8 Haziran 2026 00:05

İstanbul’da sıfır atık masalı, Ankara’da ormanın talanı

Hafta sonu da dahil İstanbul’da dört gün Sıfır Atık Forumu ve Sıfır Atık Festivali yapıldı. Geri dönüştürülmüş atık malzemelerden yapılan enstrümanlarla konser, insan ne kadar az şeyle yaşayabilir söyleşisi, çöp canavarı adıyla çocuk gösterileri… Yetmedi şehir yaşamından uzak çadırda yaşayan biriyle söyleşi. Tarımsal atıklardan kağıt yapımı, yaşamı yavaşlatmanın gücü söyleşisi, doğanın sesini dinlemek ve onunla yeniden bağ kurmak için Hisseden Adam söyleşisi say say bitmiyor. Tabii böylesi bir festivalde temiz enerji güzellemesi için güneş, rüzgar ve başka enerji üretimlerinin reklamları da yapılmış. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde yapılan Sıfır Atık Forumuna 183 ülkeden 500’ü aşkın kurum ve 5 binden fazla kişi (bakanlar, eski devlet yöneticileri uluslararası kurum temsilcileri de) katılarak deneyimlerini paylaşmışlar.

4 günlük festivalden geriye ne kadar atık kaldı, 183 ülkeden gelen misafirlerin gelişi, gidişi, uçağı, konvoyu, eskortu ne kadar karbona sebep oldu ne kadar atık bıraktılar onları bilmiyoruz. Fakat daha da önemlisi bu ülke AKP iktidarı eliyle başta Avrupa olmak üzere dünyanın çöplüğü haline getirildi. Demokrasi, eşitlik, kadın hakları, iş cinayetlerinin önlenmesinde değil ama atık ithalatı adı altında yapılan çöp ithalatında dünyada birinci sıradayız. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında 1 milyon 290 bin ton plastik atık ithalatı yapılmış. Türkiye’den sonra ilk beşe giren ülkelerin toplam ithalatı bile bu rakama yaklaşmıyor.

İthal edilen atıkların geri dönüşümünde de “sıfır atık” kuralının işlediği söylenebilir. Şöyle ki, geri dönüştürülebilenler dönüştürüldükten sonra, geri dönüştürülemeyenler ve atıkla birlikte gelen çöpler hızla tesislerden çıkarılarak gözlerden uzak bir yerde dere yataklarında, boş arazilerde doğanın koynuna bırakılıyor. Her şeyi yutan deniz, mikroplastikleri yutmuyor ve Çukurova’nın sahillerine yığıyor ama olsun. Bazen de kıyıda köşede, tenha bir arsada yakılarak yok ediliyorlar. Hatta çok gizlenemez hale geldiklerinde çıkan yangında! Tesisle birlikte yandıkları da oluyor. Geriye tesisin duvarları ve biraz kül kalıyor ama ona da atık denmez. 2020 ile 2023 yılı ortasına kadar atık tesislerinde çıkan 372 yangının başka bir açıklaması olamasa gerek. Atık ithalatçıları ve geri dönüşüm tesisleri bu uygulamalarıyla festivalsiz, forumsuz sıfır atık çalışmasını yürütüyorlar.

Bin odalı sarayında yaşayanların “İnsan ne kadar az şeyle yaşayabilir, şehir yaşamından uzak çadırda yaşam” söyleşileri yapması da ayrı bir çelişki. Bir de tabi “Doğanın sesini dinlemek ve onunla yeniden bağ kurmak için Hisseden Adam söyleşisi” var ki, evlere şenlik. Az miktardaki yeşil alanları hatta deprem toplanma alanlarını bile imara açan, iktidarında, 8 imar affı çıkararak betonlaşmayı artıran, su havzaları, sit alanları, ormanlar dahil kâr ve rant için her yeri inşaat şirketlerine tahsis eden AKP iktidarında, doğanın sesini dinlediğimizde duyduğumuz iki ses var; biri iş makinesi diğeri beton mikseri sesi. Yaylalardan meralara, tarım alanlarından doğal sit alanlarına, ormanlıklardan yeşil alanlara kadar her yerde inşaat, enerji ve maden şirketlerinin iş makinesi ve beton mikserleri çalışıyor. Zaten sermaye de doğanın sesi diye iş makinesi ve beton mikseri dinliyor. Çünkü doğadan ancak bu sesler geliyorsa sermayenin tekeri dönüyordur.

İstanbul’da sıfır atık masalları anlatılırken, Ankara’da ise ormanların talanının önünü açan yasa teklifi görüşülüyor. AKP iktidarında adet olduğu üzere pek çok konuya ilişkin düzenleme teklifi bir torbaya doldurulup TBMM’ye getiriliyor. Yine öyle oldu ve ormanlardan toprak korumaya, tütün ve alkollü içeceklerden çeltiğe, şeker pancarından akarsu ve kanalların etrafında güvenlik almaya kadar pek çok konu yine bir torbaya konularak meclise getirildi. Ankara’da AKP milletvekillerinin verdiği yasa teklifiyle geçtiğimiz hafta başlayan “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi” görüşmeleri devam ediyor.

Yasa teklifinin gerekçesi; yasanın kime hizmet edeceğini de ortaya koyuyor. Yasa teklifi ile karbon yutak ormanlarının kurulması, sektörün ihtiyaç duyacağı karbon sertifikalarının ülkemiz kaynaklarından karşılanması amaçlanmaktadır” deniliyor. Böylece yasanın amacı ve kime hizmet edeceği ortaya konmuş oluyor. Sektör dedikleri sermayedarlar hem kirletecek hem de karbon yutak alanı adı altında tahsis edilen ormanları karbon ticaretinin konusu haline getirecekler.

Yasa teklifi ile (OGM) Orman Genel Müdürlüğüne, karbon yutak alanları kurma, kurdurma ve mevcut ormanları bedel karşılığı tahsis etme yetkisi verilmek isteniyor. Böylece ormanların şirketlere tahsisinin önü açılıyor. Ayrıca karbon yutak alanı oluşturma bahanesiyle tarım alanlarının şirketlere özel orman alanı olarak tahsis edilmesi ise diğer bir sorun. Kesinleşmiş orman kadastrosunda orman görünen alanların hukuken yok hükmündeki tapu kayıtları aracılığıyla özel mülkiyete dönüştürülmesi ve bunu da tapu sahiplerinin açtığı davalarda tazminat, yargılama giderleri vs. giderler nedeniyle hazinenin zarara uğraması ile gerekçelendirerek, hazinenin zararının azaltılması bahanesiyle bu alanların yasa yoluyla ormandan çıkarılması sağlanıyor. Tıpkı çıkardıkları imar afları gibi yeniden 2B düzenlemesi ile ormandan çıkarılacak alanları genişletiyorlar.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde İstanbul’da sıfır atık masallarıyla uyutulan halka Ankara’da ülke ormanlarının yıkımı ve talanı dayatılıyor. Her konuda olduğu gibi “Bütün ormanların gözetimi devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez” diyen Anayasa ve geçmiş hukuk kararları da hak getire.

Sedat Başkavak

İstanbul’da sıfır atık masalı, Ankara’da ormanın talanı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et