11 Haziran 2026 00:09

İran herkesin bataklığına mı dönüşüyor?

İran yavaş yavaş kendisi dahil savaşan tarafların bataklığına dönüşüyor. Kalıcı ateşkeslerin, hatta barış anlaşmalarının konuşulduğu bugünlerde savaş yeniden alevlendi. Bölgeye ve savaşa gerçekçi yaklaşanlar açısından şaşırtıcı olmayan yeni tehlikeli tırmanış, İran’ın Apache tipi bir helikopterini düşürmesinin ardından Amerika’nın İran’daki bazı iletişim istasyonlarını, savunma sistemlerini ve radar istasyonlarını vurması ile başladı. Bu saldırılara karşılık İran da Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn gibi bölge ülkelerinde bulunan Amerikan üslerinin olduğu 21 noktaya yönelik hava saldırıları gerçekleştirdi.

Amerika ve özellikle de Trump’ın çıkış planı yapmadan başlattığı bir savaşa sıkışıp kaldığına dair yorumlar giderek artıyor. Amerikan medyasında giderek daha sertleşen bir üslupla sorgulanan bu sıkışma hali, savaş bitse bile Trump çarpıcı bir kazanım elde etmediği sürece Amerika’nın aleyhine olacakmış gibi görünüyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nı sürekli açık tutmaya ve seyir güvenliği sağlamaya gücü yetmeyen bir Amerika imajı elbette Trump açısından oldukça sıkıntılı. Trump yönetimi İran’da ne rejimi değiştirebildi ne de İran’ı neredeyse kayıtsız şartsız teslimiyet şartları ile başlayan ancak zamanla hafifleyen bir anlaşmaya razı edebildi. Beyaz Saray’ın ‘Girer, çıkarız’ şeklinde, önünü ardını düşünmeden giriştiği savaşta mevcut rejimden rahatsız İranlılar sokağa dökülmediği gibi İranlı Kürt silahlı gruplar da savaşa girmeye ikna edilemedi. Sonuçta İranlı Kürt grupların önünde hâlâ dumanı tüten bir Suriye tecrübesi olduğu açık.

Diğer taraftan Trump’ın parıltılı zaferler elde edememesi İran’daki mevcut yönetimin hanesine kazanım olarak yazılsa da, İran açısından savaşın maliyetinin giderek arttığı da bir gerçek. Zaten yaptırımlar, kötü ekonomi politikaları ve yolsuzluk gibi sebeplerle on yıllardır ekonomik krizlerle çalkalanan İran’da durum önceki yıllara göre çok daha kötü. İran parasının dolar karşısındaki değer kaybı katlanarak artıyor ve bu durumun insanların günlük hayatta en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacakları noktalara ulaşması çok zaman almayacak gibi görünüyor. İran da savaş uzadıkça ve savaşın maliyeti katlanarak arttıkça müzakerelerde şartlarını azaltarak ilerliyor. Şimdilerde İran yönetiminin temel hedefi, İran’a yönelik yaptırımları kısmen de olsa kaldırtmak, ülke dışında dondurulmuş durumdaki fonların bir kısmını bile olsa serbest bıraktırabilmek. Buna karşılık nükleer çalışmaların ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin bir süre askıya alınabileceğine dair kozunu müzakere masalarında öne sürüyor.

İsrail ise Trump yönetimi ile çatlağın giderek büyümesini umursamadan İran’a yönelik saldırıların sürmesini, İran’da neredeyse taş üstünde taş kalmayacak boyutta bir yıkımın gerçekleşmesini istiyor. Son olarak Trump, Netanyahu yönetiminin de İran ile bir anlaşmayı kabul etmek zorunda olduğunu dile getirse de Amerikan’ın İsrail’e verdiği desteği caydırıcı bir koz olarak İsrail’e karşı kullanması olası değil. Zaten Netanyahu şimdiden yaklaşan seçimlerde yeniden aday olmaya hazırlanıyor. Ayrıca İsrail’in ABD-İran savaşı sayesinde bölgenin yeniden dizayn edilmesi, İran’ın nüfuzunun tamamen ortadan kaldırılması, petrol zengini Körfez ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmek için İran tehdidini mümkün olduğunca uzun süre kullanmak gibi farklı politikaları var.

