Beşiktaş, Italiano’dan neler beklemeli?
Beşiktaş’ın önündeki mesele artık tek başına antrenör seçimiyle açıklanamayacak kadar geniş. Kulüp, birkaç sezondur aynı döngünün içinde dönüyor: Büyük beklentiyle başlayan yazlar, kısa sürede kırılan umutlar, sezon ortasında değişen antrenörler, ardından “gelecek yıl” diye ertelenen planlar. Bu tabloyu değiştirmek için iyi bir hoca bulmak önemli; fakat daha önemlisi, o hocanın etrafında tutarlı bir futbol aklı kurabilmek.
Vincenzo Italiano ismi bu yüzden dikkat çekici. Çünkü Italiano, son yıllarda İtalya futbolunda kendi oyun fikriyle öne çıkan isimlerden biri. Spezia’dan Fiorentina’ya, oradan Bologna’ya uzanan kariyerinde onu değerli kılan şey, takımlarına belirgin bir yön verebilmesi. Onun takımlarını izlediğinizde sahada tesadüf duygusu azalır. Oyuncuların nerede duracağı, topun hangi bölgeden nasıl ilerleyeceği, rakip baskısının nasıl kırılacağı ve top kaybından sonra hangi hamlenin geleceği üzerine çalışılmış bir düzen görürsünüz.
Beşiktaş’ın son yıllarda saha içinde en çok eksikliğini hissettiği şey de biraz buydu: Tekrar edilebilir bir oyun. Takım maç kazandığında bile neyin doğru yapıldığı her zaman açık olmuyor. Kaybettiğinde ise sorun çoğu zaman tek bir futbolcuya, hakem kararına, moral bozukluğuna ya da camianın sabırsızlığına bağlanıyor. Oysa daha derindeki problem, takımın sahada güçlü bir alışkanlıklar bütünü oluşturamaması. Beşiktaş, uzun süredir tek tek iyi oyunculara sahip olmanın iyi bir takım olmaya yetmediğini acı biçimde deneyimliyor.
Italiano’nun ilk vaadi: Sahaya bir fikir koymak
Italiano’nun Beşiktaş’a katabileceği ilk şey, netlik olacaktır. Bu netlik, “Her maç aynı dizilişle oynarım” türünden katı bir anlayış anlamına gelmez. Tam tersine, Italiano’nun takımları dizilişten çok davranışlar üzerinden tanımlanır. Topa sahipken stoperlerin geniş açılması, kalecinin oyun kurulumuna katılması, beklerin çizgiye basarak rakibi yayması, orta saha oyuncularının sürekli açı değiştirmesi, kanatların iç koridorlara girip beklerle alan paylaşması onun oyununda sık görülen unsurlar.
Bu yapı, Beşiktaş gibi iç saha maçlarında rakibi kendi yarı alanına itmek zorunda kalan bir takım için değerli olabilir. Süper Lig’de Beşiktaş’ın karşısına çıkan takımların önemli bölümü, özellikle İstanbul deplasmanında geniş alan bırakmadan oynamayı tercih ediyor. Böyle maçlarda bireysel yetenek elbette kapı açar; ama yalnızca oyuncuların ayağına bakarak sezon geçmez. Set hücumu, sabır, doğru genişlik, ceza sahasına planlı koşular ve ikinci topları toplama becerisi gerekir.
Italiano’nun oyununda kanatlar ve bekler bu yüzden merkezibir yer tutar. Genişlik onun için süs değildir; rakip savunmayı hareket ettirmenin aracıdır. Rakip blok yatay olarak açıldığında merkezde pas kanalları oluşur. Savunma içeri gömüldüğünde ise arka direğe yapılan koşular, ceza sahasında eşleşme üstünlükleri yaratır. Beşiktaş’ın uzun süredir birçok maçta yaşadığı, top kendisinde olsa da pozisyon yaratamama sorununu kırabilecek noktalardan biri burada yatıyor.
Baskı, tempo ve iç saha enerjisi
Italiano’nun Beşiktaş’a en hızlı temas edebileceği alanlardan biri de baskı oyunu olacaktır. Beşiktaş taraftarı tarihsel olarak edilgen takımı sevmez. Dolmabahçe’de takımın rakibin üzerine gitmesi, topu kaybettiği yerde reaksiyon vermesi, oyunu seyretmek yerine onu zorlaması beklenir. Italiano’nun yüksek tempolu ve birebir odaklı baskı anlayışı, bu kültürle uyum sağlayabilir.
