18 Mayıs 2026 00:11

Hakkâri-Silivri hattı

Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı, ‘hendekler dönemi’ diye de ifade edilen, eylül 2014’te Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının hazırlayıp Genelkurmaya sunulan ve MGK tarafından karar altını alınan ‘çöktürme planı’nın yürürlükte olduğu dönemin uygulamalarına sahada tanıklık eden gazetecilerden DİHA Muhabiri Nedim Türfent, 12 Mayıs 2016’da, bulunduğu aracın Van girişinde durdurulması sonrası gözaltına alındı. Türfent, 13 Mayıs’ta Yüksekova Savcılığındaki ifade işlemlerinin ardından, “Örgüte üye olmak” iddiasıyla tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkemece tutuklandı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı Muhabiri Nedim Türfent’in “örgüt üyeliği” (TCK 314/2), ve “örgüt propagandası” (TMK 7/2) suçlamalarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması, 13 aylık tutukluluğunun ardından Hakkâri 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 14 Haziran 2017 günü görüldü. Duruşmayı, Ben Gazeteciyim İnisiyatifinden meslektaşlarım ve dostlarım Sevgili Nevin Sungur, Mehveş Evin ile İstanbul’dan giderek izlemiştik. Türkiye Gazeteciler Sendikası Yöneticileri Mustafa Kuleli ile TGS Diyarbakır Temsilcisi Mahmut Oral, Özgür Gazeteciler İnisiyatifi Sözcüsü Hakkı Boltan da duruşmayı izleyenler arasındaydı.

Duruşmada savunmasını ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) ile katılarak yapan Türfent, gözaltına alınmasına giden süreci anlatırken, “JİTEM isimli Twitter hesabından fotoğrafım yayımlanarak ölümle tehdit edildim.” dedi. Suçlamaları kabul etmedi ve “Dayak yedim, hakarete uğradım” ifadelerini kullandı.

Duruşmada ifade veren 13 tanıktan 12’si soruşturma aşamasında verilen ifadeleri reddetti. Çoğu tehdit ve işkence detaylarını anlattı. Duruşma anında sosyal medya hesaplarımızdan paylaştığımız gibi bir tanık, “İfadelerimi işkence altında verdim” derken, bir diğeri, “Ben Nedim Türfent’in sadece gazetede ismini gördüm. Dosyada yer alan ifadem işkence ile imzalatıldı” dedi. Kafasına silah dayandığı halde ifade verdiğini söyleyen oldu. Gizli tanıklardan biri “Nedim Bey’den özür diyorum” dediğinde, yargıç, “Samimiyet gösterilerine gerek yok” gibi bir ifadeyle araya girdi. 

Adeta bir korku filmine dönüşen duruşma sırasında, gizli tanıkların ifadelerini geri çekmelerine rağmen Nedim’in tutukluluğunun devamına karar verildi. İşkenceyle ifade alma ve yalancı gizli tanıklık inşa etme uygulamalarına dair mahkeme heyetinin suç duyurusunda bulunmadığı, hiçbir işlem yapmadığı duruşmada biz ‘düşman ceza hukukunun’ bir pratiğine tanıklık etmiş olduk. Ama bu pratik aslında sadece AKP dönemi uygulamalarıyla da açıklanamayacak, güncel dayanakları MGK’nin ‘çöktürme planı’na, tarihsel dayanakları ise Osmanlı Dönemi’ne uzanan derin köklere sahipti. Bugünlerde okumakta olduğum Ali Kemal Şahin’in, Belge Yayınları’ndan 2025’in aralık ayında, 567 sayfalık ilk cildinin ilk baskısı yapılan, sekiz ciltlik belgesel nehir roman ‘Kudüs’te Hayal’de, Osman devletinin, hakimiyeti altındaki coğrafyadaki Kürt mirlikleri (beylikleri) ile kontrol ederek içerme ve bunda zorlandığı oranda birbirine kırdırma ve tasfiye etme üzerine kurulu ilişki biçimi, romanın kahramanlarının dilinden detaylı biçimde anlatılıyor.

Nedim Türfent, gizli tanıkların, kendisi aleyhine yalan ifadeye zorlandıklarını duruşmada ifade etmelerine rağmen, 12 Mayıs 2016-29 Kasım 2022 tarihleri arasında, 6 yıl 7 ay tutuklu kaldı.

Silivri’de görülen İBB davasında da 14 Mayıs (2026) günü savunma yapan Murat Kapki, etkin pişmanlık kapsamında konuşturulmak için eşinin gözaltına alındığını ve bunu kendisine tutuklu bulunduğu Tekirdağ Cezaevinde bildirdiklerini, oradan alınıp Çağlayan’a getirildiğini ve ifade vermeyi kabul etmesi üzerine eşinin bırakıldığını anlatırken, dinleyen pek çoğumuz için bu çok sarsıcı bir sahne olmuştu. ‘Dinlerken nefes almakta zorlandım’ diyerek hava almaya çıkanlar oldu. Ama duruşma savcısı Kapki’nin bu anlatımlarının araştırılması için suç duyurusunda bulunmadığı gibi, mahkeme başkanı da bu anlatımlara odaklanmak yerine, bu anlatımlara dair soru sormak isteyen tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na “Burası miting alanı değil” diyerek çıkışmayı tercih etti.

Hakkâri’den Silivri’ye uzanan bu duruşma hattı, bir yanı AKP iktidarının faşizmi inşa pratiklerine bağlanan, ama bir yanı çok daha derin tarihsel köklere sahip bir yönetme pratiğine işaret ediyor. Güvenlik bürokrasisi ile yargı bürokrasisinin hegemonya inşa teknikleri açısından birbirini destekler biçimde çalıştığı bu örnekler, demokratik bir devlet inşası başarılmadan bu uygulamalardan köklü kopuşun mümkün olamayacağını da hatırlatıyor.

Fatih Polat

Hakkâri-Silivri hattı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et