5 Haziran 2026 00:15

Liberalizmi/emperyalizmi/kapitalist oligarşiyi açıklayıcı merkez-çevre kuramı

“Kayıkçı kavgası” diye bir deyim var Türkçede. İki öne çıkan anlamından/gönderiminden söz edelim.

Çarşı pazarda, Eminönü’de, Karaköy’de kalabalık saatlerde aralarında bağırıp çağırarak büyük bir kavgaya tutuştukları havası verip halkın dikkatini dağıtarak yankesicilik yapma haline kayıkçı kavgası denmektedir. Sahte kavga çıkartıp gerçek bir yankesicilik yapma durumunu anlatmak için kullanılan bir deyimdir. Faili yankesicilerdir, soyulan halktır.

Deyimin ikinci anlamı kayığa binip denize açılmaktır, kayık güvenilir bir deniz aracı olmadığından en küçük dalgada salınır durur, üzerinde dengede kalmak zordur, kayıkçılar veya kayıktakiler tüm enerjilerini kayık üzerinde dengede kalmak için geçirir, hayat böylece küçük uğraşılar uğruna geçip gider.

Üçüncü bir anlamı da ilk ikisinin uzantısı sayılır: Gerçek durumu göremeyip orta oyunuyla vakit geçirmek, olayların ana sebeplerini, ardındaki güç ilişkilerini görememek.

Yaşadığımız hal kayıkçı kavgasının üç çeşidiyle de yorumlanabilir mi? Yaşananların gönderimleri anlamları neler, bu yaşananlar nasıl görülebilir, anlaşılabilir, nasıl tanımlanabilir tarif edilebilir? Dahası ne yapılabilir ve ne yapmalıdır? Yankesiciliğe mi rıza göstermeli, kayığa mı binmeli, küçük sularda mı yüzmelidir? Yoksa?

Kapitalizm veya liberalizm

 

Türkiye kapitalist bir devlet, anayasal olarak hem üretim araçlarının özel mülkiyetini hem de piyasa düzeneğini garanti ediyor. Dünya yaygın olarak kapitalist bir dönemden geçiyor. Diğer bir adı “liberalizm”.

Liberalizm; 1-bireyin 2-çıkarını korumak ve artırmak için (böyle bir amaç ve sonuçla) 3-mülki girişim veya şirketleriyle veya mülki ortaklıklarıyla 4-el koyma, 5-ticari iş veya doğrudan ticaret - arz talep, satım alım yaparak 6-birikim elde etme, 7-birikimini yeni birikime/yatırıma yatırarak 8-varlıklarını artırma peşinde olma 9-döngüsüdür; kısaca ana motivasyon olarak maddi kazanç veya kariyer elde etme, mekanizma olarak el koyma, meta üretimi ve meta elde etme/ticarettir. Liberal özgürlüğün ana şartı metanın/malların ve tüccarın serbest hareketi, hak mal mülk hakkıdır. Mal mülk kaldırılırsa liberal özgürlük ve haklar ortadan kalkmış sayılmaktadır.

Despotik liberalizm, despotik kapitalizm

 

Kral, monark, ruhban sınıfı, soylular dışında da kentsel burjuvazi yükselmeye başladığından itibaren kendisi için başta serbest hareket olmak üzere özgürlük ve haklar talep etti. Tek güç olmadığından ilk aşaması monarklar, kilise, soylular, askerler ve paralel olarak yükselen aydınlar gibi sınıf zümre nüfuz gruplarıyla belli bir dengeleşim, kendi aralarında da “serbest piyasa” fikri üretmişlerdi, Magna Charta’dan, 1200’lerden, noterlerden başlayarak belli ilke ve sözleşmeler oluşuyordu. Ancak hakim güç haline gelmeye başladıkları 1900’lerden itibaren bu ilke ve sözleşmeleri yok saymaya başladılar. İlkesizlik, yasasızlık, keyfilik hali despotizm olup, hele de sosyal hareketler ve 1989’da Sovyetlerin çöküşü ile de birlikte tümden keyfi bir döneme geçtiler. Günümüzde kendi aralarında da bir ilke kural geliştiremiyorlar. DB, IMF ve BM bile kurallar oluşturamıyor. Artık despotik kapitalizm, despotik liberalizm çağındayız.

