Ambarın anahtarı sende, ama ürün senin değil
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, Dünya Bankasından sağlanacak kaynakla tarım ve gıda sektörüne yatırım yapacak kişilere 24 ay geri ödemesiz 7 yıl vadeli 10 milyon dolara kadar kredi finansman imkanı sağlayacaklarını söyledi. Dünya Çiftçiler Günü’nde ABD ve İsrail’in, İran’a açtıkları savaş nedeniyle mazotun, petrokimya ürünü olan sera ve sulama ekipmanlarının, gübrenin hatta tarım ilacının artan fiyatları karşısında, maliyeti artan köylüye yeni destek paketleri yerine şirketlere verecekleri kredileri açıkladı.
Çiftçiler Günü’nde yüzlerce çiftçi salonda, yüz binlerce çiftçi televizyonlardan Cumhurbaşkanından kendilerine ilişkin bir söz, bir destek açıklaması bekliyor. Girdi maliyetleri artıyor, destekler bu artışı ve üretimi devam ettirmekten uzak. Köylü sulama suyu ve sulamada kullanılan elektrik fiyatlarının artışına baş gelemiyor. Fakat AKP iktidarı yeni su kanun tasarısıyla suyu tamamen ticarileştirmeyi planlıyor.
Çiftçi borçları artmış, 1.3 trilyon lirayı geçerek ödenemez hale gelmiş. Küçük üretici köylülerin üretimde kalarak devam edebilmesi için tek önlem, tarım kredi ve bankalara olan borçlarının silinmesi önemli bir taleptir. Fakat iktidar duymazdan geliyor.
Herkes tarımda yaş ortalamasının yükseldiğini ve genç nüfusun tarımdan koparak, büyükşehirlere göç ettiğini vurguluyor. Saray iktidarı yaz yağmuru gibi gelip geçen, genç çiftçi desteği dağıtıyor. Fakat tarımın desteklenerek üretimin artırılması, köylünün emeğinin karşılığını aldığı ürün fiyatı belirlenmesi, tarım üretiminde kalmada ısrar eden genç çiftçilere köyde ve tarımda kalmaya değecek bir politika uygulamıyor.
Köylerde okul yok, sağlık ocağı yok, sosyal donatı alaları yok. Çocuklar eğitim için köyden çıkmak zorunda. Bir gencin, bir kadının köyde kalmasını sağlayacak bir olanak yok. Dert çok, borç çok, gelecek kaygısı çok. 24 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarının başındaki Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm bu sorunların üzerinden atlayarak tarım ve gıda sektörüne yatırım yapacak kişilere kredi vereceklerini açıklıyor.
Çiftçilerin gününü kutlayıp, şirketlere verilecek teşvikleri açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Göreve geldiğimiz 2002 yılından buyana çiftçimizin üzerine titredik” diye de ekledi. 2006 yılında çıkardıkları Tarım Kanunu’nda “tarım desteklerine ayrılan pay GSYH’nin (milli gelirin) yüzde 1’inden aşağı olamaz denmesine rağmen tarım desteklerine ayrılan pay hiçbir zaman yüzde 1’i bulmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan her yıl, tarım desteklerinin ne kadar attığını söyleyerek önceki yıllara göre rakamın büyüdüğünü anlatıyor. Rakam büyüyor ama GSYH’deki oran büyümüyor hatta küçülüyor. Çıktığı yıldan bu yana yüzde 1’i bulmayan tarım desteklemeleri, binde altı ile başladı, birkaç yıldır binde iki seviyesinde kaldı. Tarım Kanunu’na göre tarım desteklemeleri kapsamında 777 milyar TL destek verilmesi gerekirken 168 milyar TL destek verildiği düşünüldüğünde, “Üzerine titredikleri buysa, titremeseler ne olurdu” sorusunu siz düşünün.
Çiftçiler Günü’nde Beştepe’de topladıkları köylülere “Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır” dedi ama ülkede, ambarlar üretimle değil ithalatla doluyor. Buğday, arpa, mısır, ayçiçeği, soya fasulyesi, kuru fasulye, nohut, mercimek, et ve canlı hayvan, pamuk hatta çayı bile ithal ediyoruz. Temel gıda maddelerinde ithalatçı olduğumuzu anlamak için market raflarına bakmak yeterli. Hem AVM’lerde hem de cadde üzeri ve köşe başlarında konumlanan büyük zincir marketlerden birinin bakliyat reyonuna baktığımızda bunu çok rahatlıkla görebiliyoruz. Yeşil ve kırmızı mercimeğin Kanada’dan, Nohudun Meksika’dan alındığı paketin üzerinde yazar. Başka büyük zincir marketin rafında ise limonun Brezilya, sarımsağın Çin, pirincin Hindistan, fasulyenin Arjantin-Polonya, barbunyanın Arjantin’den alındığını yine paketlerin üzerinden okumak mümkün.
TÜİK verilerine göre, yıllık ortalama 20 milyon ton buğday üretiyoruz. Geçen yıl 3.4 milyon ton, bir önceki yıl ise 9.4 milyon ton buğday ithal edildi. 8 milyon tonun üzerinde arpa üretilirken, 300 bin tonun üzerinde ithalat yapıldı. Geçen yıl 8.1 milyon ton mısır üretimine karşılık 5.7 milyon ton ithalat yapıldı. Her yıl ortalama 350 bin ton pirinç ithal ediyoruz. Geçen yıl 116 bin ton kuru fasulye, 595 bin ton kırmızı mercimek, 300 bin ton nohut, 91 bin ton yeşil mercimek ithal edildi. Ayçiçeğinde 4.5 milyon ton. Soyada ise geçen yıl 4.1 milyon ton ithalat yapıldı.
Beştepe’de sığır etinde dünyada ve Avrupa’da ilk sıralardayız dense de kırmızı et ve hayvan ithalatı 16 yıldır kesintisiz devam ediyor. 2025 yılında 580 bin baş hayvan ithalatı yapılması planlanırken 739 bin baş hayvan ithal edildi. 2026 yılında 500 bin baş hayvan ithalat planı yapılırken ilk iki ayda 150 bin başın üzerinde sığır, 3 bin 154 ton kırmızı et ithalatı yapıldı.
Velhasıl evde akşam yemeğine etli nohut ve pilav yapmaya kalksanız; soğan Hindistan’dan ithal, kırmızı et (Polonya, Macaristan, Romanya, Brezilya, Uruguay’dan) ithal, ayçiçeği yağı Ukrayna’dan ithal, nohut Meksika’dan ithal, pirinç (ABD, Yunanistan, Bulgaristan, Arjantin ve Hindistan’dan) ithal. Peki bu yemekte ne yerli derseniz, tek yerli olan tuz oluyor, yerseniz!
Ürünün mamule dönüşmesi, istihdamın artması önemli de mamule dönüşecek ürünü üretecek köylünün yüzünün gülmesi daha da önemli. O üretmezse elinizde tuttuğunuz anahtarla ambara ithal ettiğiniz ürünü doldurursunuz. Tarım ürününü ithalatla karşıladıktan sonra ambarın anahtarı elinizde olsa ne yazar. Ancak depoculuk yaparsınız.
Evrensel'i Takip Et