Doğudan batıya her kapıya tek anahtar: ‘süreç’
Terör meselesi yaklaşık 50 yıldır devletin kırmızı hatlarının, sayesinde belirlendiği bir iç ve dış güvenlik sorunu olarak öne çıkarıldı ama aynı zamanda toplumsal kuvvetlerle de bir tür pazarlık şartı haline geldi. Fırat’ın doğusuna ilişkin her politik ve askeri hamle aynı zamanda batısında da ‘milli birlik beraberlik’ için aciliyet normlarının atanmasını kolaylaştırdı.
Uluslararası ilişkilere gelince; Türkiye’nin temsil edildiği her masada ve sahada muhatapların önüne sürülen dosyada ülkenin tehdit altında olduğunu gösteren kayıtlar ve kanıtlar vardı elbette. Terör uluslararası anlaşma ve anlaşmazlıkların nedeni, bazen bir meta, bazen de kilitleyen veya açan bir anahtar oldu. Fakat bu süreçte Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü üzerine hiçbir söylem kullanılmadığı gibi bu sorun sadece terör sorununa indirgendi.
Dünyada ve bölgede daha büyük güvenlik sorununun doğduğu; bu sorunun en gelişmiş kapitalist ülkelerin bile geleceğini belirsizleştirdiği, ülkelerin iç siyasal düzenlerinin sarsıldığı, ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek amacıyla ateş altında bıraktığı günümüz koşullarına Türkiye bir buçuk yıldan fazla bir süredir ön takısız, ‘belirteçsiz’ bir ‘süreç’ içinde girdi. ‘Süreç ’in hedefi iktidar tarafından Terörsüz Türkiye olarak belirlendi ve PKK’nin kendini gönüllü feshinden ibaretmiş gibi tanımlanmaya devam ediyor. Ama aslında bir taşla çok kuş vurmaya talimli iktidar için süreç, ilan edilen hedefinden fazlasını içeriyor ve çok geniş kapsamlı bir yeniden düzenlemeyi içeriyor.
İç cephenin güçlendirilmesi gibi bir çağrıyı ve devlet ütopyası gibi bir hedefin de iliştirildiği süreç, terör ve iltisaklandırıldığı Kürt sorunu açısından bakıldığında olduğundan daha fazla pratiğe gerekçe oldu.
İç cephe çağrısı Türkiye’nin dış güçler tarafından tehdit altında olduğu algısı empoze edilerek besleniyor. Şimdilik başlıca gösterge Ortadoğu’daki dizaynın öncü kuvveti olabilmek için İsrail’le girilen ve giderek şiddetlenen rekabet. Daha uzun vadede paylaşım savaşlarının durulmayacağını gösteren ve çözümü ancak şiddetli çatışmalara bağlı daha büyük ölçekteki paylaşım savaşları.
Ne var ki bir zamanlar ‘terörlü Türkiye’nin gördüğü işlev şimdi ‘terörsüz Türkiye’ sürecinden bekleniyor. İçinde terör geçen her ‘süreç’ belgesi, beyanı ve açıklaması geçmişte nasıl olmuşsa şimdi de milli birlik beraberlik şartları tekrarlanarak sürüme sokuluyor. Devlet Bahçeli Türkgün’e yazdığı makalede şöyle diyor: Süreçle başlayan diyaloga farklı manalar yüklemek doğrudan ilgili olmayan alanlara taşımak geçiş sürecine zaman kaybettirmekten başka bir şeye yaramaz. “Geçiş sürecinin kendisi bizatihi demokratik siyaset alanını genişleten ve demokrasiye katkı yapan tarihi bir gelişme(dir).” Bahçeli’nin farklı manalardan kastının ne olduğunu bilemiyoruz; ama fazla umutlanmayın, demokrasi konusunda bizimkinden farklı beklentilere girmeyin anlamına da geldiği söylenebilir,
Kaldı ki bu süreç ilgili olmayan alanlara çoktan taşındı. İktidar koalisyonu, kısa bir süre önce Kürt belediyelerinde başlayan ve batıdan zayıf bir direnç gören kayyımlaştırmaya yeni aşamalar kazandırarak, yargı marifetiyle ana muhalefet partisini topal ördeğe çevirmek için elinden geleni yapıyor. Bahçeli aynı yazısında terörsüz Türkiye’nin milli güvenlik ve asayiş meselesi olduğu kadar siyaseti sorunların çözüm alanı olarak görme ve radikal, marjinal ve terör uzantılı partilerin sivil siyasete katılımını sağlama, gerilimli fay hatları üzerine kurulan toplumsal kutuplaşmaları milli birlik ülküsüyle doldurma vizyonudur, diyor. Bu çoğul ekiyle anılan radikal ve marjinal Parti’ler ‘in sivil siyasete katılımı ve toplumsal kutuplaşmaları milli birlik ülküsüyle doldurma vizyonu, demek ki artık hem milli güvenlik ve asayişin hem de tek adam rejimini tahkiminin başlıca koşulu.
