorluktan yeni bir devlet kurup, çağdaşlık düzeyine yükseltmeye çalışmış bir siyasi harekete ve kadroya inatla yeni bir kuruluşa yöneliş programının denemeleri yapılıyor. Heyhat, böyle bir proje toplumun hayrına olabilir mi? Mutasavver yeni oluşum bir anayasa üzerine oturtulacaksa, var olan anayasaya uymayan, uluslararası kural ve anlaşmalara uymayan, tüm hukuk ve eğitim sistemini emrinde kullanan bir zihniyetin anayasa tasavvuru da aynen tramvay örneğinde olduğu gibi sonu başından belli bir proje olacaktır!
Evrensel'i Takip Et