7 Haziran 2026 00:14

Yeni bir çağın arifesinde yine Spurs-Knicks

Kimilerinin iddia ettiği gibi 1990’lar NBA’nın altın çağı idiyse, 1999 yani lokavt sezonu -yani Michael Jordan’ın emekliye ayrılmasından sonraki ilk sezon- o çağın sonunu temsil ediyor. “Altın çağ”dan bağımsız olarak küresel olarak spor endüstrisinin yaşadığı ekonomik büyümeden faydalanan NBA’nın artan gelirlerinin daha adil şekilde dağıtılması için başlayan mücadele lokavtla sonuçlanırken 1998/99 sezonunun başlaması 5 Şubat’a kadar sarkmıştı. Jordan’ın vedası ligi yeterince üzmüşken üstüne bir de 4 ay boyunca salonlarda yaprak kımıldamaması sadece momentumun yitirilmesine değil ligin yeni bir başlangıç yapması gerekliliğine de işaret ediyordu.

Bu “yeni başlangıç” şartına uymaya çalışan pek çok organizasyon vardı elbette ama retrospektif bir bakış, o sezon final oynayan San Antonio Spurs ve New York Knicks’i doğal olarak daha çok öne çıkarıyor. “Amiral” David Robinson’ın sakatlığı sebebiyle 60 galibiyet seviyesindeki bir takımdan 20 galibiyete düşen ve bu sayede ligin yeni yüzü, yeni altın çocuğu Tim Duncan’ı bir numaradan draft etme şansını yakalayan Spurs’ün işi kolaydı. Zaten “yeni”, Duncan şahsında onların bağrında filizlenmeye adeta yazgılıydı.

Pat Riley’nin göreve geldiği 1991 sonrası çehresi değişen ve “altın çağ”ın Chris Herring’in Blood in the Garden’daki ifadesiyle anlatmadan geçemeyeceğiniz bir aktörüne dönüşen New York Knicks için ise bu süreç bir dönüm noktasıydı. Riley döneminde profesyonelleşen, istikrara ve oyun karakterine kavuşan Knicks, onun ardından Don Nelson döneminde bir kan uyuşmazlığı yaşamış ve yola genç Jeff Van Gundy ile devam etme kararı alarak bir nevi Riley’den kalan ekolü hayatta tutmuştu. Ancak yaşlanan kadro, cesur hamlelerle yenilenmeyi gerektiriyordu ve 1996’da Allan Houston ile Larry Johnson’ın kadroya katılması ilk hamleydi. Esas cesaret gerektiren adımlar ise lokavt sezonu öncesi atıldı. Önemli bir soyunma odası lideri Charles Oakley, gelecek vadeden ama istikrarsız, toy, müzmin sakat Marcus Camby ile takas edildi. Koçu PJ Carlesimo’nun boğazını sıkarak tüm ligi şok eden ve bir yıl men cezası alan Latrell Sprewell; John Starks (eski takımın ruhu), Chris Mills ve Terry Cummings karşılığında kadroya katıldı. Bu radikal değişimin ilk anda takıma olumlu yansıdığını söylemek güç. Knicks, lokavt sezonunda epey bocaladı ve playoffa son sıradan girebildi. Bir sezon önce geçirdiği sakatlığın etkilerini taşıyan Patrick Ewing’in mecburi şekilde geri çekilmesi takımın skorer kanatlarının öne çıkmasına olanak tanıdı. Neticede 1999 playofflarında Knicks, ilk turda tarihiMiami Heat serisini geçtikten sonra Atlanta Hawks ve Indiana Pacers’ı da mağlup ederek 1994’ten bu yana ilk kez final oynama başarısını gösterdi. 

Final, ligin en küçük pazarlarından biri olsa da en ayakları yere basan organizasyonu San Antonio Spurs’le sadece ligin değil dünyanın en büyük pazarının takımını karşı karşıya getirdi. Ama Ewing’in de yokluğunda Knicks’in Spurs gibi bir makineye karşı pek şansı yoktu. Lige girdiği 1976’dan itibaren playoffu sadece dört kez kaçıran ama hiç finale yükselemeyen Teksas ekibi, 1999 finallerini Tim Duncan öncülüğünde 4-1 kazanarak ilk şampiyonluğuna ulaşmakla kalmadı, NBA’de bir çağın bitip diğerinin başlamasının simgesi oldu. Spurs’ün akılcı organizasyon yapısı, Koç Pop ve Duncan’ın liderliğiyle karakterize olan bu yeni çağ üç sayı devrimine kadar sürdü. NBA değişti, oyun değişti, Duncan emekliye ayrıldı, Pop yaşlandı ve sağlık sorunları yaşadı. Ama Spurs, bir şekilde hep resmin içinde kalmayı başardı. Şimdi basketbolun evrimindeki yeni bir aşamayı temsil eden Victor Wembanyama ile yeni bir çağı muştuluyorlar. Finalde rakipleri 27 yıl sonra ilk kez şampiyonluk için mücadele eden Knicks. Ve oyun çok değişmiş olsa da ’90’lardaki takımın “mavi yakalı” karakterini yeniden yansıtan Knicks bu kez kazanmaya 1999’da olduğundan çok daha yakın.

Mithat Fabian Sözmen

Yeni bir çağın arifesinde yine Spurs-Knicks
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et