Her siyasi oluşumun ulusal güvenliğe ve rejime bakış açısının AKP-MHP koalisyonunun paylaştığı vizyona yakınsaklaştırıldığı böyle bir temenni en irisinden başlamak üzere bütün muhalefetin kimliksizleştirilmesi anlamına gelir. Geriye kalan şey; kolektif kimlik ve sınıf taleplerini dillendirmenin, hak mücadelelerinin güvenlik ve asayiş sorunu ilan edildiği bir toplum ve onun parlamentodaki temsili olur. Belki bu sistem parlamentoyu bile bir gün yük olarak görebilir.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum biraz daha öteye sıçrıyor ve ‘demokratik siyasetin bazı parçaları üzerindeki terör vesayetinin, terör dilinin, sosyal ekonomik ve kültürel etkilerinin tüm mecralarda bitirilmesi hedefiyle devlet topyekûn hamle yapacağı bir geçiş süreci başlattı ve bu çerçevede yeni bir paradigma geliştirdi’ diye açıklıyor süreci. ‘Bazı parçalar’ kavramının; dün sanatçıların kim bilir kaçıncı dalga operasyonla gözaltına alınmasının, gazeteci ve sendikacı tutuklamalarının, Kadıköy barlarının kapanmasının, sosyal medyada dil ve üslup avcılığı yapılmasının vb. kesintisiz pratiğinin ‘kültür ve dil’ ve ‘vesayet mecraları’ gibi muğlak tanımlara dahil olup olmadığının cevabı bile verilemez. Çünkü hamlelerin tekil ve özgün gerekçeleri bile muğlaklıktan besleniyor.
Memlekette her şeyin bu kadar muğlak olduğu, tutulduğu koşullarda önemli olan tanımlar değil pratiktir. Pratik siyasi, iktisadi, kültürel ve ‘dil ’sel topyekûn tahakkümün ‘süreç’e yüklendiği yerdir. Herkesin farklı anladığı demokrasi kavramının iktidar nezdindeki anlamının mevcut rejimi daha esnemez ve buyurgan kılmak olduğunu pratik gösterir.
Halkın büyük çoğunluğunun yoksulluk sınırı altında yaşamak zorunda bırakıldığı koşullarda yetkili ağızlardan ‘ler’, ‘lar’ diye çoğullaştırılan ‘terör vesayeti altındaki kesimler’; partilerden çevrelere, hak arayıcılarından yaşam ve geçim kaynağı savunucularına kadar genişleyerek ‘süreç ’in hedeflerine dahil edildi. Süreç o halde parlamentodan ‘tüm mecralar’a kadar vesayet ilişkisi taramanın platformu, Uçum’un deyimiyle ‘devletin topyekûn hamle yapacağı bir geçiş süreci.’
Başa dönersek terör geçmişte doğudan batıya nasıl bir toplumsal dizayn meselesi olmuşsa bugün aynı misyon ‘süreç’e yükleniyor. Toplumsal kesimlerin hiçbir ekonomik ve demokratik sorununu çözmeden hepsinin sadece iktidarın sahipliğindeki milli birlik beraberlik şemsiyesi altında hizaya sokulduğu topyekûn hamlenin kolaylaştırıcısı olarak kurgulanıyor ‘süreç.’
Süreç, öyleyse sadece bir terör çözücüsü değil, doğudan batıya halkı da çözüp yeniden hizalayan bir geçiş bölgesi. Böyle anlamak ve durumdan vazife çıkarmak gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et