Orta Doğu’da türbülans!
Çok karmaşık ve iç içe geçmiş birçok sürecin birlikte ilerlediği bir dönemin içindeyiz bölge olarak.
Arap ayaklanması ile birlikte Irak’ta, Suriye’de ve Lübnan’da iyice güçlenen İran için 2023’teki HAMAS’ın İsrail yerleşim birimlerine saldırısının ardından rüzgarın tersine döndüğünü farklı boyutlarıyla bu köşede birçok kez aktarmıştım. Arka planda İsrail’in olduğu ABD-İran savaşı bölgede İran’sız bir düzen dizaynının en açık göstergesi. Ancak son gelişmelere bakılırsa bu dizayn süreci İran’ın bölgedeki silahlı-siyasi vekil güçlerinin zayıflatılması ve İran’ın kendi sınırlarına kadar çekilmesi ile sınırlı kalmayacak. Mesela Trump, geçtiğimiz günlerde, Türkiye dahil bölgedeki ülkelerin İsrail ile ilişkileri normalleştirmeyi öngören İbrahim Anlaşmalarına katılması gerektiğini söyledi. Bu açıklama “Trump bu, her şeyi söyleyebilir. İbrahim Anlaşmalarının ne olduğunu bilmiyor olabilir” yorumuyla savuşturulamayacak kadar önemli. Bölge ülkelerinin bir kısmı İsrail ile iyileştirilmesi gereken minimum düzeyde ilişkiyi bırakın İsrail’i resmi olarak tanımıyor(du). Peki Türkiye ne alaka? Sonuçta Türkiye, İsrail’i resmi olarak tanıyan ilk ülkelerden biri. İki ülke arasında zaman zaman krizler olsa da karşılıklı diplomatik misyonlar açık, askeri ve istihbarat ilişkisi oldukça derin. Türkiye neden imzalasın İbrahim Anlaşmalarını? Bu arada İbrahim Anlaşmalarının her ne kadar İsrail ile ilişki kurmak şeklinde genel bir hedefi olsa da içeriğinin ülkeye göre değiştiğini de belirtmek gerek. Bu durumda bile Türkiye’nin İbrahim Anlaşmalarına katılması gereksiz, anlamsız.
Peki Trump bu açıklamayı niye yaptı? Çünkü Trump açıkça bölgenin yeniden dizayn edildiğini, yeni dizaynın İsrail’in güvenliği ve ‘kırmızı çizgileri’ doğrultusunda şekillendirildiğini duyurma aşamasına geçildiğinin farkında. Şimdiye kadar bu böyle değil miydi? Yani İsrail’in güvenliği çerçevesinde politikalar yürütmüyor muydu Amerika? Evet, öyleydi ancak çemberin artık iyice daraldığı bir dönemin başladığını ilan etti Trump. Mevcut duruma bakılırsa bundan sonraki süreçte Türkiye dahil bölge ülkeleri sadece bölgesel politikalarında değil ABD ile ilişkilerinde de İsrail’in, bizdeki market fiyatları gibi, sürekli güncellenen ve artan-genişleyen ‘kırmızı çizgilerini’ gözetmek zorunda. Bu durum birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’nin sıklıkla başvurduğu ABD’den alamadığını Rusya’ya yaklaşarak elde etme gibi stratejilerinin alanını epeyce daraltacak. Ayrıca yine Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin denge politikası yürütmesine imkan veren manevra alanları da İsrail’in ‘onayına’ tabi olacak. Yani Türkiye dahil bölge ülkelerinin İran konusunda önceliklerinin olması, İran’daki bir istikrarsızlık durumuna dair tedirginlikleri ya da yüzlerce km’lik sınır komşusu ile ilişkileri değil İsrail’in talebi geçerli artık. Türkiye dahil bölge ülkelerinin İran ile denge politikası yürütmesi artık pek mümkün olmayacak ya da en azından İsrail ve ABD tarafından suçlanacağı, hedef tahtasına ekleneceği bir dönemin kaçınılmaz hale geleceği bir dönem geliyor! Trump’ın açıklaması amiyane tabirle “İsrail’e yamuk yapan bize yapmış sayılır” şeklinde tercüme edilebilir.
Bu durumla da bağlantılı ve elbette Türkiye’yi doğrudan etkileyecek, muhtemelen istese de istemese de taraf seçmeye zorlayacak bir diğer gelişme NATO’nun tekrar Orta Doğu’ya dönüşüne dair. “NATO hep buradaydı, bölgede üsleri var” diyenler olabilir ancak ABD geçtiğimiz yıllarda bölgedeki askeri varlığını azalttığı gibi NATO’nun misyonlarının çok büyük kısmı sona erdi ve süreleri uzatılmadı. Sonuçta ABD’nin askeri varlığı NATO’nun varlığı anlamına gelmiyor. Nitekim Trump, İran savaşını NATO misyonuna çevirmeye çalıştı ancak NATO üyesi ülkeleri buna ikna edemedi. Dolayısıyla Trump yönetiminin İsrail etrafında şekillendirmeye niyetli olduğu sahanın yeniden düzenlenmesi sürecinde NATO üyesi ülkelerin de ikna edilmesi gerekiyor ki, sadece Türkiye’nin değil örgüt üyesi ülkelerin de baskı altına alınmaya çalışılması beklenebilir. NATO üyesi ülkeler nasıl ikna edilecek ya da NATO neden bölgeye geri dönecek? Enerji rotaları, ticaret güzergahları, Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu kurtarma girişimleri, Çin’in şimdilik askıya alınan global girişimleri; gerekçe çok.
