4 Haziran 2026 00:14

Muhalefetin asıl sınavı

İç siyaset iki kelimeye kilitlendi: Mutlak butlan. Tıpkı 19 Mart operasyonlarının başlangıcında olduğu gibi yine uzun bir bayram tatili öncesine denk getirildi kararın açıklanması. Özgür Özel ve yönetimi de tıpkı İBB merkezli operasyonlarda yaptıklarını yaptı, halka gitti. Hem Güvenpark’taki bayramlaşma hem de 2 Haziran Salı günü TBMM’de yapılan grup toplantısı, parti tabanını da CHP’nin oy oranı olarak anılan yüzde 30’un üzerindeki seçmen desteğini de aşan bir tepkinin yansımalarıydı. Türkiye’de seçme seçilme hakkının, çok partili hayatın, siyaset yapma hakkının asgari şartlarını dahi tehdit eden son gelişmelerden rahatsız çok daha büyük bir ‘kitle’nin tepkisinin ortaya konduğu anlara tanıklık etmemizi sağladı. 

‘Tatil’ böyle geçilip TBMM merkezli siyaset yeniden sahne aldığındaysa halktaki bu tepkinin parti liderlerinin gündemlerine yansımalarını gördük. Mutlak butlan kararının ardından daha ‘ortadan’ konuşmakla eleştirilen DEM Parti’de Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan’ın grup toplantısında söylediği sözler önemliydi: “Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış, yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisine giden kolluk, yarın AKP’ye gider. Öbür gün MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek Partisine, Saadet Partisine gider. Bize zaten hep geldi, biz o hukuksuzluğu iyi tanıyoruz.”

DEM ve öncülü partiler söz konusu olduğunda zaten pek işlemeyen burjuva demokrasisi şimdi bütün çok partili siyasi hayata yönelmişse durup düşünmek gerekir!

Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın siyasi parti lideri olarak yaşadıklarının mevcut bütün siyasi partilerin liderlerinin başına gelebileceğini gösteren gelişmeler... İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun, “Biz kayyım cumhuriyeti istemiyoruz, vesayet demokrasisi istemiyoruz” sözleri de iktidar ortağı pozisyonundaki MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, “Bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır. Yargıtay bir an önce karar vermeli” demesi de ‘siyasi parti genel başkanı’ ünvanının herhalde en temel gereği mevcut koşullarda. Ki bu iki partiyi 10 yıl önce başka bir mahkeme kararı ile yollarını ayıran (Bugün mutlak butlanla koltuğa geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun izniyle CHP’den 20 vekil alarak seçime girebilen) İyi Partinin doğuş sürecindeki tartışmalarla da hatırlıyoruz!

Muhalefet adına yapılan, yapılabilecek benzer hamlelerden şüphesiz bundan sonra da söz edebiliriz. Özgür Özel ve yönetimi de elbette bunlar üzerine kafa yoruyordur. Seçime girilmesini sağlayacak bir “yeni parti” dahil… Ancak aslında siyasi partilerin varlık koşullarını tehdit eden bu gelişmelerin kendisi için en kabul edilemeyen gerekçesine iktidar işaret ediyor: Sokak!

Bahçeli andığımız konuşmasında, “Olaylar sokağa taşıp fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme, güvenlik güçlerine saldırıya, kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir” dedi. Zaten Erdoğan da bir gün önce ve bir kez daha, “Sokaklarımızın karıştırılmasına, milletimizin kutuplaştırılmasına, halkla güvenlik görevlilerinin karşı karşıya getirilmesine izin vermeyiz” demişti. Siyasi partilerin kendi yönetimlerini, genel başkanlarını seçebilmesinin tartışıldığı yerde “toplantı ve gösteri hürriyetinin kullanımı” sağlıklı kullanımı kalır mı?

CHP’nin ve dayanışma gösteren bütün güçlerin Türkiye’nin 100’den fazla merkezinde bir yıldan uzun süre boyunca yaptıkları eylemlerin de mutlak butlan kararı sonrası yapılan protestoların da iktidar için asıl rahatsızlık nedeni olduğu açık. ‘Çok amaçlı’ son hamlelerin iktidar için en önemli anlamı herhalde bu ‘can sıkıcı’ durumu ortadan kaldırabilmektir…

Muhalefetin de asıl sınavı burada: Tepki ‘salonlarda’ mı kalacak, yoksa mutlak butlana rağmen girişte andığımız ‘en geniş kitle’ kapsanarak seçime de bu şekilde gitmenin yolları mı bulunacak?

Barış Avşar

Muhalefetin asıl sınavı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et