Toplumsal politikada tüm resim önemlidir
Reel siyasette tek-adam rejimini oluşturan ve tüm kamusal işlemleri bu sistemde götüren siyasetçi, bizatihi kendi yarattığı durum sıkıştıkça, kendi çıkarı doğrultusunda haklı olarak tablonun bozulmamasını ister, istemektedir de! Tek-adam rejimlerinde devlet yapısı, ferdiyetçi devlet yapısının zıddıdır ve otoriterdir. Bu şekilde oluşturulmuş siyasi yapılanmada, ancak tek-adamın çıkarına uygun koşulda siyasi karar mekanizmasının görece normalleştirilmesine rıza gösterilir. Tek-adam tek koşulda denetimli normalleşmeyi şiddetle ister dahi, o koşulda, liderlikten düşme durumu ortaya çıktığında, yüklü bagajının hesabını vermemek, ya da minimal düzeyde verme durumu ile karşı karşıya gelebilmek için izleyen siyasi yapının otoriter değil, demokratik olmasıdır. Zira bir kişi tek-adam pozisyonunda liderken herkesi hizaya dizeceğini düşünebilir, ama liderlikten düştüğü durumda herkesi hizaya dizebileceği bir iktidar altında bulunmak istemez. Bu durumda, en makul çözüm liderlikten uzaklaşmamak, olabildiğince bu makamda kalmak, hatta umulur ki, biyolojik yaşamla siyasi yaşam uyumlaştırılsın ki, kafalar rahata kavuşmuş olsun.
Bir siyasi lider tek-adam rejiminden uzaklaşmak istemeyebilir, hatta bu sistemi kendisi arzulamış ve yapılandırmış ise, rejimin devamının istenmesi etiksel olmamakla beraber, insani arzu ve hırslar açısından doğal olarak algılanabilir. Bu durum içsel politika açısından bazı açılardan geçerli dahi olabilir, ancak uluslararası siyaset açısından durum farklı olabilir, örneğin durum ülke aleyhine olursa, bu farklılık iç siyaseti de etkileyebilir. Hele de, dünya parasının büyük bölümünün kontrolünde olduğu ABD hükümetinin para manevralarıyla çevresel bir ülkeyi etkilemesi işten bile değilse, durum farklılaşır. Hatta çevre-merkez ilişkisinde bağımlılık oluşumu, merkezden çevreye değil, Türkiye’nin 1980’lerde “sıcak para politikası” na geçişinde olduğu gibi, çevreden merkeze yönelik olduğu durumlarda merkezin hakimiyeti en üst düzeylerde gerçekleşebilir.
Ülkede kendilerine hukukçu diyen bir dizi hukuk katillerinin öncülüğünde yapılmış ve maalesef 2017 yılında fevkalade usulsüzce kabul edilmiş olan ucube tek-adam rejimi, Türkiye’yi felakete sürüklerken, aynı zamanda da Batılı dostlarımızı(!) abat etmeye hizmet edecekti. Evet, tek-adam rejimi içeride siyasiye tüm kurumları şahsi çıkarına göre
-ulusal çıkara göre değil- yönlendirme ve hizaya getirme olanağı verirken, aynı zamanda da emperyalist emellerle ülkeye sızmak isteyen yabancılara da bir dizi kurum ve kurullarla cebelleşme yerine, bir kişi ile anlaşarak her istediğini alma olanağı vermektedir. Kısaca söylemek gerekirse, tek-adam rejimi Türkiye’ye yararlı bir rejim değil, Türkiye aleyhine Türkiye’ye dayatılan bir rejimdir. Tek adam rejiminin hukuk tanımazlık şekilde kullanılması da, ABD büyükelçisinin sıkılmadan ve çekinmeden söylediği, Ortadoğu ülkelerine layık görerek önerdiği monarşik sistemin uygulanmasından başka bir şey değildir.
Peki, Türkiye’de uygulanan hukuk tanımaz tek-adam rejimi ile ABD büyükelçisinin ifadesi arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır! İlişki şöyledir; emperyalistin talepleri tek-adam tarafından uygulanırken, yasal ya da yönetsel hiçbir engele takılmadan suhuletle gerçekleştirilmesinin sağlanmasıdır. Şu hale göre, tek-adam rejimi ülkenin tüm kurallarını iptal ederek ülkeyi tam bir kuralsızlığa sürüklerken, emperyalistin ülke ile ilgili taleplerinin karşılanmasında çok büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Kısacası, tek-adam rejimi Türkiye’nin yararı doğrultusunda geliştirilmiş bir yönetsel sistem olmayıp, emperyalistin ülkede cirit atabilmesinin yolunu açan bir hukuk garabetidir.
O zaman, hangi akla hizmetle biz 2017 yılında böyle bir garabete sürüklendik? Üstelik de açıkça bir seçim hilesi yaparak! Şöyle ki, yumurtanın dahi damgalı satıldığı günümüz koşullarında, nasıl oldu da damgasız oylar geçerli sayılarak bu kuyuya atıldık! Bu durumda; atı alarak Üsküdar’ı geçen sadece yerli siyasetçi değil, emperyalistmiş! Demek ki, yerli siyasetçi ile emperyalist aynı hedefte buluşmuşlar. Bu hedef ne olabilir, acaba! Eskişehir’deki değerli madenden tutun da, açılım programı ve Büyük Ortadoğu projesi’ndeki “büyük” sıfatının neyi ima ettiği ile ilgilidir. Böylesi örümcek ağı ile kaplanmış bir Ortadoğu siyasetinde tek-adam rejimine hizmet edene onay veren herkes ülkenin sürüklendiği bataklığın hesabından tarih önünde sorumludur. Bu meseleyi siyasetin habis labirentlerinde siyasi kurnazlıklarla ilerlenen akıl parıltıları, ya da kurnazlıkları olarak göremeyiz. Bu yolda kullanılan her akıl, sadece aklın değil, ülkenin heba edilmesi anlamına gelecektir.
Bu yolu Türkiye’de bir rejimin yıkılıp, yenisinin başlatılması benzeri, salt bir siyasal değişim ye da ikinci cumhuriyetçilerin habis emellerinde yansıtıldığı gibi yenilenme olarak da göremeyiz. Bu süreci, Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluş süreçleri bağlamında ele almak zorundayız. Bu süreci, bizatihi kendi içinde hayli yıpratılmış olan CHP’yi iyice hırpalayarak, hatta bölerek, AKP’ye yamamak, ya da görüntüsel sessiz muhalefete dönüştürmek olarak görüp, emperyalistin amacını anlamalıyız.
Farkında olalım ki; tek-adam rejimi Türkiye’yi iç güçlerle demokratik yönetim sistemi değil, dış bedhahlarla müşterek yönetme sistemidir!
Farkında olalım ki; CHP üzerindeki gayretli çabaların amacının, ‘kurucu parti’nin ilkelerinden soyutlanıp, zayıf muhalefet oluşturarak, emperyalizmin emrindeki siyasete ayak bağı olmasının engellenmesidir!
CHP’de Kılıçdaroğlu yandaşlarının emeli, AKP’nin en zayıf anında iktidara yürümek olabilir. Bu amacın, partiyi bölerek değil, birleşip, bütünleşerek sağlanabilir olduğu görülmelidir.
Her şeye rağmen, umarım Kurban Bayramı’nız iyi geçmiştir!
Evrensel'i Takip Et