18 Mayıs 2026 00:05

Bazı yanlışlıklar yanlış olmaktan önce bir alışkanlıktır; dilin, kokunun ve hafızanın birbirine karıştığı eski bir uzlaşma.

Karanfil dediğimizde ‘Syzygium aromaticum’ adlı tropikal bir ağacın tomurcuğu mu gelir akla, yoksa ‘Dianthus caryophyllus’ çiçeği mi? Aynı isim, iki ayrı varlığa açılır. Melisa da öyledir; çayın dinginliği ile geceye yayılan kokunun aynı ad altında toplanması, dilin doğayı değil, doğayla kurduğumuz hatırayı taşıdığını gösterir.

İnsan çoğu zaman gördüğünü değil, gördüğüne verdiği adı yaşar. Ve ad, sandığımızdan daha ağırdır; bir şeyi çağırır, diğerini sessizce dışarıda bırakır. Böylece gerçeklik, var olanın değil, adlandırılanın çevresinde şekillenir.

Bazen bu yalnızca bir dil meselesi değildir; bir bilgi biçimidir. Aktar raflarının hafızası ile laboratuvarların Latincesi arasında sessiz bir gerilim akar. Biri yaşantının içinden konuşur, diğeri sınıflandırmanın. Yine de ikisi de aynı dünyayı anlatmaya çalışır.

Karanfil bu yüzden hem baharattır hem çiçek; hem yasın kokusu hem bir yakaya iliştirilmiş kırmızı bir işaret. Aynı madde, zamanın içinde farklı anlamlara bürünür.

Karanfil hem baharat hem çiçekse, kelimeler de tek bir hakikate sığmaz; aynı adın içinde çoğalan anlamlar bazen aynı dünyayı paylaşanları birbirine yabancılaştırır.

İşte bu yüzden, gündelik hayatın içindeki o masum adlandırma savaşı, kurumlara ve yapılara taşındığında büyük çatışmaların zeminini hazırlar.

Kurumlarda çatışma çoğu kez bilgi eksikliğinden değil, anlamların başka başka örgütlenmesinden doğar. Aynı gerçeklik, farklı dillerde uzaklaşır.

İnsan gerçeği değil, adını savunur çoğu zaman; tartışma “Ne doğrudur?”dan “Hangi ad doğrudur?”a kayar. Böylece isim, aidiyete dönüşür. Dil ortaklığını yitirince bölünme hızlanır.

Kutuplaşma, bazen fikirlerin değil adların çatışmasıdır; aynı kelimeler farklı yaralara açılır. Misal bir meslek örgütünde en derin kırılma, hakikatin değil kelimelerin birbirine değememesidir. Dil bıçakla köprü arasında asılı kalır.

Ve yine de, aynı kelimeleri farklı anlamlarla da olsa birlikte taşımaya devam etmek… belki de tek umuttur.

Karanfil gibi: Hem çiçek, hem baharat.

Tam da Edip Cansever’in o güzel dizesindeki gibi; o karanfili elden ele devretmek, anlamların uzağında yeni bir köprü kurmaktır belki de:

“Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte / Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel / O başkası yok mu bir yanındakine veriyor / Derken karanfil elden ele...”

Sağlıcakla kalın.

Zeki Gül

Karanfil ve hakikat
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et