Geniş halk kesimlerinde rıza üretmek için dini etnosantrik konuları öne çıkarma gibi bir ideolojik manevra yapsalar da bu ancak bir ilinek düzeyindedir, o da keyfidir. Neomuhafazakar liberalizm/ kapitalizm terimi de çok hatalı olmamakla beraber muhafazakarlığın belirleyici olduğu bir durum olmadığından o kısmı talidir. ABD’de, İsrail’de, Suudi Arabistan’da Türkiye’de vb. din iman söylemi ancak halkı iknaya/rıza üretimine/meşruiyet arayışına yöneliktir, sistemin özünden değildir. Hepsi de keyfidir, despotiktir.

Kapitalizmde ulusal egemenlik ve demokrasi olmaz kapitokrasi olur, oligarşi olur

 

Kapitalist bir sistemde paranın/malın mülkün gücü esas ise kapitalizmde tüm kişiler veya toplumlar değil parası/ malı mülkü olan malı mülkü derecesinde karar verir. Hatta bunun kendi içinde de bir derecesi yoktur, bir adaleti yoktur, en çok parası malı mülkü kontrol eden tüm hegemonyayı eline geçirir, dolayısıyla kapitalizm kendi doğası gereği kapitokrasidir, bir oliigarşi düzenidir, oligarşinin bir çeşidi olan zenginler/varlıklılar, dahası bizzat varlığın kendi gerekleri, sürekli birikim, daha çok artık birikimi o bireyi ve o sınıf zümreler de diğer mal mülk ve insanları yönetme peşine düşer.

Kapitokrasi mutlak olamaz -öyle olsa idi seçeneği de ortadan kalkardı- çünkü farklı mülk sahipliği düzeyleri ve mülksüzlerle çelişir. Mutlak değil hakim biçim olabilir, güncel durumda yaşadığımız gibi.

ABD’de, İsrail’de, Türkiye’de yaşanan despotik/keyfi kapitalizmin despotik/keyfi oligarşisi

 

Kapitalizm keyfileşince, despotik kapitalizm evresinde, rejimi de despotik oligarşi haline dönüşmektedir. ABD’de, Türkiye’de veya yaygın olarak yaşadığımız, hele de 1990’lardan bu yana, tümden despotik kapitalizm, despotik oligarşidir.

AKP’nin, Erdoğan’ın, CHP’nin, Kılıçdaroğlu’nun hali de bu haldir.

Despotik kapitalizmin açıklama çerçevesi merkez-çevre: Merkezde ABD kapitokrasisi, çevrenin/Türkiye’nin merkezi AKP ve çevrenin çevresi CHP ve CHP içi kavga, çevrenin çevresinin çevresi halk

 

Kapitokrasi, kapitalist oligarşi nasıl işliyor sorusunun en öne çıkan analizi Marx’ın Das Kapital’i ise bunun çeşitleri arasında bir açıklama tarzı da merkez-çevre kuramıdır.

Andre Gunder Frank ve Immanuel Wallerstein gibi merkez-çevre kuramcılarının analizleri önemlidir. Türkiye’de merkez-çevre kuramlarını iyi okuyan isimler Berkes-Tütengil-Kıvılcımlı-Boran-Boratav-Timur gibi isimler sayılabilir. Okumanın eksenini başka bir yerde arayanlar ise Edward Shils, N.Erbakan, C. Meriç, Ş. Mardin vb. sayılır. Önemli tartışmalardır. Güncel olarak okuma kıtlığı daha yaygındır. Postmodernizm gibi okumalarda eksen karmaşası yaşamaktadır.

Sınıf-zümre-nüfuz olguları ve konseptleri üzerinden, merkez-çevre üzerinden analiz edilirse güncel yaşananlar, şu anda AKP-CHP arasında, AKP içinde ve CHP içinde süren kavga çevredeki ve çevrenin çevresindeki oligarkların arasındaki iktidar kavgasıdır. Daha arkada despotik kapitalizm, merkezdeki despotik oligarklar bulunmaktadır.

Kısaca ABD/büyük sermaye merkez Türkiye çevredir, Türkiye çevresinin merkezi yerli milli komprador burjuvazi, onun görünür partisi AKP ve Erdoğan’dır, bu blok güncel haliyle MÜTAMAŞER (müteahhit, taşeron, tarikat, mafya, mahkeme, şeriatçılar)dan oluşmaktadır. Yarım yamalak çevre burjuvazisi çevrenin merkezini oluşturmaktan mutludur, despotik oligarşinin yanındadır.

Türkiye çevresinin merkezinde AKP-MHP bloku yer alıyorsa bu merkezin çevresini de CHP ve diğer birkaç parti oluşturmaktadır. Despotik kapitalizm despotik AKP ve despotik CHP ile birlikte işlemektedir: ABD-Türkiye-AKP-CHP… Halka bu şekilde gitmektedir. AKP ile CHP yer değiştirse de çok bir şey fark etmemektedir. Bu halkada halk zurnanın son deliği konumuna düşürülmektedir.

