19 Mayıs 2026 09:50

Soma’nın yıl dönümünde ÇSGB’den “cinayet mahallini nasıl temizleriz?” eğitimi

13 Mayıs… Bu ülkede 301 madencinin karanlığın içinde can verdiği, çocukların babasız, kadınların eşsiz kaldığı, “fıtrat” denilerek üzeri örtülmeye çalışılan büyük bir işçi katliamının adı. Tam da böyle bir günde, sözde görevi iş cinayetlerini önlemek, iş sağlığı ve güvenliği kültürünü geliştirmek ve çalışma yaşamını daha güvenli hale getirmek olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezinin (ÇASGEM) düzenlediği webinarın başlığına bakıyoruz:

“İş Kazası Sonrası İlk 24 Saat: Yönetici Nasıl Davranmalı? Psikolojik İlk Yardım ve Kriz Yönetimi Rehberi”

İnsan ister istemez soruyor:

Gerçekten bu yaptıkları işe bak demek, öfkelenmemek elde değil.Çünkü metinlere, sunum diline ve vurgulara bakıldığında ortada işçi sağlığı ve güvenliği değil, adeta “kurumsal hasar kontrolü”, “fayda maliyet analizi” var. İşçinin sağlığının nasıl korunacağı konuşulmuyor; yönetici nasıl görünmeli, nasıl konuşmalı, nasıl “empatik” görünmeli, bunlar anlatılıyor.

Ölümün sebebi değil, görüntü yönetimi

Bir işçi öldüğünde önce neden öldüğü konuşulur.

Neden önlem alınmadığı.

Neden üretim baskısının güvenliğin önüne geçtiği.

Neden sensörlerin susturulduğu.

Neden denetimlerin göstermelik olduğu.

Neden işçinin “burada bir şey olacak” diye yaptığı uyarıların dikkate alınmadığı konuşulur. Ama burada ne konuşuluyor?

Fidan dikmek.

Sosyal medya paylaşımı yapmak.

Basına “soruşturmanın takipçisiyiz” demek.

Gerekirse ağlamak.

Türkiye’de işçi ölümlerinin ardından eksik olan şey gözyaşı değil zaten. Bu ülkede kameralar karşısında timsah gözyaşlarıyla ağlayan yönetici çok gördük. Eksik olan şey hesap vermekti.

Soma’da da ağladılar.

Amasra’da da ağladılar.

İliç’te de ağladılar.

Hendek’te de ağladılar.

Sonra ne oldu?

Patronlar hiçbir şey olmamış gibi ticaretlerine devam etti. Gerçek sorumlular korunmaya devam etti.

Ölen işçinin adı ise birkaç gün sonra gündemden düştü. İşte tam bu yüzden bu webinarın dili rahatsız edici. Çünkü meseleye “işçi nasıl ölmez” noktasından değil, “ölüm sonrası kriz iletişimi nasıl yönetilir” açısından bakıyor.

Cinayet mahallini temizleme kılavuzu

Bir işçi öldükten sonra “doğru iletişim dili” kurmanın hiçbir ahlaki değeri yoktur.

Bu ülkede yüksekten düşen işçinin yanına hiç kullanılmamış tam vücut emniyet kemerleri kondu.

“İşçinin ne işi vardı da bilmediği işi yapıyordu” dendi.

Direkte ölen işçi için “kendi sağlığını özensizce bilerek tehlikeye attı” dendi.

Ölen işçinin imzaları taklit edildi.

WhatsApp grupları delil diye dosyalara kondu.

Makine işçiye değil, işçi makineye zarar verdi denildi.

Cinayet mahallini temizlemekte işin erbabıdır sermaye.

Bu ülkede intihar eden işçinin daha cenazesi kaldırılmadan, kanı yerdeyken üretim devam etti.

Bize yönetici psikolojisi anlatmayın.

Asıl sorular

Asıl mesele şudur:

  • O işçi neden ölmeden önce korunmadı?
  • Neden gerekli tedbirler alınmadı?
  • Neden daha hızlı üretim uğruna riskler görmezden gelindi?
  • Neden sendikasızlaştırıldı?
  • Neden itiraz edemedi?
  • Neden eve dönemedi?

Bir iş yerinde ölüm olmuşsa orada önce psikolojik ilk yardım değil, teknik, yönetsel ve hukuki sorumluluk sorgulanmalıdır.

Çünkü önlenebilir bir ölüm varsa, orada “kaza” değil ihmal vardır. İhmal sistematik hale geldiyse bunun adı artık organize bir suçtur.

Soma’nın öğrettiği gerçek

Üstelik bu webinar Soma’nın yıl dönümünde yapılıyor.Bu başlı başına politik bir tercihtir. Soma’da toplu katliama “fıtrat” diyebilmek için nasıl imam orduları gönderildiyse, bugün de ölüm sonrası öfkeyi ve tepkiyi yönetmenin dili üretiliyor.

Soma’nın bıraktığı en büyük ders şuydu: İşçi ölümleri kader değildir.

Maliyet hesabının sonucudur.

Bugünün çalışma rejimi

Ve bugün hâlâ binlerce işçi; sendikasız, güvencesiz, taşeron sisteminin içinde, uzun saatler çalıştırılarak, “üretim durmasın” baskısıyla ölüme sürükleniyor.

Çocuklar MESEM adı altında sanayiye dağıtılıyor. Göçmen işçiler kayıt dışı çalıştırılıyor. Meslek hastalıkları gizleniyor. İş güvenliği uzmanları günah keçisi ilan edilirken patronlar korunuyor. Sonra da bize “iyi yönetici davranışı” anlatılıyor.

Sustukları şey

İşçi öldükten sonra nasıl konuşulacağını anlatanlar, işçi ölmeden önce neden sustuklarını açıklamıyor.

Neden önlem alınmadığını, neden denetim yapılmadığını, neden sendikanın engellendiğini, neden işçinin “burada öleceğiz” çığlığının duyulmadığını konuşmuyorlar.

Bir ülkede iş güvenliği kültürü; kriz anında nasıl konuşulduğuyla değil, mezarlıkların ne kadar büyüdüğüyle ölçülür.

Ve bu ülkede mezarlıklar büyüyor.

İş cinayetinden önceki 24 saat bakma vakti

Belki de artık “iş kazası sonrası ilk 24 saat”i değil, işçinin ölmeden önceki son 24 saatini konuşmanın zamanı gelmiştir.

Neden uyardığını, neden duyulmadığını, neden korunmadığını, neden yalnız bırakıldığını.

Çünkü mesele iletişim değil.

Mesele sınıfsal bir yaşam hakkı meselesi. İşçinin öldüğü yerde önce devleti, kamuyu ve Çalışma Bakanlığı’nın sorumluluğunu sorgulamaya başlamak gerekir.

Deniz İpek

Soma’nın yıl dönümünde ÇSGB’den “cinayet mahallini nasıl temizleriz?” eğitimi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et