4 Haziran 2026 00:15

CHP’ye saldırının ötesi- II

İç ve dış burjuva basınının bazı organları dahil çeşitli yayın organlarında yer alan yorumlarda ve kimi siyasi organizasyonların sözcülerince yapılan irdelemelerde, Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de, iktidarın, burjuva muhalefetinin başlıca partisine (CHP) karşı sürdürdüğü polisiye operasyon, Siyasal İslamcı gericiliğin ülke ve bölge düzeyinde daha kapsamlı saldırganlığa yönelmesinin göstergesi olarak işaret edilmektedir. Burjuva yasallığına yargı-polis çemberinde çizilen sınırdan da öte bir kafese sığdırma politikasını inşa pratiğiyle günceli ve geleceği teslim almaya yönelen Saray yönetimi, kendisi açısından kitlesel etki gücü gösterebilecek potansiyel itiraz kuvvetlerinin tümünü, kiminde niceliği, kiminde niteliği öne çekerek etkisiz kılmaya çalışmaktadır. CHP’ye yönelik saldırı, ister oligarşik dikta rejiminin topyekûn saldırı çizgisinde daha belirgin bir yeni hamleyi işaret etsin, isterse sıradanlaşmış saldırganlık politikasının devamında hedef olacaklara karşı korku heyulası işleviyle yüklü olsun, “hak-hukuk-adalet-barış-demokrasi” söylemiyle sürdürülen sözel ve sınırlı eylemsel muhalefetin yetmezliğini de göstermiş bulunuyor.

Saray yönetiminin devrimci ve burjuva muhalefete karşı saldırganlığı kara propaganda eşliğinde siyasal ranta tahvil etme politikası izlemesi yeni olmamakla birlikte, bunda da kademe yükselttiği bir dönem söz konusudur. Saray rejiminin resmi sözcüleri, kitlesel muhalefetin gelişip-yükselme dinamiklerine karşı sistematik baskılama politikasını savaş araçları-polis birlikleri ve yargı kuvveti mensuplarının açık alan tatbikat ve güç kullanımıyla icra ederken, rant-havuz yayımcılığının kontra tetikçileri, merkezi organizasyonla programlanmış kara propagandayı kesintisiz şekilde sürdürerek kitlelerin iktidar politikalarına yedeklenmesini, o da olmaz ise eğer, moral çöküntüye sürüklenmesini sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bu, sadece Türkiye’ye özgü bir durum göstergesi de değildir. İşçi hareketinin, devrimci demokrat ve sosyalist örgütlenmelerin geçmiş kimi dönemlerle kıyaslandığında bir hayli geriye düşmüş olmasının da sağladığı olanaklarla, hemen tüm kapitalist ülkelerde benzer siyasi durum ve ‘manzara’ söz konusudur. Ve onlar birbirlerinin antidemokratik gerici ve faşizan politikalarından güç alırken, sömürülen ve ezilenlerin yüz milyonları, kimi kısmi ve zayıf dayanışma örnekleri dışında yığınsal gösteri-grev ve protestolarla destekli uluslararası güç dayatmasıyla sermaye ve iktidarlarının saldırılarını püskürtme çizgisine girmiş olmaktan henüz uzaktırlar. Bu durumdan en fazla yararlanan iktidarlardan biri de Türkiye’dedir. Türkiye’nin hemen her bölgesi-kentinde toprak ve arazi tüm önemli ürünleri-kaynaklarıyla, deniz ve kara suları, limanlar, köprüler-yollar ve tüneller, mevcut ve keşfedilebilir rezervleriyle değerli maden yatakları uluslararası ve iş birlikçi tekelci şirketlere, iktidar gücüne pay verme koşuluyla peşkeş çekilir, ülke NATO ve ABD’nin savaş-kırım stratejisine bağlanırken emekçilerin bu vahim durumu görüp yüz binler ve milyonlar halinde alanlara çıkmayışı, Saray rejimini, ortaya çıktığı kadarıyla muhalefetin her biçimine karşı saldırılarda pervasızca harekete cesaretlendirmektedir.

Siyasal sınıf bilinciyle hareket eden işçiler başta olmak üzere devrimci-demokrat ve sosyalist muhalefetin güçleri açısından bu durum, sadece artmış bir zorluğun ve kuşatılmışlığın göstergesi değildir. Bu aynı zamanda, emekçi kitle çalışmasında yoğunlaşmanın; karşı devrimci gerici ve faşizan, şovenist ve mezhepçi propagandaya karşı uyarıcı-aydınlatıcı devrimci propagandayı yaygınlaştırma ihtiyacının arttığının da göstergesidir.

A. Cihan Soylu

CHP’ye saldırının ötesi- II
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et