Rejimin ‘ya herro ya merro’ aşamasından dersler
Kürtçeden filizlenen başlıktaki deyim, “ya hep ya hiç”, “Ya batarım ya çıkarım” anlamını taşıyor. Bir eylemin iki olası sonucunu; hedefe ulaşmayı ya da tamamen kaybetmeyi göze alma halini betimliyor. Cesareti akla getirse de, keskin bir çaresizlik içeriyor.
CHP Genel Merkezinin polis marifetiyle boşaltılması “ya herro ya merro” mantığının tipik bir örneği. Rıza üretemeyen, ikna edemeyen, elindeki baskı araçları olmadan yönetemeyen Erdoğan rejimi, sakınmadan siyasal görev üstlenen yargı kurumundan aldığı güçle ayakta kalmaya çalışıyor.
Olanın adını doğru koymak
Geçtiğimiz pazar günü yaşananlar Erdoğan rejiminin kalıcılaşma atağında ulaşılan kritik bir aşamayı temsil ediyor; Türkiye’de rejim yeniden dizayn ediliyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun butlan olasılığına dair aylardır devam eden sessizliği ve karardan bir gün önce yayımladığı video, mahkeme kararlarında Özgür Özel yönetimine en ağır hasarı verecek detayların hesaba katılmış olması, sabahın 7’sinde CHP kapısına yığılan “bindirilmiş kıta”nın bileşenleri, CHP kurultaylarında delege iradesinin sakatlandığı iddiasıyla dava açanların avukatlığını yapan ve CHP üyesi olmayan kişinin Kılıçdaroğlu’nun evinin önünde partiden ihraçlar olacağını duyurması operasyonun uzun bir hazırlığa dayandığını kanıtlayan noktalardan sadece birkaçı.
Rejimin bütün imkanlarını seferber ederek ve bir dönem “muhalefet görevi”ni üstlenmiş “operasyonel kadrolar”ını da harekete geçirerek attığı bu adımla, seçimleri sakatlamak ve tek parti iktidarını kurmak yolunda önemli bir hamle yapılmış bulunuyor. Bu kolektif darbe, seçimler yapılsa dahi sandıktan çıkacak sonucu belirleme amacı taşıyor. CHP’nin demir kapısını kesen görevlilerin AFAD üniformasıyla çalıştırılışı, seçim yenilgisinin sonucu felaket olacak bir afet gibi görüldüğünü gösterdiği gibi, devletin bütün imkanlarının bu yolda seferber edildiğini de kanıtlıyor.
Operasyonun boyutları, içerdiği şiddet ve bir araya getirerek harekete geçirdiği kadroların çeşitliliği, sıradan bir durumla karşı karşıya olmadığımızı, rejimin niteliğinde yeni ve çok daha ağır bir aşamaya geçildiğini gözler önüne seriyor. Bu hamle, meselenin sadece Erdoğan’ın görevde kalması ile sınırlı olmadığını, güç odaklarının Erdoğan rejiminin kalıcılaşması yolunda uzlaştığını gösteriyor.
Birkaç cılız açıklama dışında emperyalist merkezlerin sessizliği, Erdoğan rejimiyle yola devam edilmesi konusunda bir mutabakatın varlığına da işaret ediyor. Trump’la her kritik dönemeç öncesinde yapılan telefon konuşmaları, aynı dönemde Trump’ın kendinden emin “İbrahim Anlaşmalarına katılma” çağrısı konuyu basit bir hukuk meselesi ya da CHP içi bir tartışma olarak nitelemenin naif ve apolitik bir yaklaşım olacağını gösterirken, tezgahın daha büyük olduğunu kanıtlıyor.
Demokrasi ve hukuk değil, ‘müesses nizam’ ya da ‘devlet aklı’ meselesi
‘Mutlak butlan’ kavramına dayanan kararın uygulanması sırasında tanık olduklarımız, demokrasi ve hukuk kavramlarının ortadan kalktığını tartışmaya yer olmayan bir biçimde gösteriyor. Gelinen nokta, meydanların elde kalan tek gerçek mücadele alanı olduğunu tescilliyor.
