Fezleke kuşatması, süreç ve restorasyon
Bir grup araştırmacı ve sendika uzmanının 2014 yılı sonunda bir araya gelerek oluşturduğu Emek Çalışmaları Topluluğunun ilk çalışması olan “2015 işçi sınıfı eylemleri raporu”, Bursa Oyak Renault Fabrikasında başlayan, önce TOFAŞ ve yan sanayiye, daha sonra birçok kente yayılan eylemlere dair önemli veriler sunmuştu. Rapor, 2015 yılında ‘Metal Fırtına’ diye anılan süreçte, 628’i iş yeri temelli, 754 işçi eylemini kayıt altına almıştı.
Arkadaşımız Uğur Zengin’in, ‘Metal Fırtına’ yılı 2015’e bakış: Savaş, işçilerin eylemini baskılıyor’ başlığını taşıyan ve Evrensel’de 21 Mart 2016 günü yayımlanan haberinden bir bölüm şöyle: “Rapora göre, 2015 yılı ocak ayında Birleşik Metal-İş’in greviyle beraber başlayan, Bursa’da Metal işçilerinin başlattığı eylemlerle devam eden eylem dalgası savaş ikliminin devreye girmesiyle, Suruç, Ankara ve Diyarbakır Katliamlarının yaşanmasıyla sönümlenmeye başladı ve eylem sayısı neredeyse yarı yarıya indi.”
Bu eylemler bastırılıp, ‘Metal Fırtına’ya öncülük eden işçiler, fabrikalardan tasfiye edilmiş olsa da, son on yılda, irili ufaklı devam eden ve bazıları Cumhurbaşkanı kararıyla yasaklanmış olmasına rağmen geri adım atmayarak başarıya ulaşan grevlere tanıklık ettik.
2013 Gezi direnişi, AKP’nin Meclis çoğunluğunu yitirdiği 7 Haziran 2015 seçimleri, Türkiye’de 21. yüzyılın ilk çeyreğinin en güçlü işçi eylemleri dalgasını ifade eden 2015 ‘Metal Fırtına’, 20 Temmuz 2015’te, Kobanê’ye insani yardım sağlamak amacıyla Suruç’a gelmiş olan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonundan (SGDF) gençlere yönelik olarak IŞİD tarafından gerçekleştirilen ve saldırgan dahil 34 kişinin öldüğü katliam, 10 Ekim 2015 Ankara Garı’nda barış talebiyle bir araya gelenlere yönelik yine IŞİD tarafından gerçekleştirilen, 103 kişinin yaşamını yitirdiği, cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından sonra ilk kez ikinci parti durumuna düştüğü 31 Mart 2024 yerel seçimleri, iktidarın, bu seçimler sonucunda sandıkta kaybettiğini yargı sopasıyla almak için 19 Mart 2025’te başlattığı operasyon ve 21 Mayıs 2026’da ‘mutlak butlan’ kararıyla CHP yönetimine kayyım atanması…
Son 13 yılda toplumsal mücadele dinamiklerinin harekete geçirdiği siyasal fay hatlarının sandıktaki sonuçlarının iktidarın altındaki halıyı çekmeye başladığı bir tabloyu ortaya koyması ve bugün geldiğimiz süreç…
Rıza üretme yeteneği büyük ölçüde aşınan Saray rejiminin, iktidarını sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu kontrollü seçim ortamını sağlamak üzere, CHP’ye kayyım atamasını takiben, seçilmiş CHP yönetiminin fezlekelerle kuşatma altına alınması, iktidar ortağı Bahçeli’nin Türkgün gazetesine verdiği 4 Haziran 2026 tarihli röportajda, Özel yönetimini sokağı terk etmeye çağırması, Gazete Oksijen’in Koç Holdingin 100. yılı dolayısıyla hazırladığı özel sayıda geniş bir söyleşisine yer verdiği Rahmi Koç’un “Artık gücün kadar konuş dönemi açıldı” vurgusu yapması bir puzzle’ın parçaları gibi birbirini tamamlıyor.
Emek Çalışmaları Topluluğunun yazının girişindeki raporunda, işçi hareketini gerileten faktörlere dair yaptığı vurguları, son 10 yıllık bağlam içinde, bütün toplumsal ve siyasal itiş kakışı daha net görmeye yardımcı olan bir ayna olarak da okuyabiliriz.
Küresel ölçekteki dinamiklerin seyri ve bunun Türkiye’de Erdoğan iktidarıyla kurduğu ilişkinin niteliğinin, Türkiye’de muhalefet cephesinde, dışarıdan ya da sermayenin belirli kanatlarından beklenti içinde olma duygusunu önemli ölçüde kırmış olmasını, son tahlilde hayırlı bir gelişme sayabiliriz. Türkiye’de müesses nizam, yüzünü sokağa dönmüş sosyal demokrat seçeneği tolere etme niyetinde olmadığını bağıra çağıra hatırlatıyor.
Müzeleri, sanat galerileri, seçkin koleksiyon merakıyla kendisini kültürel sermayenin taşıyıcısı ilan eden Türkiye burjuvazisinin, 100. yılını, kapitalist barbarlığın açık savunusuna ek olarak ırkçı ve cinsiyetçi bir söylemle taçlandırması sürpriz olmadı.
Trump’tan Erdoğan’a uzanan ve Koç tarafından da tespit ve teyit edilen hat, kapitalist bir egemenlik zinciri olarak anlam buluyor. Bu sınıfsal bağlamı karşısına alma cesareti gösteremeyen muhalefet biçimleri, son tahlilde, sisteme içerilerek düzenin restorasyonuna dahil edilecektir. Bu, Cumhur İttifakı aktörlerinin, “terörsüz Türkiye” çerçevesi sınırlarına hapsetmek istedikleri ‘süreç’ açısından da geçerli.
Evrensel'i Takip Et