Eti Maden’de devlet aklı: Grev yasak, bor ABD’ye
Resmi kurumların raporları genellikle sıkıcı, bürokratik dille yazılmış, bolca hamaset ve “başarı” hikayesiyle doldurulmuş metinler olarak görülür. Oysa o kalın raporların satır aralarına, tabloların dipnotlarına dikkatli bakıldığında, Türkiye’deki ekonomi politiğin, devlet-sermaye ilişkilerinin ve emeğin nasıl acımasızca yağmalandığının net röntgeni çekilebilir.
Eti Maden’in bu yıl yayımladığı “2025 yılı faaliyet raporu”, tam da böyle bir metin. Bu rapor, sadece bir şirketin yıllık bilançosu değil; aynı zamanda 2025 yılı içinde maden işçilerinin yasal, anayasal grev hakkının “milli güvenlik” gerekçesiyle bir gece yarısı kararnamesiyle neden ve kimler için yasaklandığının resmi itirafnamesi. Bu itirafname aynı zamanda ‘devlet aklının’ ulusal-uluslararası sınıf ifşası.
Hamaset perdesini aralayıp rakamların arkasındaki akla bakalım.
Grev yasağının altından çıkan kâr
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tam da 1 Mayıs 2025’te “Grev hakkını rasyonel bir zemine oturttuk” diyordu. Tam 90 gün sonra greve hazırlanan Eti Maden işçilerinin karşısına o bildik “milli güvenlik” duvarını dikti. Bu kez başkanı olduğu Varlık Fonu bünyesindeki şirkette gerçekleşecek grevi bizzat patron olarak yasakladı.
İşçinin hak arayışının tehlikeye attığı o “güvenlik” gerçekte ne? Bir ülkede üretilen, yüzde 97’si ülke dışına çıkartılan bir ham madde nasıl oluyor da bunu satan ülkenin milli güvenliğini tehdit ediyor?
Yanıt devasa kâr marjı ve sınıf ilişkilerinde.
Eti Maden dünya bor pazarının yüzde 61’ini tek başına domine ediyor. Türkiye’nin en kârlı sanayi işletmesi. 2025’te 2.4 milyon ton bor satan şirketin geliri 1.2 milyar dolar.
Ortada korkunç bir sömürü çarkı var. 2025 verilerine göre, memurlar hariç tutulduğunda kurumdaki her bir işçi (Kadrolu, sözleşmeli, taşeron fark etmeksizin) yılda tek başına tam 330 ton rafine bor üretiyor. İşçinin yerin altında, zehirli tozları soluyarak, iş cinayetleriyle burun buruna kalarak ürettiği bu değerin kuruma yansıması, işçi başına 7.7 milyar TL gelir ve 3.2 milyon TL net kâr anlamına geliyor.
İşçinin sırtından milyonlarca lira kâr eden devlet, aynı işçi “Ücretimi artır” dediğinde, grev çadırını daha kurmadan söküp atıyor.
‘Devlet aklı’ dedikleri ABD’nin tedarik zinciri
“Rasyonalitenin” ve devlet aklı denilen mekanizmanın aslında nasıl çalıştığını görmek için şu soruyu soralım: Anadolu topraklarından çıkarılan bu madeni kim alıyor?
Eti Maden’in toplam satış gelirlerinin yüzde 97’si doğrudan yurt dışından geliyor. Satışların yüzde 16’sı doğrudan ABD’ye yapılıyor. Daha da çarpıcısı, ABD’nin devasa küresel bor tüketiminin yüzde 24’ünü tek başına Türkiye karşılıyor. Amerikan emperyalizmi için bor, sıradan bir maden değil. ABD İç Güvenlik Bakanlığı tarafından “kritik mineral” statüsüne alınan bor; Amerikan askeri zırhlarından nükleer teknolojiye, uzay sanayisinden elektrikli araçların lityum bataryalarına kadar stratejik bir ham madde.
İşte madencinin grevinin yasaklanmasının arkasındaki asıl “güvenlik” meselesi. Karşımızdaki tablo tam olarak şu: Türkiye’de devletin kurumunda çalışan, devletin anayasasına tabi işçilerin devlet tarafından tanınmış grev hakkının, yine devlet tarafından ellerinden alındığı, buna da yine “devlet” güvenliği dendiği karanlık bir trajedi. Ve bu yasağın arkasında ABD’ye kesintisiz ihracat ve ülkeye girecek sıcak dolar var.
Doğayı yıkıp geleceği satmak
Tüm bu yağma düzeni, raporda “milli madencilik”, “sürdürülebilirlik” ve “karbon ayak izi” gibi çevreci makyajlama laflarıyla örtülmeye çalışılıyor. Oysa ortada ne millilik var ne de çevrecilik. Sistemi ayakta tutan şey; Türkiye’nin nadir elementini haraç mezat satıp, Anadolu’nun doğasını üstünde açan tek bir çiçek bile bırakmamacasına kırıp dökerek ve işçiyi boğaz tokluğuna çalıştırarak elde edilen döviz girişi.
Devlet aklı dedikleri şey; yer altı kaynaklarımızı ABD’li tekellerin, uluslararası silah ve teknoloji devlerinin üretim bantları bir saniye bile durmasın diye, işçinin grev hakkını gasbetmek. Sadece bu örnek, milli güvenliğin değil, küresel kapitalizme entegre olmuş ‘aklın’ tescili. Madencinin yerin dibinden tırnaklarıyla kazıyıp çıkardığı o devasa artı değer, işte bu yüzden doğrudan okyanus ötesine, emperyalist kasalara akmaya devam ediyor.
Evrensel'i Takip Et