Futbol ve satranç
Dünya Kupası başlıyor. Haftalar boyunca futbolun bütün yönleri ile konuşulacağı bir dönem yaşayacağız. Futbolun bütünüyle kâra dayalı bir endüstri haline gelmesinden bilet fiyatlarına, seyirci profilinin değişmesinden, üzerindeki politik oyunlara kadar pek çok konu masaya yatırılacak, tartışılacak. Tüm bunlara rağmen futbol en çok sevilen, izlenen spor olmaya devam edecek. Buna karşın futbol pek çok entelektüel ve aydın tarafından küçümsenen bir spor dalıdır. Kimi zaman futbol seyircisinin geri bilinci de futbol eleştirisini içine serpiştirilir, bir zamanların İspanya ve Portekiz diktatörleri olan Franco’dan, Salazar’dan bu yönde sözler aktarılır. Onların uzun yönetimlerinin “sırları olarak açıkladıkları”, “Futbol, fado, fiesta” ve “Bana seksen bin kişilik bir uyku tulumu yapın” sözleri hatırlatılır. Oysa kapitalist sistemde futbol ve diğer spor dallarının öne çıkarılması veya geri itilmesi hem politik tercihlerin hem de ekonomik önceliklerin sonucudur ve spor dallarına ülkelerin içinde bulundukları genel ekonomik, politik ve sosyal koşullar dışında önem atfetmek pek doğru değildir. Stadyumların “uyku tulumu” olabilecekleri gibi, direniş meşalelerinin yakıldığı yerler de olabilecekleri, “Maçları seyircisiz oynatalım” önerilerine yol açacak platformlar olması gibi.
Bu yazıda futbolun ekonomisi ve siyaseti gibi konularla ilgilenmeyeceğiz. Dünya Kupası vesilesiyle bu konularda zaten pek çok yazı okuyacaksınız. Bu konular, yani futbolun ekonomisi ve siyaseti futbolun saha içinde ürettiği, özünden kaynaklanan sorunlar değildir. Bunlar doğrudan toplumsal sistemle ilgili sorunlardır ve futbola dışsal olarak dahil olmaktadır. Çözümünü de futbolun içinde değil, genel bir toplumsal alt-üst oluşla bulacaktır. Burada ele alacağımız konu ise sadece sahanın içi, yani futbolun kendisi olacaktır. Futbolun oynanış biçimi ve futbolcunun oyun içindeki konumu, bütün bunların satranç ile karşılaştırılması amaçlanacaktır. Neden satranç sorusunun yanıtı ise şu: Ortalama bir satranç oyuncusunun zekasından, düşünme yeteneğinden, oyun kurma gücünden şüphelenmeyiz. Ortalama bir satranç oyuncusu bu yeteneklere sahiptir. İlk birkaç hamlenin ardından oyunun sonunu hesaplayabilen büyük ustaların olduğunu da bilinir. Peki bir teknik direktörden, bir futbolcudan bunlar beklenebilir mi? Futbolcular genellikle vasat zekaya sahip, teknik direktörlerin oyun planlarını sahada uygulayan insanlar olarak nitelenir, onların zekaları ve kişisel donanımları dikkate alınmaz. Teknik direktörler ise, arada bir bazılarının dehasından söz edilse de genellikle futbolcudan bir basamak yukarıda kabul edilir ve onların da satranç oyuncusu gibi bir oyun planı vardır. Arada bir “futbol zekasına” sahip oyuncuların varlığı ve onların sergiledikleri yetenekten, futbolun seyir zevkini yükselten etkenler olarak söz edilir. Ama yine de futbol en popüler spor dalıdır ve taşıdığı sürprizler, özellikle denk güçlerin karşılaşmasında sonucu görmeden ne olacağının önceden kestirilememesi, zaman zaman büyük sürprizlerle karşılaşılması, bir oyuncunun olağanüstü bir yetenek sergilemesi bu oyuna olan ilgiyi canlı tutar. Ne de olsa “Top yuvarlak, saha düzdür ve maç sahada kazanılır, son düdük çalmadan sonuç ilan edilemez.” Dahası futbol satranca dönerse çok sıkıcı bir oyun olur.