Halk kayıkçı kavgasında yankesicilere heyecanla bakanlar durumunda, bu arada da soyulanlar zümresine karşılık gelmektedir. Soyulduğunu geri alma mücadelesine bile girememektedir, yankesicilerin peşine düştüğünde yeniden soyulma durumuyla, çeşitli sopa yemelerle, işinden gücünden olmalarla, hatta hayatından olma durumuyla karşı karşıya kalabilmektedir. Çaresizliğini, kayıkçı kavgalarında sineye çekmek zorunda kalmaktadır.

Bu durum ana çelişkiyi ortadan kaldırmıyor ama çelişki de kendi başına ancak bir kategori, ancak bir potansiyel olabiliyor. Daha fazlası gerekiyor.

Ana çelişki sürüyor: Burjuvazi ve proletaryadan öte zenginler ve fakirler arasında

 

Ne kadar kayıkçı kavgası olursa olsun ana çelişki kapitalistlerle/zenginlerle yoksullar arasında, giderek aradaki fark da açılarak bu çelişkiler derinleşiyor. Bunun diğer görünümü hegemonya sahipleri/egemenler ile hegemonyadan mahrum kalanlar/teba/halk arasında.

Buradan bir büyük bilinç de kolay çıkmıyor. Halkın çoğunluğunun yaygın eğilimi de sahiplere yakın durarak nemalanabilir miyiz derdine dayanıyor. O da kayıkçı kavgasının parçası durumuna düşüyor. Egemenler de bu eğilimleri istedikleri gibi yönlendirme mekanizmaları üretiyor.

Ana çelişki sürmeye devam ediyor, ama daha fazlası gerekiyor. Ancak bir bilinç ve bunun halk hareketine dönüşmesi başarılabilirse, bir çıkış olanağı olabilir. 

Çıkış yolu: Ulusun egemenliği, halkın egemenliği ve daha ötesi egemenliklerin aşılması

Zenginin egemenliğine göre ulusun egemenliği daha ileri bir adımdır. Ulusun egemenliği ulusal yurttaşların egemenliğidir, saf halde halkın egemenliği anlamına gelmez; ulus, içinde farklı sınıf, zümre ve fırkaları/nüfuz kategorilerini barındırır.

Halkın egemenliğinin birkaç çeşitinden söz edilebilir: 1- Nüfus içinde en çok sayıda olan sınıf veya zümrenin, daha dar anlamda alt sınıfların, daha özgül anlamda çalışanların, daha da dar anlamda proletaryanın, yoksulların egemenliğini ifade etmektedir. 2-Ulusal düzeyde tüm yurttaşların eşit olanakları şartına dayalı tüm yurttaşların egemenliği. Bu durumda bile “yurttaş” olmayanlar bu egemenliğin dışında kalmış oluyor. 3-Bir toplumsal alanda o alanı oluşturan eşit olanaklara ve özgürlüğe dayalı herkesin egemenliği halk egemenliğidir.

4-İçeriksel anlamda tüm kişilerin/ tüm toplumun varlığının dikkate alındığı, her bir kişi ve toplumu yaşatıcı amaçlara/sonuçlara yönelik halk egemenliğinden de söz edilebilir.

Türkiye’de veya dünyada ilk adım ulusun egemenliği mücadelesidir, evrensel olanı da tüm kişilerin, tüm halkın egemenliğidir. Daha da evrenseli doğa ve canlılar da dahil tüm dünyanın yaşamının ve mutluluğunun artırılmasının amaç olduğu bir mücadeledir.

Türkiye’ye ve mevcut güncele dönersek; AKP-CHP, CHP-CHP kavgası zenginlerin/nüfuz sahiplerinin/oligarkların kavgasıdır.

Ancak bu kavgalı durum daha geniş bir olanak da sunmaktadır: Oligarkların deşifre edilmesi ve yurttaşların ulusal egemenliğinin sağlanması, daha evrenseli ise tüm egemenliklerin ortadan kaldırılıp birlikte yaşamın nasıl örüleceğinin, birlikte eş güdüm ve dayanışmanın sağlanması mücadelesidir.

Adaşım Adnan Yücel’den şiirsel bir çağrışımla, mücadele devam ediyor ve devam edecek: Kapitokrasiye/zenginlerin despotik oligarşisine karşı halkın, tüm insanlığın demokrasisini kuruncaya değin.

Adnan Gümüş

Liberalizmi/emperyalizmi/kapitalist oligarşiyi açıklayıcı merkez-çevre kuramı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et