7 Haziran 2026 00:30

Ahmet el-Şara, Kemal Kılıçdaroğlu ve NATO zirvesi

Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye Devlet Başkanı olan Ahmet el-Şara’nın cihatçı kariyeri 2003’te üniversite eğitimini yarıda bırakarak, ABD’nin Irak işgaline karşı direnişe katılmasıyla başladı. İki yıl sonra hapsedildiği Bucca Kampında sonradan IŞİD’in başına geçecek olan Ebu Bekir el-Bağdadi ile tanıştı. Hapisten sonra hızla yükseldi. 2011’de Suriye’ye geçerek sonradan ‘Nusra Cephesi’ adını alacak örgütlenmeyi başlattı. ‘El Kaide’ ve ‘Irak ve Şam İslam Devleti’ örgütleriyle olan bağlarını gizleyerek Nusra’yı önemli bir siyasal aktör haline getirdi. 2013’ten başlayarak IŞİD örgütüyle arasında artan gerilimden çıkış yolu olarak Nusra Cephesini el Kaide’nin Suriye kolu yaptı. 2016’da el Kaide ile bağlarını kopardı ve 2017’de içerisine başka İslamcı grupları da alarak ‘Heyet-i Tahrir’uş Şam’a (HTŞ-Şam Kurtuluş Hareketi) evrilecek olan örgütü kurdu. Ahmet el-Şara, kısa sürede en güçlü muhalif yapı haline gelen HTŞ’nin başında Suriye’de Baas rejiminin çöküş sürecinin yerel önderi oldu.

ABD ve İsrail stratejik mimarisinin Türkiye destekli bir ürünü olarak ocak 2025’te Suriye cumhurbaşkanı olarak atandı. 2024 sonunda ABD temsilcileriyle yaptığı görüşme sonrasında başına konulan 10 milyon dolarlık ödül iptal edilmiş, savaşçı giysili fotoğraflarının yerini ceket-kravatlı olanlar çoktan almıştı. O günden bu yana emperyalist gündemi sadakatle uyguladı.

Ve Kemal Kılıçdaroğlu

CHP’ye 2002 yılında üye oldu. Aynı yıl İstanbul milletvekili seçildi. 2010 yılında, Deniz Baykal’a kurulan kumpas sonrasında yapılan 33. Olağan Kurultayda genel başkan oldu. İzleyen dört kurultayda (2014, 2016, 2018, 2020) pozisyonunu korudu. CHP’nin 2023’te düzenlenen 38. Olağan Kurultayında genel başkanlığı kaybetti. Yenilgi sonrasında evine çekilmek yerine bir ofis kiralayarak siyasal faaliyete devam etti.

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nu hapiste ziyaret ettiyse de partisinin belediyelerine açılan davaların duruşmalarına katılmadı. CHP kurultaylarında delege iradesinin maddi çıkar ve iş bulma vaadi ile sakatlandığı iddiasıyla açılan davalar hakkında sessiz kalmayı tercih etti.

Sessizliğini bozduğunda ise “Mahkeme kararını tanımıyorum” demenin mümkün olmadığını söyledi. “Kayyım gelse daha mı iyi olur?” diyerek görevi kabul edeceğinin işaretini verdi. Özgür Özel’in kazandığı kongrelerin sonuçları, yetkisiz mahkemeler eliyle yok hükmünde sayıldıktan sonra CHP genel başkanlığına atandı, partinin kapılarını kırdırarak genel başkanlık koltuğuna oturdu. O günden bugüne işlevini yerine getiriyor.

En üst düzeydeki devşirilmelerin siyasal anlamı

Yukarıda değinilen iki siyasal devşirilme örneğinin pek çok ortak yanı var. Her iki kişi de şu anda bulundukları pozisyonun tam karşısındaki bir çizgide yıllarca ve en üst düzeyde siyaset yaptılar. Ahmet el-Şara’nın başına ödül kondu, her gece bir başka yerde, kelle koltukta yaşamak zorunda bırakıldı. Onu şimdi bulunduğu konuma getirenler tarafından yıllarca terörist olarak kovalandı. Kemal Kılıçdaroğlu sonradan kendini parti başkanlığına atayacak olan rakibi tarafından başından beri küçümsendi. Etnik-dinsel kimliği üzerinden hakarete uğradı. Kendine isimler takılarak aşağılandı.

Tam da bu nedenlerden dolayı bu iki siyasetçinin atandıkları pozisyonlar ve oynadıkları yeni rol kocaman bir “vay canına” dedirtti.

Bu ikilinin bir başka ortak özelliği ürettikleri yüksek siyasal çıktı oldu. Her iki atanma örneğinde de bu kişilerin dışındaki bir isim aynı etkiyi yaratamazdı. Ahmet el-Şara’dan başkası Suriye’de ABD ve İsrail’in önünü bu kadar rahat açamazdı. Kemal Kılıçdaroğlu’ndan başka bir kayyım CHP siyasetine bu kadar büyük zarar veremezdi.

Bu iki operasyon kararının birlikte düşünüldüğünü, aynı siyasal aktörler tarafından verildiğini iddia eden bir birleşik komplo ima ediyor değiliz. Altını çizmek istediğimiz, birbirinden farklı düzlem ve konularda hem emperyalist uluslararası siyasette hem de iç siyaset dizaynında güç sahiplerinin vurabilecekleri en büyük darbeyi vurmak için yoğun çaba gösterdiği, ellerindeki her kozu kullandığı bir dönemden geçtiğimiz gerçeği.

Bir iç siyaset meselesi olarak NATO zirvesi

Yukardaki iki örnek, baskıcı ve antidemokratik bir çizgide ilerleyen ulusal ve uluslararası güç odaklarının şiddeti artan yöntemlerle siyasal süreçleri belirleme uğraşı içinde olduğunu gösteriyor. Emperyalistler ve yerli iş birlikçileri, demokrasi mekanizmalarını engellemeyi, muhalif parti ve grupları bozmayı ve emekçilerde şok etkisi yaratıp onları siyasal faaliyetten soğutmayı istiyorlar. Bu amaca ulaşmak için yukarıda bahsedilen devşirme politikalarını da içeren “derin işler” yapıyorlar ve tüm bu gelişmeleri NATO zirvesinin gündeminden ayrı düşünmek mümkün değil.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesinin en önemli zirve olacağını vurgulamıştı. Ankara Valiliğinin NATO zirvesinde görevli olanlar dışında tüm kamu personeli izinli sayma, sınav, mezuniyet töreni, şenlik, konser, eğlence, kutlama ve panelleri yasaklama kararı bu toplantıya verilen önemin diğer yüzünü gösteriyor.

Ankara’da yapılacak NATO zirvesi tam da emperyalistlerin ve iş birlikçilerinin aralarındaki otoriter iş birliğini en üst seviyeye çıkardıkları, birbirlerinin en berbat politika ve uygulamalarını taklit ettikleri, otoriter öğrenmenin giderek yaygınlaştığı günlerde toplanıyor. Toplantıda emperyalist talan üzerine yapılacak pazarlıklar yanında, kitle kontrolü, internet gözetimi ve dijital baskıya dair deneyimin paylaşılacağını tahmin etmek de zor değil. Bu nedenlerden dolayı yaklaşan NATO zirvesi bir iç siyaset meselesi olarak mücadele edilmeyi gerektiriyor.

Yücel Demirer

Ahmet el-Şara, Kemal Kılıçdaroğlu ve NATO zirvesi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et