Köroğlu Sovyetlerde nasıl popülerleşti?
Bolu Beyi’ne karşı verdiği mücadelesiyle hepimiz Köroğlu efsanesini gayet iyi biliyoruz. Babasının gözlerine mil çekilişi, üstün özelliklere sahip kıratı ve sarf ettiği “Tüfek çıktı mertlik bozuldu” sözleriyle Köroğlu, Anadolu’da zalimin zulmüne karşı kullanılan en meşhur başkaldırı imgelerinden.
Bugün çoğu detayına hakim olduğumuz bu efsane, aslında Türkiye’den çok önce Sovyetler Birliği’nde popülerleşir. Henüz 1930’larda Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde (ASSC) duvarlar, bir köşesinde Lenin Nişanı ödülünü taşıyan Köroğlu Operası’nın afişleriyle süslenir. Sovyet Köroğlu’nun alametifarikası efsanedeki fantastik detayların törpülenip sınıf mücadelesi unsurlarının ön plana çıkarılışıdır. Hatta ileride Türkiye’de bestelenecek Köroğlu Operası’nda yine Sovyet sanatçıların parmağı olacaktır.
Efsanesi gerçeğin önüne geçince
Sadece bu bile bize Köroğlu’nun Sovyetler yolculuğu hakkında ayrıntıları araştırmak için yeterince heyecan veriyor. Yine de kökleri Anadolu’ya uzanan Köroğlu’nun Sovyet yansımasını incelemeye başlarken önce hikayenin benzerlikleri-farklılıklarını belirlemeliyiz.
Köroğlu’nun gerçekten kim olduğu başka bir tartışma konusu. Bizi meselenin ‘efsaneye’ dönüşen kısmı ilgilendiriyor. Gerçek Köroğlu, Bolu’da, Ankara’da ya da Anadolu’nun başka bir köşesinde görünmüş, belki bir Celali olabilir. Ancak ‘efsane’ Köroğlu gerçeğin ulaştığı coğrafyaları geniş etki alanıyla hayli aşar. Anadolu, Kafkasya, İran ve Orta Asya’da tanınır; yıllar boyunca hikayesi Türkçe, Ermenice, Çerkezce, Arapça... çeşitli dillerde işitilir.
Bir açıdan Nasreddin Hoca ya da Dede Korkut gibi gittiği memlekete uyum sağlayan, karakteri birden fazla ‘hayata’ sahip bir efsanedir. Nasreddin ya da Dede Korkut, gittiği yerlerin deyişlerini ya da mizah anlayışlarını beraberinde götürerek yeni ve farklı hikayelerin yeşermesine sebep olur. Yine de Köroğlu daha net bir şablona sahiptir: Mekanlar-uyruklar değişse de hikaye aynı kalıptan çıkmadır: Muktedirlerin zorbalıklarına isyan eden bir yiğidin macerası.
Sovyetlerde işlenen Köroğlu’daki olay örgüsü ile hemen hemen bizim bildiğimiz öyküsü aynıdır. Sadece hikayenin Anadolu yerine Azerbaycan’da geçişi, zalim hükümdarın Bolu Beyi yerine Hasan Han oluşu gibi küçük ‘dekor’ farkları vardır.
Operada ezilenlerin sesi
Türkiye’de özellikle milliyetçi çevrelerin yinelediği “Türki halkların dilleri ve kültürleri yasaklanıyordu” iddiasının aksine Sovyetler Birliği’nde yaşayan halkların dili ve kültürü sadece ana dilinde eğitim gibi uygulamalarla korunmakla kalmıyor aynı zamanda bu alanlarda çalışan dev enstitüler tarafından Marksist bir tarih-antropoloji-etnoloji perspektifiyle derinlemesine incelenip yeniden üretiliyordu.
Özellikle Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ASSC)’de bilinen Köroğlu Efsanesi, taşıdığı devrimci ruhla Sovyet sanatçılarda ilham uyandırır. Ünlü Azerbaycanlı Sanatçı Üzeyir Hacıbeyov (1885-1948) en tanınan eseri Köroğlu Operası’nı da böylece ortaya çıkarır.
Moskova’da 1938 yılında sergilediği operasının ardından kendisine ülkenin en prestijli ödüllerinden Lenin Nişanı verilir. Teknik olarak Azerbaycan’ın makamlı müziği gibi geleneksel yönlerin Batılı opera anlayışıyla birleştirir. Hacıbeyov bunu “Köroğlu bir aşıktır ve bu nedenle aşıkların üslubu öne çıkar” şeklinde anlatır. Eserin senaryosu Köroğlu hikayesinin toplumsal dinamiklerine odaklanır. Orta Çağ Azerbaycan’ındaki sınıf mücadelesinin nasıl şekillendiği ezilenlerin özgürlüğü için savaşan Köroğlu üzerinden aktarılır.
