21 Mayıs 2026 00:09

Suriye Kürtlerine ne oldu?

Suriye bir süredir İran savaşının gölgesinde kaldı ancak aynı zamanda Suriye içindeki gelişmeler İran savaşına bağlı olarak hızlandı. 

Elbette Suriye’deki bütün gelişmeler Türkiye tarafından yakından izleniyor. Hatta Suriye sahasındaki Türkiye-İsrail geriliminin bir süredir önceki döneme göre yatıştığını ancak bunun da Suriye’nin güneyinin İsrail’in, kuzeyinin Türkiye’nin hareket alanı olarak belirlendiği görünmez bir hat ile mümkün olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Suriye sahasındaki son gelişmelere bakalım! Son olarak Gazeteci Amberin Zaman’ın, dağılan SDG’nin Komutanı Mazlum Abdi ile yaptığı röportaj, Suriye sahasındaki gelişmelerin bölgesel gelişmelerle ne kadar iç içe geçtiğini bir kez daha ortaya koydu. Röportajda da ifade edildiği gibi Ankara ile Kamışlı hattında yeni bir dinamiğin devreye girdiği, Türkiye’nin Suriye Kürtlerini tehdit olarak görmekten vazgeçtiği ancak bu kesimi de Türkiye’deki açılım süreci içinde tutmak istediği anlaşılıyor. Haliyle, Şam ile Suriye Kürtleri arasındaki ilişkiler de, Ankara’nın güncellenmiş Suriye politikası açısından oldukça önemli.

Peki Ankara yıllardır istihbarat kanalları dışında ilişki kurmayı reddettiği Suriye Kürtleri ile ılımlı rüzgarlar esmesini sağlayan bu politika güncellemesini neden yaptı?

Savaşçılarının yüzde 60’ından fazlası Arap aşiretlerinden olsa da Amerika ve Suudi Arabistan gibi ülkeler tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Ankara’nın tam olarak kontrol edemediği süreçlerin ana aktörlerinden biri haline gelmişti. Elbette Ankara da, SDG’nin, ‘PKK’nın Suriye kolu’ olarak nitelendirilemeyecek kadar yerel şartlarla şekillenen bir yapı olduğunu biliyordu, ancak yıllarca SDG’yi hedef aldı ve SDG içindeki Kürtlerle Arapların ayrışması için birçok girişimde bulundu. Özellikle İran’a yönelik hamlelerin iyice artması ile birlikte ise, Türkiye açısından bölgede fırsat olarak değerlendirilen ihtimaller belirginleşmeye başladı. Ankara açısından Irak ve Suriye sahalarının dizaynının kolaylaşması ve enerji ve ticaret hatlarına dair projelerin önlerinin açılması için, çözülmesi gereken en önemli sorun ‘PKK’nın varlığı’ olarak görüldü. Mesela Irak’ta Basra’dan başlayıp Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması öngörülen Kalkınma Yolu Projesi’nin güzergahında bir PKK varlığının devam etmesi istenmedi. Keza Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanacak hatların ya da Türkiye’nin Suriye ve Irak sahasındaki nüfuz alanlarının da bütün olması, PKK tarafından kesintiye uğratılmaması hedeflendi. Böylece Türkiye’de açılım süreci başlamış oldu. Öcalan öne çıkarıldı, ancak bölgedeki bütün Kürt oluşumların da Öcalan’ın direktifleri ile hareket ettiği şartların oluşturulması gerekiyordu.

Suriye’deki rejim değişikliği, Amerika’nın bölgesel enerji ve ticaret hatları gibi konuları öncelikli olarak değerlendirmesi ve böylece oluşan yeni şartlarla birlikte SDG içindeki Araplar çekildi ve SDG’nin dağılmasının ardından Suriye’deki Kürtler Kamışlı’nın birkaç ilçesine kadar çekildi.

Şam ile Suriye Kürtleri arasındaki anlaşmalar, müzakereler aylardır devam ediyor. Birçok önemli sorun hâlâ çözülememiş durumda, ancak iki taraf da tam entegrasyon hedefiyle hareket ediyor gibi görünüyor. Elbette Ankara bundan memnun çünkü böylece Türkiye-Irak-Suriye arasındaki oldukça geniş bir bölge Türkiye açısından ‘Kontrol edilemeyen bölge’ olmaktan çıkmış oldu. Son olarak Suriye Kürtleri açısından sembolik önem atfedilen Kobani/Ayn El Arap da önceki gün Şam’ın kontrolüne geçti. Buna paralel olarak dağılan SDG’nin yeni Suriye ordusuna entegrasyonu da sürüyor.

