Hayaller tatil hayatlar geçim kaygısı
Cemre Kavuker
[email protected]
Haziran geldi, yaz kapıyı çaldı. Okullar kapanıyor ve milyonlarca çocuk için o uzun yaz tatili başlıyor. Normal şartlarda neşe ve heyecanla karşılanması gereken bu süreç, bugün pek çok evde anne babalara, en çok da kadınlara yeni bir endişe olarak yükleniyor ve akıllardan şu soru geçiyor: “Çocuklar bu yaz ne yapacak?” Okul açıkken en azından günün belli bir saatini güvenli bir yerde geçiren, arkadaşlarıyla sosyalleşen çocuklar için yaz boyu ne bir kreş, ne ücretsiz nitelikli yaz okulu ne de nitelikli bir sosyal aktivite alanı var. Olan yerler de ateş pahası. Haliyle kadınlar için yaz, çocukların evde kalma koşullarının belirsizleştiği, bakım yükünün katlandığı, mali olarak da yetememenin arttığı bir çıkmaz demek.
Gelin hafızamızı biraz tazeleyelim. Geçtiğimiz nisan ayının sonunda Ekmek ve Gül olarak gerçekleştirdiğimiz yoksulluk anketi, çok çarpıcı bir gerçeği yüzümüze vurmuştu. Kadınların yüzde 63.5’i tatil, hobi ya da spor giderlerini ertelemek zorunda kalıyor. Oysa aynı kadınların en büyük isteklerinden biri, bir nebze de olsa nefes alabilmek, tatile gidebilmek. Burada bahsettiğimiz tatil, memlekete gidip tarlada çalışmak, bağ bahçe işi yapmak ya da kış hazırlığı telaşına düşmek değil. Tatil dediğimiz sosyalleşmenin, dinlenmenin, kendine ve çocuklarına kaliteli vakit ayırabilmenin olduğu bir şey. Ancak gerçekler bu isteklerin yanından bile geçmiyor.
Yoksulluğun derinleştiği, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı durumda bırakın şehir değiştirmeyi, semt değiştirmek bile lüks oldu. En yakın örneğini geçtiğimiz 9 günlük bayram tatilinde gördük. Memleketine gidemeyen aileler, çocuklarının elinden tutup ancak ücretsiz ulaşım sayesinde sokağa çıkabildi, bir parkta nefes almaya çalıştı. Çünkü cepteki para, bir minibüs biletine dahi yetmeyecek durumda. Bursa’dan bir kadın “Arkadaşım bana ‘Sen ne yoksulluğu yaşıyorsun ki?’ dedi. Ben de dedim ki: ‘Mesela 8 yıldır eşimle tatile gitmek istiyoruz. Ama buna ancak iyice borçlanarak gidebilecek durumdayız.’ Sanki sadece gecekonduda yaşamak ve eve ekmek götürememek yoksullukmuş gibi... Ama bu da yoksulluk. Annemi tatile çıkarmak istiyorum ama çıkaramıyorum. Ona ekstra bir bütçem yok” sözleriyle yoksulluğun sadece aç kalmak demek olmadığını somut bir şekilde açıklıyor bize. Yoksulluk sadece açlığa neden olmuyor. En temel haklardan olan dinlenme hakkını da elimizden alıyor.
Peki, halk bu cenderedeyken ekonomiyi yönetenler ne yapıyor? Erdoğan-Şimşek programı bir türlü dikiş tutturamıyor. Faturayı işçiye, emekçiye kesen bu sistemde, sadece yılın ilk dört ayında enflasyon yüzünden işçinin cebinden çalınan para tam 310 milyar 880 milyon lira. Ücretler daha cebe girmeden eriyip gidiyor. Bugün itibarıyla açlık sınırı 35 bin 174 lira, yoksulluk sınırı ise 114 bin 576 lira seviyesinde. Milyonlarca insana açlık sınırının altındaki asgari ücret dayatılırken, asgari ücret artık bu ülkenin genel ücreti haline getirildi. Halk dört bir yandan yoksullukla kuşatılmışken Meclis eliyle yabancı sermayeye 20 yıllık vergi muafiyeti ve devasa teşvikler sunuluyor. Kendilerine gelince kepçeyle dağıtanlar, işçiye ve çocuğuna gelince kaşığı bile saklıyor.
Hem kadınların anlattıkları hem de veriler yoksulluğun her geçen gün daha da derinleşeceğini söylüyor bize. Ancak bu tablodan çıkan bir sonuç daha var. O da bu yaz yaz aylarını ısıtacak tek şeyin mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar olmaması gerektiği Çocuk bakımının kamusal bir hak olarak güvence altına alındığı, dinlenmenin ayrıcalık değil herkes için erişilebilir bir hak olduğu, insanca yaşayabildiğimiz bir düzen için taleplerimizi büyütmek ve ortaklaştırmak gerekiyor. Bunun yolu da yan yana gelmekten geçiyor.
Evrensel'i Takip Et