3 Haziran 2026 00:07

Güncel siyasal durum ve sürecin mistifikasyonu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son kabine toplantısından sonra sanki muhalefete karşı yargı eliyle gerçekleştirilen “mutlak butlan” darbesinin her adımı Saray’da planlanmamış gibi Ana muhalefet partisinin içindeki tartışmaların hiçbiri bizi ilgilendirmiyor” açıklamasını yaptı. Devamında ise Kürt sorunundaki sürecin bu siyasal durum ve gelişmelerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi “Terörsüz Türkiye sürecini her türlü polemikten uzak ele almak, çözüm çabalarına samimiyetle katkıda bulunmak siyaset kurumunun görevidir” demeyi de ihmal etmedi!

Erdoğan’ın; ‘sürecin’, Saray rejiminin iç ve dış politikadaki hedefleriyle ilişkisini görünmez kılmaya çalışması, sürece politika üstü adeta mistik/uhrevi anlamlar yüklemesinin anlaşılır nedenleri var. Çünkü sürecin diğer siyasal gelişmelerle ilişkisi belirsiz/görünmez hale getirilebildiği oranda bölgenin (Ortadoğu) yeniden dizayn edilmesi mücadelesi bağlamında yayılmacı emellerin dayanağı haline getirilmesi ve öte yandan iç politikada muhalefeti bölüp meşruiyet krizine sokmak ve muhalif toplum kesimlerini de moralsizliğe, umutsuzluğa sürüklemek o kadar kolaylaşmaktadır. Dolayısıyla sürecin kendi maddi-siyasal temelleri ve dinamiklerinden kopartılıp mistifikasyonu; siyaset üstü, adeta gizemli ve özellikle “bin yıllık İslam kardeşliğinde” ifadesini bulan uhrevi bir olguymuş gibi ele alınması, Saray rejimi için oldukça kullanışlı bir söylem ve politika olarak öne çıkmaktadır.

Burada asıl tartışılması gereken parti yönetimi ya da İmralı heyeti tarafından yapılan kimi açıklamalar üzerinden DEM Parti’nin de bu mistifikasyona alan açan bir tutum ortaya koymasıdır.

Birinci olarak; sürecin başından bu yana DEM Parti cephesinden yapılan birçok açıklama sürecin iki karşıt tarafı bulunduğu ve bu temelde iki tarafın da farklı politik hedefleri olduğu gerçeğini belirsizleştiriyor ve sürecin devamının demokratik entegrasyona çıkacağı beklentisini yaratıyor. En son İmralı heyetinden Pervin Buldan’ın önce temmuzda

7-8 maddelik “kök yasa” ardından da “demokratikleşme ve reform paketlerinin gündeme geleceği ”ni söylemesi, ülkedeki siyasal durum ve gerçeklikten kopartılmış bu beklenticiliğin tipik ifadesi olarak anlam kazanıyor.

Bu mistifikasyon bağlamında değerlendirilebilecek bir diğer yaklaşım da DEM Parti’nin süreci diğer siyasal gelişmelerle ilişkisi içinde ele almak yerine bütün siyasal gelişmeleri ‘süreç’ merkezli okumasıdır. Mesela “mutlak butlan” ile ilgili DEM Parti tarafından yapılan açıklamada bu karar “Süreci gölgelemeye yönelik bir adım” olarak değerlendirilmektedir.

Burada yanıtlanması gereken soru şudur: Bu adım gerçekten süreci gölgelemeye yönelik midir, yoksa Saray rejiminin süreçle ilgili en başından yaptığı hesaplar bağlamında gerçekleştirilmiş bir müdahale midir?

Bu soruya verilecek yanıt, alınması gereken siyasal tutumu da belirlemektedir.

DEM Parti’nin bir yandan “mutlak butlan” kararına karşı tutum alması ama öte yandan ‘bayramlaşma’ sürecinde sanki yaşananlar CHP içi bir sorunmuş gibi iki tarafla da (Kayyım Kılıçdaroğlu ve seçilmiş Genel Başkan Özel) bayramlaşmama kararı almasında ifadesini bulan ikircikli tutumu, Saray rejiminin bu gelişmeleri kendi dışında gerçekleşmiş olaylar olarak göstermesine ve bu siyasi operasyonlarının devamına alan açmaktadır.

Öcalan, ülkedeki siyasal gelişmelerle ilgili birçok değerlendirmesinde bir “darbe mekaniğinin işletilmesi”nden söz etmektedir. Bugün bu ‘darbe mekaniği’ bilinmez güçler tarafından değil; otoriter konsolidasyonu derinleştirme hedefi doğrultusunda bizzat saray rejimi tarafından işletilmektedir. Bu bağlamda “mutlak butlan” kararıyla “örgütünün kontrollü tasfiyesini sağlamak” üzere Öcalan’ın statüsü tartışmasının eşzamanlı gündeme gelmesi de bir tesadüf değildir.

Bugün ülke, bölge ve dünyadaki siyasal gelişmeler, herhangi bir mistifikasyona alan bırakmayacak kadar açıktır. Erdoğan ve Saray rejimi; süreci, Suriye’de HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) yönetiminin ABD-İsrail eksenine oturtulması örneğinde olduğu gibi bölgede ABD ve batılı emperyalistlerin politikalarıyla uyumlu roller üstlenmek için kullandığı oranda bu emperyalist güçler de içerideki otoriter konsolidasyona ses etmemektedir.

Otoriter konsolidasyonu derinleştirmek için müdahaleler gerçekleştiren bir rejimden demokratikleşme beklenemeyeceğine göre Kürt halkının ve ülkedeki demokrasi güçlerinin buna karşı alması gereken tutum da nettir: Öncelikle süreç, ülkedeki ve bölgedeki güç dengeleri ve mücadele dinamikleriyle ilişkisi içinde herhangi bir mistifikasyona ya da beklenticiliğe yer bırakmayacak biçimde doğru yere oturtulmalı; devamında bu sürecin demokratikleşme ve ulusal-demokratik taleplerin karşılanacağı bir çözüme doğru ilerletilmesi için herhangi bir ikircikliğe yer bırakmayacak şekilde demokrasi güçlerinin en geniş mücadele birliği sağlanmalıdır. 

Yusuf Karadaş

Güncel siyasal durum ve sürecin mistifikasyonu
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et