İç savaş döneminin Kürt komutanlarından Sipan Hemo’nun (Semir Aso) savunma bakan yardımcısı olması; hizmet bakanlıklarını kapsayan bir kabine değişikliği ile Kürtlerin de yeni sisteme dahil edilmesi gibi süreçler de mevcut. Ancak her şeyin sütliman olmadığı da aşikar. Sadece Kürtlerin değil Suriye sahasındaki birçok kesimin Eş Şara yönetimine karşı güven sorunu oldukça derin. Bu nedenle bu değişim ve uyum/entegrasyon süreçlerinin tabanda, halk bazında kabul görmesi hem zaman alacak hem de insanlar somut uygulamalar bekliyor.

Haseke’de Kürtçe tabelaların kaldırılması “Suriye’nin resmi dili Arapça” açıklamaları ile yatıştırılmaya çalışılıyor. Neredeyse 14 yıldır devam eden Kürtçe eğitimin sona erdirilmesine dair de itirazlar sürüyor. Keza Eş Şara yönetimi Suriye Kürtlerine parlamentoda 4 sandalye ayrılacağını söylüyor ancak Kürtler arasında 210 sandalyeli parlamentoda en az 40 sandalye verilmesi gerektiğini savunanlar var.

En önemli sorunlardan biri de kadınlardan oluşan YPJ’nin durumu. Sipan Hema da şimdilik YPJ’nin Suriye ordusuna entegrasyonunun mümkün olmadığını söylüyor. Genel olarak Eş Şara yönetiminin orduda kadın istemediği şeklinde eleştiriler öne çıksa da Şam’da kadın polis akademisi kurulması gibi adımlar da atıldı. Öte yandan YPJ’nin entegrasyonuna dair sorunların bir kısmı Ankara’nın vetosundan da kaynaklanıyor olabilir. YPJ, SDG’den farklı olarak PKK’ya daha yakın, ideolojik olarak daha konsantre ve Kürt kadınlardan oluşan bir örgüt. Bu da Ankara’nın YPJ’nin varlığını sürdürmesini PKK’nın silah bırakmasını da kapsayan sürecin dışında bir yapı olarak nitelendirmesine yol açmış gibi görünüyor.

Suriye sahasında gücün toplandığı bir merkezi yönetim yaratmak ve buna tehdit olabilecek bütün yerel unsurların bir şekilde dağıtılması, Şam’a bağlı olarak hareket etmelerinin sağlanması sadece Türkiye için değil, Hürmüz krizinden sonra alternatif güzergah arayışındaki bütün ülkeler için önemli hale geldi. Mesela Kerkük-Banyas petrol hattının hemen devreye sokulması, önümüzdeki aylarda da Suriye’nin petrol ve doğal gazın doğrudan Akdeniz’e ulaştırıldığı bir güzergah olarak daha fazla öne çıkması oldukça önemli bu ülkeler açısından.

Diğer taraftan Türkiye’nin Şam’da güçlü bir yönetim isterken Suriye Kürtleri ile iyi ilişkiler kurmak istemesi, hatta Mazlum Abdi gibi bir isim ile temas kurmayı değerlendirmesi çelişki gibi gelebilir, ancak Türkiye açısından Irak’taki, Suriye’deki ve İran’daki Kürtlerin de birkaç Kürt liderin/komutanın sözünü dinlemesi ve bu isimlerle Ankara’nın iyi ilişkiler kurması yeni yaklaşım olacak gibi görünüyor.

Diğer taraftan hem Irak’ın hem de Şam’ın enerji-ticaret hatlarına çok ihtiyacı var. Zaten Suriye’de ekonominin korkunç durumda olduğunu, insanların beslenmek bir tarafa sadece karın doyurmak için bulgur veya makarna gibi ihtiyaçları bile teminde zorlandığı, öğün atladığı şartlar hakim. Bu durumun farkında olan bölge ülkeleri de Suriye’nin bir kez daha patlamaması ve kontrol edilemez krizlerin merkezi olmaması adına, yerel ‘pürüzlerin’ ortadan kaldırılması için asgari düzeyde de olsa iş birliği yapıyor. Haliyle bazı çevrelerin öne sürdüğü gibi Suriye sahasında İsrail’in Kürtleri el altından desteklemesi, silahlandırması en azından mevcut şartlara göre pek olası görünmüyor.

Hediye Levent

Suriye Kürtlerine ne oldu?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et