Kullanılan yöntemlerin, başvurulan araçların, seferber edilen imkanların daha önce hayal bile edemeyeceğimiz çeşitliliğini dikkate almadan, süreci ideolojik bir çerçeve içine yerleştirmeden üretilecek yol haritası bir siyasal intihar anlamı taşıyor. Komplo teorilerine en az prim verenlerimize bile “vay canına” dedirten içinden geçtiğimiz kesitte, olanları koltuk hırsıyla açıklayarak vakit kaybetmenin, bu karmaşık operasyonda kimin, neden, hangi gerekçelerle rol aldığı üzerine kafa yormanın, aktörlerinin ahlaki düşkünlüğüne dair yorum yaparak zaman kaybetmenin ve duygusal tepkilerle içimizi rahatlatmaya çalışmanın zamanı değil. Bunun yerine mutlak butlan kararının rant alanına getirdiği yenilikleri ve bir bütün olarak emperyalist hesapları akılda tutarak mücadele etmek gerekiyor.
Destek verirken CHP ile arada korunması gereken mesafe
Yapılan operasyonla gelinen aşama hiç şüphesiz siyasal yelpazenin tamamını yakından ilgilendiriyor. Bu karanlık tablo içinde, seçme seçilme hakkına yönelik bu darbeye karşı durmak, CHP’nin karşı karşıya kaldığı baskıya itiraz edenler arasında olmak gerekiyor. CHP’yi hedef almış olsa da, emekçi muhalefetini de bir bütün olarak tehdit eden gelişmelere karşı alınacak bu tutum elbette CHP’nin politik-ideolojik çizgisini kabullenmek anlamına gelmiyor.
Bu operasyona karşı durmak, CHP’nin zaaflı yapısal özelliklerine, genel başkanına geniş yetkiler vermiş olan tüzüğüne ve parti kültürüne, popülist eğilimlerine, ‘müesses nizam’ ve sermaye çevreleriyle iç içe olma haline, yaşanan krizi hâlâ ideolojik bir çerçeve içinde değerlendirmekten kaçınma tercihine, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganının altını ittifak politikalarıyla doldurmayışına, uyguladığı neoliberal belediyecilik anlayışına, ufkunun burjuva demokrasisiyle sınırlı olmasına ve şu anda CHP içinde çatışan kadrolar arasındaki benzerliklere gözümüzü kapatmamız, sınıf eksenli değerlendirmelerden vazgeçmemiz sonucunu doğurmuyor.
Tam da bu ve benzeri nedenlerden dolayı saldırı altındaki CHP çizgisine yapılacak en işlevli katkı, baskı ve adaletsizliğe karşı Özgür Özel ve arkadaşlarının yanında dururken, kafalarını kuma gömdükleri noktaları “Dost acı söyler” deyimini hayata geçirerek vurgulamak olsa gerek.
Siyasal eylemlilikten uzaklaşma tehlikesi
Sadakat, ahde vefa, yoldaşa güven, sözünde durma, siyasal çizgiyi koruma gibi siyaset faaliyetine ilişkin pek çok ilkeyi aynı anda ihlal eden gelişmelerin kitleleri siyasal faaliyetten soğutma tehlikesi ve insanların gidişata müdahale edebilme inancını yitirmesi tehdidi göz ardı edilmemeli. Sosyalistlerin nedeni olmadığı ama yaygınlaşırsa bundan en çok zararı göreceği bir apolitikleşme eğilimine karşı hazırlıklı olması gerekiyor. CHP’deki siyaset yapma biçiminin gerekçe ve zaaflarının anlatılması ve işçi sınıfı siyasetinin olumlu farklarının altının çizilmesi sorumluluğu da sosyalistlere düşüyor.
CHP’nin de parçası olduğu “müesses nizam”ın bir araya getirdiği derin koalisyonun uygulamakta olduğu siyaset mühendisliğini, araya ideolojik mesafe koymadan izleyerek kahırlanma haline, fazlasıyla iyimser ve steril düşünme biçimlerine, konuyu “sağduyu-uzlaşı” çerçevesine hapseden yaklaşımlara karşı, CHP Genel Merkezinin kapılarının kırıldığı günlerde, Bilgi Üniversitesinde aç-susuz bırakılmalarına rağmen üç gün direnen öğrencilerin sonuç alan mücadelesini akıldan çıkarmamak, umudu elden bırakmamak gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et