Elbette savaşan tarafların farklı hedefleri ve hesapları Irak ve Körfez ülkeleri dahil bölge ülkelerini sarsmaya devam ediyor. Mesela Irak’ta bir taraftan İran desteği ile kurulan ancak işgal döneminden beri bir Irak ordusu kurulamadığı için IŞİD ile mücadeleyi sırtlanmak zorunda kalan Haşd-i Şaabi’nin silahsızlandırılması süreci devam ediyor. Oldukça komplike olan bu süreçte şemsiye yapı olan Haşd-i Şaabi içindeki bazı örgütler, “Silah devlet tekelinde olmalı ve güçlü bir Irak ordusu kurulmalı” politikasını desteklediklerini duyurdu. Ancak örgütün en sert yapılarından olan Nuceba hareketi gibi oluşumlar hâlâ İran politikalarına paralel hareket etmekte kararlı. Diğer taraftan Hürmüz Boğazı krizi Irak’ı da vurmuş durumda. Son olarak Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin krizin biraz daha devam etmesi halinde 2027 yılının Irak açısından korkunç olacağını söyledi. Irak’ın kamu maaşlarını ödemek için 19 milyar dolara karşılık Irak dinarı basmak zorunda kaldığını da hatırlatmakta fayda var.

Hürmüz Boğazı, İran’ın elinde hâlâ etkili ve oldukça güçlü bir kart olsa da bu kartın giderek İran aleyhine sonuçlar doğurması da oldukça mümkün. İsrail’in de bu duruma güvenerek krizi mümkün olduğunca uzatma niyetinde olduğu söylenebilir. Birkaç hafta öncesine kadar İran Hürmüz kartını mümkün olduğunca uzun süre kullanarak savaşın yıkıcı maliyetini bütün dünyaya yaymak ve Amerika’yı dünyadan gelecek baskılarla bir anlaşmaya mecbur etmek niyetiyle hareket ediyordu. Şimdilerde İsrail, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerini “İran’ın saldırganlığı ortada, bizi değil onları tehdit olarak görmelisiniz ve birlikte hareket etmeliyiz” söylemleri ile ikna turunda.

Yine Hürmüz Boğazı krizinin gölgesinde kalan bir diğer potansiyel kriz bölgesi Bab El Mendeb Boğazı. Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ne bağlayan Bab El Mendeb’in bir tarafında Yemen var diğer tarafında İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri ittifakının birkaç yıldır tahkim ettiği noktalar ve Somaliland. Batı dünyası ekseriyetle Bab El Mendeb’in Yemen’deki Husiler üzerinden İran tarafından kapatılabileceğine dair yorumlar yapıyor. Ancak Suudi Arabistan petrol sevkiyatının yanı sıra Mısır’ın Süveyş Kanalı’ndaki trafik açısından önemleri düşünüldüğünde bu boğazın kontrolü daha da önem kazanıyor. Hürmüz krizinden sonra alternatif enerji trafiği konusunda öne çıkmaya çalışan İsrail’in Suudi Arabistan’ı hâlâ ikna edemediği biliniyor. Ancak Suudi Arabistan’ın uluslararası sulara tek çıkışı olan Bab El Mendeb’in güvensiz hale gelmesi elbette Suudi Arabistan dahil birçok bölge ülkesini İsrail ile uzlaşmaya zorlayabilecek bir faktör olabilir.

Velhasıl perde arkasında İsrail’in olduğu ABD-İran savaşı yakın zamanda bitmek bir tarafa bölgenin birçok ülkesine yayılarak daha da yıkıcı hale gelebilecek potansiyelde. Kısacası cin şişeden çıktı, bu saatten sonra savaşan taraflar dahil bölge ülkeleri açısından geri adım atmak, çarpıcı kazanımlar elde etmeden el sıkışmak pek olası görünmüyor.

Hediye Levent

İran herkesin bataklığına mı dönüşüyor?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et