Türk sağının Amerika algısı ve ‘milli’lik
Birkaç vesileyle, Türk sağında iştahlı bir bekleyiş hasıl oldu.
Bu “hayırlı” vesilelerden bazıları Temmuz başlarında Ankara’da düzenlenecek olan NATO zirvesine Trump’ın katılma ihtimali… Los Angeles’ta “sarı reis”in “bizim reis”le buluşacağına dair söylentiler… Ve Erdoğancıların kahramanı Tom Barrack’ın Suriye ve Irak’a özel temsilci olarak atanması. Üstelik Marco Rubio’nun muhalefetine rağmen.
Hatırlayalım: Rubio, elinden geldiğince Trump çizgisini benimsedi benimsemesine ama, yine de neocon kökenli. Trump’ın kabinesinde kadim devleti temsil eden isimlerden. Amerika’nın dünyaya “demokrasi” yayması gerektiği gibi eski düşüncelerden tam vazgeçmiş değil. Barrack ise Amerika’nın dar ve kısa vadeli çıkarları doğrultusunda, her türlü güç dengesine ve ittifaka hazır gibi görünse bile, bir ideolojik dönüşümü de temsil ediyor. Ortadoğu için en uygun yönetim biçiminin diktatörlükler ve monarşiler olduğunu düşünüyor örneğin. Bu oryantalizminden dolayı bizim sözde antioryantalist İslamcılarımızın tepkisini çekeceğine, tam tersine göklere çıkarıldı geçen aylarda.
Kısacası, birkaç haftadır yaşanan gelişmelerden ötürü, bir süredir Trump hakkında edilen ağır hakaretler yavaş yavaş rafa kaldırılıyor. Türk sağı Trump’la ikinci baharını yaşıyor.
Geçtiğimiz günlerde, Hakan Fidan sadece Amerika’nın “samimiyet”ine inandığını belirtmekle kalmadı. Trump’ın NATO’dan çıkmayacağını ekledi. Avrupa ülkelerinin artık Trump’ın sözünü dinleyip savunma harcamalarını arttırdığını vurguladı. Trump’ın kudretine inancını açığa vurmuş oldu.
Yine de unutmayalım, Trump hakkında ciddi bir bölünmeler var Türk sağında. Bir kesim Trump’tan nefret ediyor, diğer bir kesimde ise hayranlık baki. Arada “Trump hakkında bundan sonra olumlu bir söz zikredilmez” havası esmesine rağmen, yorumcular dönüp dolaşıp yine ‘sarı reis’in sözlerinde, eylemlerinde bir hikmet aramaya başlıyorlar.
İsrail konusunda ise tavır farklı.
Örneğin, Hakan Fidan Amerika’ya “samimiyet” atfettiği açıklamada, hemen İsrail’e güvenmediğini ekledi.
Fakat bu İsrail karşıtlığından, İsrail’in baş destekçilerine karşı tutarlı bir tavır çıkmıyor. En azından bir kesimde, şöyle bir beklenti var. Mealen: “İsrail mutlak kötü. Ama olsun. Trump o kadar kurnaz ki, bunları yola getirip dizginlemenin bir yolunu bulacak. Burada Türkiye’ye de görev düşecek. Ve kazanan yine biz olacağız!”
Trump sık sık yön değiştirdiği için, Türk sağı olan biteni genel bir çerçeveye oturtmakta zorlanıyor.
Öne sürülen açıklamalardan biri, Amerika’nın İsrail’le işinin artık bittiği… Trump’ın Netanyahu’yu küfür de kullanarak azarlamasının çok büyük bir sarsıntının sadece görünen yüzü olduğu… İsrail’in ipinin yakında çekileceği. Bazen heva ve hevesler abartılarak ifade ediliyor. Kurulan hayalleri kelimesi kelimesine aktarıyorum: “Suriye’de İsrail yerine Türkiye eksenli bir dizayn yapıldı. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye’deki görevi bittikten sonra şimdi Irak’a temsilci olarak atandı. Haliyle ABD, Irak’ta da Türkiye eksenli bir dizayna yönelecek. Sonra sıra İran ve bizzat İsrail’in kendisine gelecek.”
Tablo net. Türk sağında bazı kalemler, Trump’ın İsrail’i bile Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda yeniden oluşturacağını düşünecek kadar gerçeklikle bağlarını kaybediyorlar, zaman zaman da olsa.
Elbette Amerika’ya karşı büyüyen hayranlık bir sevgi, saygı ilişkisine delalet değil. Karşılıklı kullanmaya ve kullandırılmaya dayalı, yer yer nefrete dönüşebilen bir güce tapınma ilişkisi.
Buradan iki taraf da (Trumpçı blok ve Türk sağı) kazançlı çıkmayı umuyor. Yükselen askeri sanayisi ve “sarsılmaz iç istikrarıyla” (yani baskı ortamıyla), Türk devleti Trump’ın bölgeye vermek istediği biçime birebir hizmet edecek. Trump’ın İran savaşı konusunda yaptığı açıklama, bunu teyit ediyor. (Trump mart sonunda, “Türkiye şahaneydi, girmemelerini talep ettiğimiz şeylerin dışında kaldılar” demişti). Amerika da bunlar karşılığında, bir Türkçünün kelimeleriyle, “Bizi kurumsal prosedürlerle oyala[ma]yacak”. Yani, Türkiye’yle ilişkilerde demokratik normlar masadan kaldırılacak.
İslam’ın ve Ortadoğu halklarının dizginsiz düşmanlarına bağlanan bu umutlar bir kez daha gösteriyor. Türk sağı, egemenlerin bekası uğruna, adına konuştuğu dinin ve milletin değerlerini ve çıkarlarını ayaklar altına almaya her zaman hazır. Birkaç yazıdır “milli” iktisadın ne olduğunu anlatıyorum. Dış siyasete ve Amerikan emperyalizmine gelince de “milli”lik işte böyle bir hizmet ilişkisini ifade ediyor.
Evrensel'i Takip Et