7 Haziran 2026 00:12

Lübnan’ın yeşil yolu: Düşmanın kollarında intihar

İran, ABD’yle olası anlaşmanın ilk maddesine “Lübnan dahil tüm cephelerde saldırıların sonlandırılması” koşulunu koydurmaya çalışırken Beyrut’ta Amerikan kuşatması altındaki iktidar apar topar İsrail’le el sıkıştı.

İran, İsrail’in Lübnan’daki saldırılara son vermemesi halinde ABD ile müzakereleri askıya alacağını, Ramat David Hava Üssüyle başlayarak İsrail’i füzelerle cezalandıracağını, Hürmüz’ü yeniden kapatacağını, Bab’ul Mendeb’i kapatmayı da gündemine alacağını bildirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya küfürler savurup fren yaptırmasının arkasında bu rest vardı.

Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevaf Selam, İran’ın bu hamlesini “Lübnan’ın pazarlık kozu olarak kullanılması” ve “Lübnan’ın rehine haline getirilmesi” olarak yorumlamayı tercih etti. Ne var ki Hizbullah’ın yürüttüğü direnişten başka Lübnan yönetiminin elinde İsrail’i durduracak, ateşkesi dayatacak ve işgal ettiği yerlerden çekilmeye zorlayacak hiçbir araç yok. Lübnan ordusu ülkenin tek bir karışını savunabilecek durumda değil.

Meselelere düşmanın penceresinden bakmanın, ABD-İsrail-Körfez üçgeninden gelen bütün dayatma ve müdahalelerden gocunmayan, aksine bunları kendi siyasal varlığına dayanak yapan bazı çevreler dışında karşılığı nettir: Bu, İsrail için direnişin feda edilmesi ve Lübnan’ın düşmanına satılmasıdır.

Çünkü 3 Haziran’da Washington’da ABD, İsrail ve İsrail’in altına imza attığı üçlü deklarasyon özünde İsrail’in terör, suikast, bombardıman ve işgalle elde edemediğine anlaşma yoluyla ulaşmayı vadediyor.

Deklarasyona göre ateşkes, Hizbullah’ın ateş açmayı tamamen durdurmasına ve tüm mensuplarını Litani Nehri’nin güneyinden tahliye etmesine bağlı.

Tersinden okursak ateşkes, İsrail’in saldırıları durdurması, işgal ettiği yerlerden çekilmesi ve insanların evlerine dönmesine bağlı değil.

İkinci husus; deklarasyona göre Lübnan silahlı kuvvetlerinin Amerikan rehberliğinde devlet dışı tüm aktörleri dışlayarak, Hizbullah’ın çekildiği bölgelerde kontrolü üstlenmesi yönünde pilot bölgeler oluşturulacak.

Pilot bölgeler İsrail’in sahada sert direnişle karşılaştığı üç yerde denenecek.

Yani İsrail işgal güçleri tutunamadığı parçalarda Lübnan ordusunun olmasına yeşil ışık yakıyor. Bu madde de İsrail’in işgal ettiği topraklardan tamamen çekilmesini öngörmüyor. Ele geçiremediği birkaç yeri bir lütuf gibi Lübnan ordusuna bırakıyor. Bunun koşulu da bu bölgelerin silahsızlandırılmış olması.

Deklarasyona göre, “Taraflar, herhangi bir devlet veya devlet dışı aktörün Lübnan’ın geleceğini rehin alma girişimlerini reddediyor.”

Burada İran ve Hizbullah hedefe konulurken Lübnan bunun altına da imza atıyor. İsrail’in Lübnan’a tasallutu siyonist varlığın kurulduğu anla tarihlenir. Hizbullah yokken defalarca bu ülkeyi bombaladı ve işgal etti. Hizbullah işgale bir kurtuluş hareketi olarak doğdu. İç savaşa son veren Taif Anlaşması da direnişin silahlarını ‘meşru’ sayıp dokunmadı. Lübnan iktidarı Hizbullah’ın silahlarını yasa dışı ilan etme konusunda düşmanın çizgisine adını yazdırıyor.

Yine deklarasyonda “İsrail ve Lübnan birbirlerine karşı düşmanca bir niyet taşımadıklarını teyit eder” deniliyor. İsrail sadece 2 Mart’tan bu yana Lübnan’da 3 bin 526 kişiyi katletti, 10 bin 733 kişiyi yaraladı ve güneydeki köyleri haritadan sildi, ülkenin beşte birini yerinden etti. Sınırdan 40 km ötedeki Zahrani Nehri’ne kadar güney Lübnan’ı insansızlaştırmayı hedefliyor. İşgal ettiği yerlerden çekilmeyeceğini de söylüyor. BM Güvenlik Konseyi kararlarına göre de İsrail 1967’den beri Lübnan’da işgalci. Yine de düşmanca niyet yokmuş! Lübnan tarafı kendi haklılığına dair bütün argümanlardan vazgeçerek buna da imza atıyor.

Lübnan tarafı devlet dışı silahlı grupların tasfiye edilmesine dair bir çerçeveyi de kabul ediyor.

Bu çerçeve zaten, geçen yıl, Özel Temsilci Thomas Barrack’ın rehberliğinde hükümetin iç programına dönüşmüş, Genelkurmay Başkanlığı bu planın iç savaşa ve orduda bölünmeye yol açacağı uyarısında bulunmuştu.

Deklarasyona göre, “Tüm taraflar, İran’ın bölge ülkelerine yönelik saldırılarını ve vekil güçlere desteğini kınıyor.”