Fakat burada ince bir ayrım var. Baskı, tribünü coşturan birkaç koşudan ibaret değildir. İyi baskı, bütün takımın aynı anda düşündüğü bir düzendir. Santrforun hangi açıyla stoperi kapatacağı, kanat oyuncusunun beki ne zaman bırakıp merkeze geleceği, orta sahanın hangi pas kanalını kapatacağı, savunma çizgisinin ne kadar öne çıkacağı birlikte çalışılır. Bir oyuncu geç kalırsa bütün yapı bozulur. Bir stoper geride kalırsa takım boyu uzar. Bir orta saha oyuncusu hamleyi yanlış zamanda yaparsa rakip tek pasla geniş alan bulur.
Beşiktaş’ın mevcut durumunda bu, hem fırsat hem risk anlamına geliyor. Fırsat şu: Takım, doğru çalışmayla çok daha canlı ve agresif bir kimliğe kavuşabilir. Risk ise şu: Takımın fizik kalitesi, savunma arkası hızı ve orta saha direnci yeterli değilse bu oyun kolayca kırılganlaşabilir. Italiano’nun sistemi iyi oyuncuyu daha iyi gösterir; hazırlıksız kadroyu da açıkta bırakır.
Bu nedenle Beşiktaş, Italiano’ya imza attırmayı düşünüyorsa transferi isim üzerinden yapmamalı. “Taraftarı heyecanlandıracak yıldız” refleksi yerine, hocanın oyununu taşıyacak profil arayışı öne çıkmalı. Ayak kalitesi olan kaleci, öne çıkabilen hızlı stoper, tempolu bekler, baskı altında top saklayabilen merkez orta saha, çizgi ve iç koridor arasında karar verebilen kanatlar bu oyun için hayati derecede önemli.
Beşiktaş’ın asıl ihtiyacı: Nostaljiden çıkmak
Beşiktaş’ın antrenör tartışmaları uzun zamandır geçmişe dönerek yapılıyor. Sergen Yalçın, Şenol Güneş, eski şampiyonluklar, eski ruh… Bunların kulüp hafızasında elbette yeri var. Fakat bugünün Beşiktaş’ı artık geçmişin duygusuyla yönetilemeyecek kadar karmaşık bir yerde duruyor. Kulübün ekonomik şartları, Avrupa hedefi, oyuncu piyasası ve taraftar baskısı bambaşka bir planlama gerektiriyor.
Italiano tercihi, doğru kurulursa, bu döngüden çıkış anlamına gelebilir. Çünkü bu tercih Beşiktaş’a şunu söyleme imkanı veriyor: “Biz artık geçmiş başarıları tekrar etmeye çalışmıyoruz; yeni bir takım inşa ediyoruz.” Bu cümle kulağa basit gelebilir, ama kulübün son yıllardaki en büyük ihtiyacı bu. Beşiktaş’ın yeniden yarışmacı olabilmesi için önce kendine yeni bir futbol dili kurması gerekiyor.
Bu noktada Önder Özen ile Italiano’nun ilişkisinin önemi artıyor. Italiano gibi bir hoca, kendi başına mucize yaratmaz. Ona uygun kadro kurulmazsa, kulüp yönetimi üç kötü sonuçtan sonra yön değiştirirse, transferler hocanın oyununa göre değil piyasa fırsatlarına göre yapılırsa aynı film yeniden başlar. Beşiktaş’ın ihtiyacı her şeyden önce süreklilik duygusu. Antrenör bu sürekliliğin taşıyıcısı olabilir, ama yerine geçemez.
Italiano Beşiktaş’ta neyi değiştirebilir?
Italiano’nun Beşiktaş’a katabileceği en somut şeylerden biri oyuncu rollerini berraklaştırmak olacaktır. Son yıllarda Beşiktaş’ta birçok futbolcu sahanın içinde ne yapması gerektiğini net biçimde bilmeyen bir görüntü verdi. Oyuncuların yetenekleri vardı, fakat bu yetenekler ortak bir düzene bağlanmadığında takım kopuk kaldı. Italiano’nun takımlarında oyuncular görevlerini daha net hisseder. Bek genişlik verirken önündeki kanat nereye gideceğini bilir. Orta saha top almak için ne zaman stoperlerin arasına gireceğini, ne zaman rakip orta sahanın arkasına geçeceğini öğrenir. Santrfor da ceza sahasında bekleyen bir bitirici olmanın ötesine geçer; baskının ilk tetikleyicisi ve bağlantı oyununun parçası haline gelir.
Bu, Beşiktaş’ın özellikle Orkun Kökçü gibi yaratıcı merkez oyuncularından daha fazla verim almasını sağlayabilir. Orkun’un çevresinde doğru mesafeler kurulursa, onun pas kalitesi ve oyun yönü değiştirme becerisi çok daha etkili hale gelir. Vaclav Cerny gibi yaratıcı oyuncular ise kaotik bir hücum düzeninde parlamak zorunda kalmak yerine, önceden hazırlanmış alanlarda daha verimli kullanılabilir. Böylece takım, hücumu doğaçlamaya bırakmadan yetenekli oyuncularına daha iyi sahneler açabilir.