Dünya’nın en prestijli operalarından Bolşoy Tiyatrosunun repertuvarına 1940’da dahil edilen Köroğlu tüm Sovyetlerde beğeni toplar. Rusça ve Azerbaycan’ın yanı sıra eser Aşkabat’ta Türkmence, Özbekistan’da Özbekçe, Ermenistan’da Ermenice... pek çok dilde sahnelenir. Hacıbeyov’un Köroğlu’su, aradan geçen yıllara rağmen bu ülkelerde hâlâ bilinen, tekrar tekrar uyarlanan bir operadır.
Yaygınlaşan Köroğlu
Türkiye’de de Ahmet Adnan Saygun, 1973’te aynı isimde bir opera hazırlar. İlk kez sahnelenen eseri ASSC’den gelen Orkestra Şefi Niyazi Tağızade yönetir. Yaklaşık 5 yıl öncesinde -1968’de- başrolünde Cüneyt Arkın’ın oynadığı Köroğlu’yu anlatan bir de film yayımlanır. Fakat Sovyetler Birliği, Köroğlu’yu teknik ve içerik açıdan çok daha ileri bir şekilde 1960 yılında sahneye taşır. Yönetmenliğini Hüseyin Seyidzade’nin yaptığı film, Azerbaycanfilm tarafından yayımlanır ve özellikle müzikleriyle dikkat çeker. Köroğlu’nun sahneye taşınmasında daha önceki opera eserinin yarattığı yankının payı büyüktür.
Bunun haricinde de Köroğlu’nun izi çeşitli şekillerde takip edilebilir. Örneğin Sovyetler Birliği’nin posta teşkilatı farklı dönemlerde Köroğlu Efsanesi’ni konu alan bir dizi pul basar. Farklı dillere çevrilen Köroğlu kitapları da Pasifik Okyanusu’ndan Baltık Denizi’ne; Hazar’dan Kuzey Buz Denizi’ne tüm Sovyet kütüphanelerinde yerini alır.
Efsaneden gerçeğe
Sovyetlerde Köroğlu efsanesinin yaygınlaşması çeşitli açılardan dikkate değer. Her şeyden önce Sovyetlere dair Türkiye’deki milliyetçilerin dezenformasyonunu ifşa ediyor. Köroğlu gibi bir değer, Sovyet kültür-sanat hayatında Türkiye’den çok daha önce parlatılarak gün yüzüne çıkartılıyor.
İkinci ve daha önemlisiyse bize bu efsaneyi ‘gerçekçi’ bir üslupla gökten yere indiriyor. Meselenin ‘fantastik’ olmadığı, toplumsal mücadeleler tarihinden bir hikaye olduğunu anlatma gayesi güdüyor. Bu da zaten bizim bildiğimiz, Köroğlu’yu ‘Köroğlu’ yapan ismi ortaya çıkartıyor. Ne de olsa bugün Köroğlu, Yaşar Kemal gibi isimlerin aktarımlarından akıllarımıza kazılıyor.
Yaşar Kemal ya da Hacıbeyov gibi sanatçıların usta sanatsal dokunuşlarıyla bir efsane gündeliğe dönüşerek ayrı bir estetik güzellik kazanıyor. Bu sayede Köroğlu’nun kişisel bir husumetle Bolu Beyi’ne ya da Hasan Han’a başkaldırmadığını, perde arkasında çok daha derin bir adaletsizlik olduğunu görüyoruz.
Ezilenlerin ‘hikayesi’ o kadar evrensel ki, egemenlerin siparişiyle yazılan methiyelerin aksine sınırları kolayca aşıp evrenselleşebiliyor. Aksi takdirde Köroğlu, benzerleri gibi tarihin tozlu sayfalarına karışır, olsa olsa sıkıcı bir hayat bilgisi kitabında, “Türk büyüklerini tanıyalım” köşesine sıkıştırılmış bir iki paragraftan dışarı çıkmazdı. Ne var ki, sınıf mücadelelerinin engin tarihini gündelik hayatta ve halk sanatında izleyebileceğimiz sayısız örnek varken, milliyetçi söylem bu kaba araştırmalarla bile gülünçleşiyor.
Nasreddin Hoca’nın ‘sınıfsal’ bir perspektifle işlendiği Sovyet versiyonu için: Huzur Bozan Nasreddin, Leonid Solovyov (Kor Kitap)
Evrensel'i Takip Et