Eksiksiz bir hizalanma; Lübnan iktidarı İsrail’den yana saf tutuyor.

ABD, Hizbullah’a karşı Lübnan silahlı kuvvetlerinin kapasitesini geliştirme taahhüdünde bulunuyor.

Deklarasyonda iki kılçıklı ifade daha var:

“ABD, Hizbullah’ın yalnızca İsrail’in ve Amerika’nın değil, aynı zamanda Lübnan’ın da düşmanı olduğunu vurgulamıştır.”

“İsrail, kendi güvenliğinin ve toprak bütünlüğüne saygının ancak Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Lübnan genelindeki altyapısının dağıtılması yoluyla sağlanabileceğini teyit etmiştir.”

Lübnan tarafı uluslararası sınırların gözetilmesi, düşmanlıkların sona erdirilmesi, toprak bütünlüğü ile egemenlik ilkelerinin önemini vurgulasa da yukardaki iki maddenin yer aldığı bildiriye imza atmaktan kaçınmıyor.

Özetle Hizbullah silahlarını susturup Litani Nehri’nin kuzeyine çekilecek ama İsrail bölgede kalacak. Burada işgali sonlandıracak hiçbir taahhüt veya takvim yok.

Lübnan, böylece ABD’nin bölgesel tasarımına ortak ediliyor.

Hizbullah, kapsamlı bir ateşkes ve İsrail’in kayıtsız şartsız Lübnan’dan çekilmesi halinde Litani’nin kuzeyine geçebileceğini ve Lübnan ordusunun işini kolaylaştıracağını belirtirken mevcut koşullarda silahsızlanmayı reddediyor.

İsrail aslında bir illüzyona yer bırakmıyor. Savunma Bakanı Israel Katz’a göre anlaşma şahane ama İsrail güney Lübnan’dan çekilmeyecek ve altyapıyı hedef almaya devam edecek. Lübnan’da ilan ettiği ‘sarı hat’ta kalacak ve Lübnanlıların evlerine dönmesine izin vermeyecek. İsrail, desteğiyle herhangi bir roket saldırısına karşılık Beyrut dahil her yere saldırma hakkını saklı tutacak.

Yani İsrail ateşi kesmeyecek, işgali sürdürecek ve hareket özgürlüğünü koruyacak.

El Ahbar gazetesine göre Lübnan devletine giydirmeye çalıştıkları elbisenin parçalarını Washington’da dört turluk görüşme sürecinde masaya şöyle koydular:

Lübnan hükümeti, Hizbullah’ın ortak düşman olduğunu kabul etmeli; hareketi yasa dışı ilan etmeli, faaliyetlerini yasaklamalı ve silahsızlandırmalı. Lübnan ordusu bunun üstesinden gelemeyeceği için İsrail’in askeri faaliyetlerini saldırı değil bir destek olarak görmeli. Silahsızlandırma için Lübnan, İsrail ve ABD arasında üçlü bir komite kurulmalı…

Trump, Lübnan ve Suriye’yi Abraham Anlaşmalarında görmek istiyor. Bu mutabakat da o noktaya doğru bir adım olarak görülüyor. Fakat İsrail Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Mısır’la kesiştiği noktalar dahil sınırlarını deklare eden bir varlık değil. Abraham sınırların kalıcı olarak çizilmesini içerecekse Tel Aviv buna yanaşmayacaktır.

Tahran’ın ABD ile anlaşma olasılığını Lübnan şartıyla zayıflatırken Beyrut’taki zevat, İran’a karşı düşman cephesine katılıyor. Pilot bölge önerisine kafa sallayarak kendi topraklarındaki egemenlik haklarını İsrail’in onayına açıyor. Güney halkının evlerine dönüşünü ve yeniden inşayı İsrail’in insafına bırakıyor. Bu durum mezhebi-dinsel bölünmeye dayalı düzene yeni yükler getiriyor. Lübnan’ın kırılgan bütünlüğüne kastediliyor.

Lübnan’ın kendi iç ve bölgesel koşullarının getirdiği oturmuş bir terminoloji var. Bu terminoloji İsrail, Filistin ve işgale karşı duruşun kodlarını içerir. Lübnan kendi içselleştirdiği terminolojiden kopuyor. Bu saldırgan taraf ve garantörü için de bir zaferdir.

Evet, Lübnan’ın kuruluşundan beri parçalanmış egemenliği üzerinde tasarrufta bulunan dış aktörler var. İran bu denkleme işgale karşı direniş kanalıyla girdi. Egemenlik tartışması sadece İran’ın rolüyle sınırlandırılabilecek bir şey değil.

Önce Lübnan ordusunun neden ülkenin bir santimi için bile savaş veremediğini sorgulamaları gerekiyor. Egemenliğin tesisi için yanlış iliklenen ilk düğmeye gitmeleri gerekiyor. Evvela sömürgeci kodları, bunu içleştirmiş siyasi aktörlerin aşıra bağımlılığını ve Lübnan’a deli gömleğini giydiren çok aktörlü cendereyi çözmeleri gerekiyor.

Sonuçta Filistin, Lübnan ve Suriye’nin İsrail için çiğnenebilir topraklar haline getirme hayalleri kendine iş birlikçi buldukça yeni hamleler yapıyor. Fakat toprağın çocukları bu oyunlarla ilk kez karşılaşmıyor. Sahada olan sahada kaldıkça masadaki kağıtlar sararıp gitmeye mahkumdur.

Fehim Taştekin

Lübnan’ın yeşil yolu: Düşmanın kollarında intihar
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et