Kamu düzeni değil, sermaye düzeni
Geçtiğimiz hafta, artık çok nadir görebildiğimiz olumlu bir yargı kararına tanıklık ettik. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, ilk duruşmada hem tahliye oldu hem de beraat etti. Tahliye kararı, mevcut koşulları dikkate aldığımızda dahi beklenen bir karardı. Dosya avukatları için sürpriz olan hukuken değil, “mevcut ülke koşulları” gereği beraat kararı verilmesi oldu.
Türkmen’in davası, bir sendika genel başkanı, iş cinayetlerine dikkat çektiği bir konuşması nedeniyle dezenformasyon yasası uyarınca tutuklandığı için oldukça önemliydi. Mehmet Türkmen’in tutuklanmasıyla sendika hakkı, örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü aynı anda ihlal edilmişti.
Bu itibarla duruşmaya ilgi de büyük oldu. İşçi ve kamu emekçileri sendikalarının, siyasi partilerin, Avrupa’dan sendikaların temsilcileri yüzlerce, binlerce kilometre uzaktan duruşma için Gaziantep’e gelmişti. Desteğe gelenlerin açıklamaları gazetemizde ve birçok mecrada yer aldı.
Duruşmaya ilgi avukatlar ve barolar bakımından dikkate değerdi. Gaziantep Barosu Başkanı bizzat Türkmen’in müdafiliğini üstlendi. Ülkemizin en önemli iki barosu, hukuk ve hak savunuculuğunu tavizsiz bir şekilde yerine getirmeye çalışan İstanbul Barosu ve İzmir Barosunu temsilen gelen yöneticiler de sadece gözlemci olarak değil, doğrudan savunman olarak duruşmada yerini aldı. Birçok sendika avukatı Gaziantep’e gelerek mücadelenin adliye kısmına destek verdi. Birçok ilden ve Antep’ten duruşma için gelen avukatlar, diğer destekçiler gibi duruşma salonuna sığmadı.
Duruşma salonunda yaşananları, atmosferi gazete haberleri veya köşe yazılarıyla anlatmak, yaşatmak oldukça zordur. Türkmen’in yargılandığı duruşmanın atmosferini tanımlamak için, “Mahkeme salonuna işçi sınıfının yaşadıkları, hakları ve haklılığı” damgasını vurdu dersek durumu özetlemiş oluruz.
Salonda işçi sınıfının hakları ve haklılığı o denli baskındı ki görevi gereği kendisini karşıt olarak konumlandırmak zorunda hisseden savcı, esas hakkında mütalaasında sadece rutin bir cezalandırma talebiyle yetinmedi. Mevcut sömürü sistemini; her yıl 2 binden fazla işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği, on binlercesinin yaralandığı, sendikal haklardan yoksun, açlık sınırındaki ücretlerle çalışmadan ibaret sistemi “kamu düzeni” diye tanımladı. Mehmet Türkmen’in “Bu memlekette patronsanız, zenginseniz işçinin hakkına çökebilirsiniz, güvenlik önlemi almayıp işçinin ölümüne sebep olabilirsiniz…” demek suretiyle “işçi-işveren-devlet arasındaki kamu düzenini bozduğunu” belirtti. Elbette kamunun bir avuç sermayedardan ibaret olamayacağına ilişkin cevabını hem yargılanmaya çalışılan Türkmen’den hem de avukatlarından aldı.
Yoğun destek ve haklılık beraatle sonuçlandı, dayanışma kazandı. Kamu düzeni cilalı mevcut sefalet ve cinayet düzenini, sermaye egemenliğini sürdürmek isteyenlerle; bu düzeni yıkmak ve kamunun, toplumun yararına yeni bir düzen inşa etmek isteyenler arasındaki mücadele ise devam ediyor.
Bu mücadele asıl olarak üretim birimlerinde, iş yerlerinde yaşanıyor ve yaşanacak. Zaman zaman ise “Kolu kopan işçinin hesabı sorulmuyor” diyen Türkmen’in tutuklanmasıyla mahkeme salonlarına taştığı gibi adliyelere taşacak.
Bu vesileyle hemen not düşelim. Önümüzdeki hafta iki kitlesel iş cinayeti davasının duruşmaları yapılacak. Yarın (18 Mayıs) saat 10.00’da İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesinde Gayrettepe Gece Kulübü Katliamı’nın 14. duruşması görülecek. Duruşma öncesinde aileler ve avukatları saat 9.30’da Çağlayan Meydanı’nda açıklama yapacak. 20 Mayıs’ta ise Dilovası İşçi Katliamı’nın duruşması Kandıra Cezaevi Yerleşkesi Duruşma Salonunda görülecek. Çalışırken öldürülen işçiler için adalet arayan, “Biz yakınlarımızı kaybettik, başka iş cinayetleri yaşanmasın” diyen aileler desteğe çağırıyor.
Evrensel'i Takip Et