Şimdi gelelim asıl konumuza: Satranç oyununda her taşın nasıl hareket edeceği bellidir. Taşlar oyuncu tarafından ve tek tek hamlelerle yönetilir. Piyon ilk hamlede iki kare ilerleyebilir, sonrasında tek kare ilerler, çaprazdan rakip taşı alabilir. Beyaz fil beyaz hatta, siyah fil siyah hatta çapraz olarak ileri geri hareket edebilir, ama önlerinin açık olması gerekir. At büyük ve küçük L şeklinde, ama rakip taşların üzerinden atlayarak hareket edebilir. Kale düz olarak önü açıksa yana ileriye çok kare katederek hareket edebilir, vezir ise düz ve çapraz olarak hareket edebilir. Şah ise tek karede düz olarak her yöne hareket edebilir, en büyük özgürlüğü rok yapmadadır, savunmasını daha sağlama alabilir. Bir piyon rakip oyuncunun son karesine ulaşırsa kale, fil, at biçimini alabilir, bir piyon şah olmaz vb.… Yani her taşın ayrı bir puanlama değeri vardır. Bütün bu taşlar oyuncunun oyun planına bağlı olarak hareket edebilirler ve bunun dışında oyunda bir özgürlükleri yoktur, bir piyonun fil gibi hamle yapmasını bekleyemezsiniz. Her taş hamle sırasını bekleyecektir, bir taşla hamle yapılırken diğer taşlar konumlarında hareketsizdir. Şah düşerse oyun biter.
Futbolda da oyuncuların konumları ve yerleri bellidir. Ama satrançtan farklı olarak onları oyun içinde farklı yerlerde ve rollerde görebiliriz. Bunun modern futbolun gereklerinden birisi olduğu da söylenebilir ama yerini kaybeden bir oyuncu ciddi bir hataya da neden olabilir. Oyuncudan beklenen ilk olarak asli görevini yapması, diğerlerini bunun üzerine eklemesidir. Satrançta her taşın hareket kabiliyeti sınırlıdır. Top ayağında olan her bir futbolcu ise bol miktarda “pas opsiyonuna sahiptir.” Topu yana, ileriye, çapraz, geriye, uzun veya kısa, sert veya yumuşak vb. olarak oynayabilir, önünde engel varsa, satrançta bir tek atın sahip olduğu gibi —o da kısıtlıdır— topun dibine girerek havadan, pek çok rakibin üzerinden arkadaşının önüne atabilir, satrancın tersine, yani sadece hamle yapılan taş hareketli, diğerleri konumlarını koruyan statik bir durumdayken, futbolda her an her futbolcu hareket halinde olmak zorundadır. Bir futbolcu top kendisinde olmadığında da hareketli olmak, topsuz oyuna katılmak zorundadır, ayağına topu alan futbolcu, bir oyun planı olsa da topu nasıl kullanacağına kendisi karar verir, ama bu kararın hep doğru olması beklenir. Bu karar da futbolcunun oyun görüşü, zekası, varlığı önceden kabul edilen belirli bir yeteneğinin etkisi söz konusudur. Piyonla sonuçlanan satranç oyunları olsa da, bir piyondan mucize beklenmez. Ama yetenekli veya bazen vasat kabul edilen bir futbolcu kolektif bir oyun olan futbolda bireysel bir farklılık yaratabilir ve sonuca doğrudan tesir edebilir.