Yenilerde NATO üyesi olan AB ülkelerinin ABD’nin, özellikle de Trump’ın emrivakilerinden rahatsız oldukları sıklıkla dile getiriliyor. Bu çerçevede AB ülkelerinin NATO’ya alternatif bir örgüt kurabileceklerine dair iddialar ve tartışmalar da var. AB ülkelerinin böyle bir kapasitesi olup olmadığını bekleyip göreceğiz ancak şimdilik zayıf bir ihtimal olduğunu belirtmek gerek.
İşin dikkat çekici tarafı şu; ABD ve AB ülkelerinin kesiştiği bir nokta var. O da Orta Doğu’da Kuzey Afrika’da ve Kafkasya’da yeniden var olmak! Yani aynı bölgelere göz dikmiş durumdalar. Neden? Ne var bu coğrafyada?
Sadece enerji değil Rusya’nın ve Çin’in ringin diğer tarafına yerleştiği bir güç savaşı var. Bu güç savaşının hem aracı hem de hedefi yeni ticaret koridorları ve bağlantısallık denilen devasa bir küresel ağın yavaş yavaş şekillendiği gidişat. Mesela Türkiye-Ermenistan açılımının en önemli sebebi Ermenistan’ın bölgenin en büyük veri merkezlerinin ve kargo taşımacılığından hava yolu rotalarına kadar birçok rotanın istasyonlarından biri olacak şekilde yapılan planlamanın bir parçası olması!
Türkiye de bu bağlantısallık denilen küresel ağın istasyonları arasında. Son olarak Tom Barrack’ın Türkiye-Suriye ve Irak şeklinde üç ülkeyi bir arada sayan açıklamaları oldukça çarpıcı. Bu açıklamaların ardından gelecek somut adımları elbette beklemek gerek ancak Hürmüz krizi sonrası yeni enerji rotaları arayışında, ticaret güzergahlarına dair projelerde Türkiye’nin adının sıkça geçtiği göz önüne alındığında Türkiye’nin Irak ve Suriye ile birlikte Orta Doğu, Körfez ülkeleri ve Afrika’yı birbirine para ile bağlayan istasyonlar arasında sayıldığı söylenebilir. Kulağa Türkiye açısından olumlu gibi geliyor -ki aslında olumlu yanları da var- ancak bu yeni dizaynda Türkiye’nin artık yüzünü Avrupa’ya dönmüş bir ülke kimliğinden tamamen çıkması, Orta Doğu’daki gelişmelere ve istikrarın korunmasına odaklanan bir ülke olması beklenebilir. Sonuçta enerji-ticaret güzergahı olmak bir önceki istasyonların güvenliğinin, istikrarının sağlanmasına bağlı.
Elbette içinde olduğumuz ve paralel ilerleyen süreçlere dair birçok gelişme sıralanabilir. Diğer taraftan Türkiye ve İsrail dahil bölge ülkeleri, yeni süreçlere ve olası senaryolara göre ‘mıntıka temizliği’ne başladı. Mesela Irak’ta İran destekli silahlı grupların silahlarını teslim etmeleri için baskılar artarken İsrail yönetimi ordusuna, Gazze’de ateşkes ile çıktığı yerlere geri dönülmesi emri verdi. Gazze’nin yüzde 58’ini kontrol eden İsrail tekrar yüzde 70’ini kontrol edecek şekilde hazırlıklara başladı. Keza İsrail Birleşik Arap Emirlikleri’ne İran’a karşı savunma amaçlı olduğu söylenen ancak elbette uzun vadede İsrail’in güvenliğini çok daha geniş bir alanda korumasını sağlayacak hava savunma sistemleri vermeye devam ediyor.
Karmakarışık ve kimsenin önünü göremediği mevcut şartlar açısından temmuz ayında Türkiye’de yapılacak olan NATO zirvesi dönüm noktalarından biri olacak muhtemelen. Yine yeni şartlar çerçevesinde Türkiye-İsrail ilişkilerinde güç mücadelesine dair ara formüllerin bulunması dahil dikkat çekici yakınlaşmalar, uzlaşmalar şaşırtıcı olmaz. Bunun bedeli muhtemelen İran’dan uzaklaşma ve belki de İran karşıtı cephede yer almaya zorlanma olacak. Peki denge politikasından tamamen kopmaya zorlanmanın, İran’a karşı cephede yer almanın, tamamen Orta Doğu’ya odaklanmış bir ülkeye dönüşmenin bedeli ne olacak?
Evrensel'i Takip Et