Bir diğer katkı, genç ve gelişime açık oyuncuların değerinin artması olabilir. Italiano’nun kariyerindeki önemli taraflardan biri, oyuncuları belirli roller içinde geliştirebilmesi. Beşiktaş’ın ekonomik gerçekleri düşünüldüğünde bu çok kritik. Kulüp, her yaz pahalı ve hazır oyuncularla kadro kurmaya devam edemez. Daha genç, daha aç, fiziksel olarak gelişime açık oyuncuları doğru sistem içinde büyütmek zorunda. Italiano böyle bir model için uygun bir profil.
Riskler: Sabırsızlık, kadro uyumu ve savunma arkası
Elbette bu hikayenin parlak tarafı kadar sert tarafı da var. Italiano’nun oyunu yüksek çizgi, yoğun baskı ve cesur pas çıkışları istediği için hata kaldırma payı sınırlıdır. Beşiktaş kötü bir savunma hattıyla sezona başlarsa, savunma arkasına atılan her top panik yaratır. Bekler hem hücumda genişlik verip hem geriye aynı enerjiyle dönemiyorsa takım ikiye bölünür. Merkez orta saha baskı altında topu koruyamıyorsa, geriden oyun kurma fikri rakibe pozisyon hediyesine dönüşür.
Süper Lig’in kendine özgü sertliği de düşünülmeli. Türkiye’de birçok maçta zemin kalitesi, oyun temposu, hakem standartları ve rakiplerin ritim bozma alışkanlığı antrenörlerin planlarını sınıyor. Beşiktaş, Italiano’nun ülkesi dışındaki ilk deneyimi olacağı için, onun Türkiye’ye kültürel ve sportif uyum süreci buradaki kariyerinde kuşkusuz önemli olacak. İtalya’da taktik disiplin üzerinden kurulan oyun, Türkiye’de daha parçalı maç akışlarıyla karşılaşacaktır. Bu yüzden hocanın ilk günden kusursuz bir makine kurmasını beklemek gerçekçi olmaz.
Beşiktaş taraftarı ise haklı olarak beklemekten yoruldu. Bu yorgunluk anlaşılır. Fakat yeni bir oyun kurulacaksa, sabır pasiflik anlamına gelmez. Sabır; neye sabredildiğini bilmekle değer kazanır. Takım her hafta aynı hataları yapıyor, gelişim göstermiyor, oyuncular ne oynadığını bilmiyorsa sabır çağrısı boş bir söze dönüşür. Ama takımın saha içindeki mesafeleri düzeliyor, baskı zamanlaması gelişiyor, hücum yerleşimi belirginleşiyor, oyuncuların rolü oturuyorsa kısa vadeli puan kayıpları daha anlamlı okunabilir.
Sonuç: Italiano bir fırsat, garanti değil
Vincenzo Italiano, Beşiktaş için heyecan verici bir ihtimal. Çünkü kulübün ihtiyaç duyduğu şeyle onun antrenör profili arasında doğal bir temas var: Düzen, tempo, agresiflik, oyuncu gelişimi ve belirgin oyun fikri. Beşiktaş’ın bugünkü hali, yeni bir başlangıcı kaldırabilecek kadar yorgun; doğru başlangıç yapılırsa hızla ayağa kalkabilecek kadar da büyük bir potansiyele sahip.
Italiano’nun gelişi tek hamlede bütün sorunları çözmez. Hatta yanlış kadro planlamasıyla kısa sürede yeni bir hayal kırıklığına dönüşebilir. Fakat doğru futbol aklıyla desteklenirse Beşiktaş’a uzun süredir eksik kalan şeyi verebilir: Sahada ne yapmak istediğini bilen, rakibe göre savrulmayan, kendi oyununu kurmaya çalışan bir takım.
Beşiktaş’ın önünde iki yol var. İlki, yine yaz heyecanına kapılıp birkaç büyük isimle umut satın almak. İkincisi, daha zahmetli ama daha kalıcı olan yol: Hocayı, transferi, öz kaynağı, fiziksel hazırlığı ve oyun planını aynı fikrin etrafında toplamak. Italiano tercihi anlamlı olacaksa, bu ikinci yolun açıcısı olarak anlamlı olur.
Beşiktaş’ın ihtiyacı yeni bir kurtarıcı hikayesi değil. Daha gerçekçi, daha çalışılmış, daha sabırlı bir futbol projesi. Italiano bu projenin merkezine yerleşebilir. Ama o merkezin etrafı boş bırakılırsa, en iyi fikir bile sahada yalnız kalır.
Evrensel'i Takip Et