Bir teknik direktörün futbolcularını önceden belirlenmiş bir plana doğrultusunda oynatması, onlardan sadece kendisinden beklenenleri yapmasını istemesi, futbolun kolektif bir oyun olması açısından bir gereklilik olarak görülürken, bunun aynı zamanda güç durumlarda çözüm üretme yeteneğini kısıtladığı, bazı teknik direktörlerde bu yeteneğin olmadığı eleştirilerini de beraberinde getirdiği unutulmamalıdır. Bir açığın içeri katetmesi, adam eksiltmesi, bir stoperin bir on numara yeteneğinde pas atması, rastgele bir orta yapılmayıp da asist gibi pas atılması, araya atılan bir pas vb. futbolda “problem çözen” işler olarak görülür. Bir teknik direktör bütün bunları hesaba katmak zorundadır. Oyun içinde plan değiştirebilen teknik direktörler diğerlerinden daha yetenekli kabul edilir. Futbolda her yeni pas, oyun içinde oyunun akışını değiştiren bir rol oynar.
Satrançta taşlardan her karede, her hamlede aynı yeteneği göstermesi beklenmez, görevleri bellidir. Futbolun bugün geldiği düzeyde her futbolcudan her pozisyonda aynı yeteneği göstermesi, sahanın her tarafında oyuna katılması beklenir. “En iyi defans hücumdur” dendiğinde bundan beklenen başta forvetler olmak üzere, tüm takımdan rakip üzerinde ve onun sahasında baskı yapması beklenir, top kaybedildiğinde de takımın toplu olarak defans yapması gerekir. Futbolda boş hamle yoktur. Satrançta bir oyun kurulmuşsa öyle bir an gelir ki oyuncu bu oyunun bozulmaması için, amaçsız bir boş hamle yapmak zorunda kalır. Futbolcu bu lükse sahip değildir. Satranç oyuncusunun her hamle öncesinde bir düşünme süresi ve hakkı vardır. Futbolcunun böyle bir hakkı yoktur. Çoğu durumda top kendisine gelmeden ne yapması gerektiğini bilmesi gerekir. Topu saniyeler içinde kullanmak, ya da saniyelik bile olmayan tek bir dokunuşla görevini yapmak zorundadır.
Satrançta nasıl ki taşlar birbirleri ile ilişki içinde bir sistem ve oyun gücü oluşturuyorsa, futbolda da tüm oyuncular birbiri ile ilişkili ve bağlantılıdır. Burada bir diyalektik vardır. Satrançta da taşlar arasında bir ilişki söz konusudur. Ama bu ilişki mekanik ve hesaplanabilir yönüyle farklı özellikler taşır. Futbolda ise bu ilişki daha güçlü bir diyalektik akış ve bağlantılılık içindedir. Bir alana bir futbolcunun fazladan girmesi, oradaki güç ilişkisini ve tüm oyunu etkiler, önceden yapılan tüm hesaplar, öngörmeler boşa çıkar. Doğada düzenlilik ve bağlantılık varsa kaos da vardır, doğanın diyalektiği böyle işler. Bir teknik direktörden, futbolcudan diyalektiği onun yasalarını, işleyişini bilmesini bekleyemeyiz. Ama yaptığı plan, oyunun işleyişi, oyun içindeki değişimler diyalektikle sıkı sıkıya ilişkilidir ve aslında onlar bu diyalektiğin uygulayıcıları ve işçileridir. Oyun içinde yapacakları her uygulama, her şeyi baştan sona değiştirir ve buna uygun müdahaleler yapmak, anlayışlarını geliştirmek zorundadırlar. Bu yönüyle uyumlu bir takım oyunu bir senfoni orkestrasının çalması gibidir. Satranç ise tek kişilik bir DJ performansına benzer.
Peki bütün bunlar ve burada söz edilmeyen daha başka yetenekler kendisinden beklenen futbolcu nasıl bir karakterdir, nasıl bir kişidir? Birikimi ve yetenekleri nelerdir veya neler olmalıdır? İşin fiziksel yönü, yani kondisyon, güç, atletizm sorunu bugünün antrenman teknikleri ile çözülebilen meselelerdir. Bugün takımlar sahaya çıktığında artık aralarında kondisyon konusunda büyük farklar bulunmuyor. Taktik meseleler de her teknik direktörün yeteneğine göre, ama görsel malzemelerin bolluğunda çözülebilen, ya da çözülmesi beklenen sorunlardır. Bir takım aynı hatayı tekrarlıyor ve ona çözüm bulamıyorsa, genellikle o teknik direktörün yetenekleri tartışılır, kariyeri geri gider. Bu nedenle oyundaki gelişmeleri takip etmesi, kendi çözümlerini üretmesi gerekir.
