İstanbul Finans Merkezine yüzde 100 vergi indirimi: Uluslararası sermayeye ‘kaçış koridoru’ açıldı
Siyasi iktidar tarafından hazırlanan ve AKP-MHP oylarıyla Meclisten geçen ‘Küresel Zenginlere Özel Vergi Rejimi’, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Finans sermaye ve sanayi sermayesi paketin esas kazananı. Ancak olabildiğince hızlı şekilde, hatta ufukta bir seçim varken yapılan düzenlemenin bir anlamı var.
Özetle bu paketle İstanbul Finans Merkezinde (İFM) faaliyet gösteren şirketlere vergi avantajlarının süresi uzatıldı. İFM’de kurulu/kurulacak şirketler için uygulanan yüzde 100 kurumlar vergisi indirimi 2047 yılı sonuna kadar devam edecek.
Yeni düzenlemeyle imalatçı ve ihracatçı sermaye gruplarına kurumsal vergi indirimleri sağlandı. Üstelik bu imtiyazlar bununla da sınırlı kalmadı; yabancı zenginlerin çocuklarını Türkiye’de tutmak bahanesiyle miras vergisi yüzde 1 gibi sembolik bir seviyeye çekildi.
Paketteki ‘varlık barışı’ ise Türkiye’yi kaynağı belirsiz sıcak paranın ve kayıt dışı varlıkların sığınağı haline getirmeye hazırlanıyor.
‘Neredeyse tamamen vergisiz bir ortamdan bahsediyoruz’
Tam da dün Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, uluslararası sermayedarlara ‘müjdeyi’ veriyordu: “Kişisel servetinizi Türkiye’ye getirirseniz yurt dışından elde ettiğiniz gelirden yüzde 100 vergi muafiyetiniz olacak. Aslında burada neredeyse tamamen vergisiz bir ortamdan bahsediyoruz. 20 yıllık muafiyet çok uzun bir süre.”
Özünde bu düzenleme, küresel zenginler için inşa edilen vergi labirentine yeni ve güvenli bir kaçış tüneli açıyor. Her ne kadar sadece ‘yurt dışından gelen yabancı sermayedarı’ hedefliyormuş gibi sunulsa da, bu labirentlerde yolunu bulmakta ustalaşmış olan ‘yerli zenginlerimiz’ de aynı mekanizmayı kullanarak gelir vergilerini tamamen sıfırlamanın yollarını hızla keşfedecektir.
Türkiye’de bugün 35 dolar milyarderi var ve kişisel servetleri yaklaşık 80 milyar dolar. Knight Frank’ın raporuna göre beş yıl içinde Türkiye’de yerleşik dolar milyarderi sayısı 35’ten 46’ya yükselecek.
Peki ama sermaye mi birikmiyor da esasen küresel zenginlere, onların şirketlerine ve varlıklarına ‘vergi indirimi’ yapılıyor? Hayır.
Türkiye’de son 4.5 yılda en zengin 15 kişinin kişisel serveti dolar bazında yüzde 54.4 arttı ve 32.5 milyar dolardan 50.2 milyar dolara çıktı. Yani ilk 15 toplam milyarder servetinin yüzde 63’ünü elinde tutuyor ve diğer milyarderlerden daha hızlı birikim yapıyor. Sadece 15 kişinin serveti, bugünün Türkiye’sinde 6.7 milyon asgari ücretlinin yıllık gelirine denk.
Dolayısıyla yeni paket ‘sermaye zenginleşmediği’ için hayata geçirilmiyor.
Sermaye koridorları
Sermaye artık her zamankinden büyük hacimle hareket ediyor. Teknoloji, jeopolitika, savaşlar ve iklim değişikliği sermayenin yönünü de değiştiriyor. IMF'ye göre Çin ihracatını Avrupa ve Güneydoğu Asya’ya kaydırdı, ticaret rotaları değişti, finansman ve döviz riski arttı.
Bu durumda -Türkiye’de dün İFM'de kurumlar vergisi sıfırlandı- finans merkezleri öne çıkıyor. Bu merkezler sermayenin yönlendirilmesine yardımcı oluyor, birden fazla piyasada yasal çerçeveler ve operasyonel süreklilik sunuyor. Küresel bankacılık ağları da burada önem taşıyor. Finans merkezlerini birbirine bağlıyor ve şirketlerin piyasalar arasında sermayeyi daha yüksek bir süreklilik ve kontrolle taşımasına yardımcı oluyorlar.
Küresel sermaye hareketliliği artarken, Türkiye kapitalizmi İstanbul Finans Merkezi ile bu dönüşümde kendine yer açmayı amaçlıyor.
Bu rol, uluslararası sermayenin daha fazla kontrol ve gözetimine tabi olmayı; emek geliriyle yaşayanlarla değil, kârın peşinde olanlarla ortak karar almayı gerektiriyor. Siyasal iktidarlar için önemli olan şey de bu. Bu parçalar siyasi istikameti de gösteriyor.
Ücretler mi artar?
Bir başka nokta, işçilerin bugün en yakıcı sorunları arasında gösterdiği yüksek vergiler. Evet, işçilerin ücretleri ay sonunu getirmeye yetmiyor. İktidar vergi indirimini başta uluslararası sermayeye, şirketlere ve onların kişisel servetlerine getiriyor. Peki vergi indirimi alan şirketler, bu marj ile ‘ücretleri yükseltiyor’ mu?
Bloomberg Yazarı Mark Whitehouse, 2018’de ABD’de yapılan kurumlar vergisi indiriminin ardından ücret zammı-vergi indirimi ilişkisini inceledi ve güçlü bir negatif ilişki tespit etti. Yani en çok vergi indirimi alanlar aynı zamanda en az ücret zammı yapan şirketler oluyor. Örneğin üretim sektöründe beklenen 10 yıllık vergi tasarrufu yüzde 21.7 iken, ücret zammı yüzde 1.6’da kalıyor. Ulaşım-depolama sektöründe tasarruf oranı yüzde 43.2 iken, ücret zammı sadece yüzde 0.5.
Küresel sermaye jeopolitik krizlerle yön değiştirirken iktidar, sıfır vergi ve İFM aracılığıyla Türkiye'yi yeni "sermaye koridorlarının" cazibe merkezi yapmayı hedefliyor. Ancak bu koridorlar işçiye refah değil, derinleşen bir sömürü vadediyor. Dolayısıyla sermaye koridorlarından akışı kolaylaştırmak, kârı maksimize etmek için çabalayanlar giderek daha aşırı politikalar izliyor. Bunu yönetebileceklerinden emin gibiler. Ancak onları durdurmak için de harekete geçebilecek milyonlar var.
Evrensel'i Takip Et