Peki fizik olarak ortalama bir donanıma sahip bir futbolcunun zeka, öngörü, kişisel problem çözme, oyun içinde değişimleri ve olasılıkları görebilme yeteneği ne durumdadır ve bu nasıl gelişebilir? Bu bütünüyle oyuncunun kendi bilgisini, tecrübesini, zekasını geliştirmesi, entelektüel birikimi ile ilgili bir durumdur. Bayern-Real maçında kalecinin hedefini bulmayan pasına Arda’nın koşması ve direkt kaleye vurması ve golü atması teknik direktörü tarafından ona verilmiş bir görev değildir. Bu bütünüyle kendi yetenekleri, oyun görüşü, moral hazırlığı, kendine güven, gelişmeye açık yapısı ile ilgili bir durumdur. Onun oyun içindeki yetenekleri nasıl beğeni ile izleniyorsa, başka bir futbolcunun takım arkadaşına vermesi gereken basit bir pası verememesi, topu kaptırması tepkiyle karşılanır, bunu birkaç kez aynı şekilde tekrarlaması durumunda o futbolcunun yetenekleri ve zekası tartışma konusu olur.
Bir futbolcunun anlık kararları doğru bir biçimde verebilmesi onun sürekli olarak kendini geliştirmesi, kitap okuması, sinemaya, tiyatroya gitmesi, kendi yaptığı iş ile ilgili ortaya çıkmış literatürü takip etmesi, bilmesi, günlük yaşamında da karşılaştığı problemleri doğru bir biçimde çözebilmesi, genel kültürünü ve bilgisini vb. geliştirmesi ile ilgili bir durumdur. Kuşkusuz bütün bunlarla ilgisi olmayan, sadece kendi yaptığı işin dar çerçevesi ile yetinen ve başarılı olan futbolcular da vardır. Ama bu ayrıksı durum, futbolun bir takım oyunu olduğu ve kolektif bir bilince ve davranışa sahip olması gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Her bireysel gelişme ve katkı kolektif oyunu güçlendirir ve onu biraz daha yukarı taşır. Her futbolcudan bir satranç ustasının yetenekleri elbette beklenemez —bir teknik direktörden beklenebilir— ama ortalama bir satranç oyuncusunun yetenekleri kadar kendini donatmalıdır.
Futbol çoğu kez dendiği gibi güzel bir oyundur. Ama sermayenin ve kârın egemen olduğu bir dünya da gelişme potansiyeli sınırlı, futbol dışı etkenlerin ağır bastığı bir yapı tarafından yönlendirilmekte ve yönetilmektedir. Yine de futbol sevilmekte ve izlenmektedir. Çünkü sahadaki seyirci dahil, ekran başındaki herkesi içine alır, artık her biri bir teknik direktör ve eleştirmendir. Çünkü onda her şey açık, göz önünde ve alenidir. Eleştirinin bu kadar bol, yaygın ve çeşitli olduğu başka bir alan bulmak zordur. Bu Dünya Kupası vesilesiyle futbolu sevenler maçları ve futbolcuları bir de burada kısaca ortaya koymaya çalıştığımız gibi izlesinler, eminiz çok farklı şeyler göreceklerdir.
Son bir not: Bu yazı futbolun satrançtan daha iyi bir oyun olduğunu kanıtlamak için yazılmadı, böyle bir amacı yok. Bu yazının amacı futbola, futbolcuya, seyirciye farklı bir gözle bakılması; çoğu durumda peşinen basitlik, sıradanlık ve vasatlık etiketleri yapıştırılan bir oyunun, onun oyuncusunun başka bir ilgiyi hak etmesinde, yaptığı işe saygı duyulmasında bir yanlışlık olmadığının ortaya konmasından ibarettir.
Evrensel'i Takip Et