17 Mayıs 2026 00:13

Erden Timur’un “Küçülerek büyüyemeyiz” diyerek ülke futbolundaki hakim anlatıyı değiştirdiği 2022/23 sezonu başında Okan Buruk yönetiminde Torreira, Mertens, Abdülkerim Bardakcı ve Icardi transferleriyle oluşan rüzgar, Galatasaray’ın 13. bitirdiği sezonun ardından şampiyonluğu kazanmasını sağladı. Bu başarı birçoklarına göre Timur’un teorisinin doğrulandığı anlamına geliyordu. Sarı Kırmızılılar Icardi fenomeni etrafında oluşan kartopuna stadyum hasılatı/taraftar kitlesi farkı, Şampiyonlar Ligi geliri ve Florya projesini eklerken, diğer tarafta rakipleri bu anlatıyı değiştirmeye değil, onun peşinden sürüklenmeye odaklandı. 

Galatasaray’ın rakipleri arasında, 2026/27 sezonuna girerken hâlâ taraftar kitlesine sürdürülebilir bir ekonomi ve modern bir oyun inşa etme sözü veren yok. Başarısız olduğu defalarca kanıtlanan “büyük yıldız transferleriyle hemen şampiyonluk” formülü bir kez daha tek seçim vaadi. Bu süreçte çok daha düşük kalan gelirlerini göz önüne alarak Beşiktaş’ın bu akılcı yola sapma ihtimali -en azından teoride- daha yüksekti ama ufak YouTube kanalları dışında gündeme dahi gelmedi elbette. Netice itibarıyla siyah beyazlılar resimden çoktan yitti ve “İkili Delilik” adlı bir televizyon dizisine dönen ülke futbolu; bahis skandalı, uyuşturucu şoku, kritik tutuklamalar, Avrupa başarıları, TFF-GS kavgası, hakem sövgüleri gibi bazıları klişe yan hikayelerin eşlik ettiği dördüncü sezon finalini yine Galatasaray’ın şampiyonluğuyla yaptı. Okan Buruk, futbolculuğundan sonra teknik direktör kimliğiyle üst üste dördüncü kez şampiyon olarak tekrarlanması güç bir başarıya imza attı.

Galatasaray’ın ‘dominasyonu’ nereye doğru gidiyor?

 

Galatasaray’ın şampiyonluk kutlamalarında öne çıkardığı “dominasyon” sloganı pek çok açıdan haklı. 13 sezon/14 senelik bekleyişin ardından kazanılan 1987 şampiyonluğunu milat alırsak o günden bu yana sarı kırmızılılar, 40 sezonda 20 lig zaferi (yüzde 50) elde etti. Fenerbahçe’yle gelirlerini denkleştirmesini, sonra da öne geçmesini sağlayan yeni stadyumuna taşındığı son 15 sezonda ise 9 şampiyonluk (yüzde 60) kazandı. Tüm bunların bizi “Galatasaray’ın Bayern olması” gibi bir sonuca götüreceği iddiası ise abartılı. Türkiye’nin merkezi bir imparatorluk varisi olarak İstanbul merkezli sermaye yapısı, Türk futbolunun çoğunlukla bu hatta ilerlemesi ve kaynakların (eşit olmasa da) üç kulübe paylaştırılma oranı Almanya’da Bayern’in 50 küsur yıl önce başlattığına benzer bir atılımı neredeyse imkansız kılıyor. Yine de şunu vurgulamak lazım: Galatasaray, saha içinde açtığı farka koşut bir ekonomik üstünlüğü yeni yeni kazanıyor. Rakiplerinin panik halinde sürekli yanlış stratejiler izlemesinin de yardımıyla bu dominasyon üst üste 5, 6, 7 şampiyonluk gibi tarihi seviyelere uzanabilir. Bu da Bayern değil belki ama 2010-2020 Juventus benzeri bir hakimiyete işaret eder. İlerleyen süreçte rakip camiaların şampiyonluk arzusu yerini umutsuzluğa bırakır, Galatasaray’ın taraftar sayısında açtığı fark toplum genelinde daha hissedilir hale gelirse o zaman yeni bir çağın başladığından söz edilebilir. Galatasaraylılar için hava hoş gibi görünebilir ama üçlü/dörtlü geleneksel rekabeti dahi tam olarak tatmin etmeyen, ikili rekabeti (GS-FB) gerginliği tırmandıran ülke futbolu için bu senaryo hiç de hayırlı olmaz.

Fenerbahçe bu kez neyi yanlış yaptı? 

 

Hemen hemen her şeyi. Aziz Yıldırım’ın önceki seçim döneminde ortaya attığı Jose Mourinho bombası, seçimi kazanmak uğruna projeyi gasbeden Ali Koç’un elinde patlarken bu Fenerbahçe’ye -şimdilik- iki sezon kaybettirdi. Mourinho’nun takımı “zengin Göztepe”ye çeviren yaz transferleri Benfica’ya elenmeyi beraberinde getirdi. Ali Koç yönetiminin Kerem Aktürkoğlu transferini maliyeti sebebiyle bekletmesi… Aktürkoğlu’nun attığı golle Fenerbahçe’yi devler liginden etmesi… Daha önce veto edilen bonservis bedeli karşılığında (ki bu bedel, Aktürkoğlu’nun ederinin iki katı) kadroya katılması… Hepsi, Mourinho’nun nihayet kovulması öncesi yaşanan ibretlik gelişmelerdi. Ancak tüm bunların ötesinde en büyük hata Ali Koç’un seçim tarihini -kazanma şansını artıracağını düşünerek- eylül olarak açıklamasıydı. Kızgın Fenerbahçeliler sezon ortası dinlemeden Koç’u sepetledi ve Sadettin Saran yönetimi, eski iktidarın hatalı tercihleriyle yaşamak zorunda olduğu bir sürece “topallayarak” adım attı. Tüm iyi niyetine rağmen Teknik Direktör Domenico Tedesco da enkaz devralanlardan biriydi. Saran & Tedesco ikilisi, tüm bu yapısal handikaplara ve çok güçlü bir rakiple karşı karşıya olmalarına rağmen, geçmiş dönemlerin aksine takımı saha içinde tutup gereksiz tartışmalarla boğmayarak bir süreliğine başarılı oldu. Takımın uzun süre namağlup ünvanını korumasını sağlayan bu dinginlik, ocak ayında süper kupa zaferini de beraberinde getirdi. Ancak aynı dönemde transferde yapılan hatalar, takımı santrforsuz bıraktı. Buna Skriniar ve Asensio’nun sakatlıklarının eklenmesi, saha içindeki gidişatın terse dönmesine sebebiyet verdi. Bu vakitten sonra Tedesco da krizlerle baş edemez oldu. Galatasaray’a “transfer çalımı” olarak meşrulaştırılan maliyetli transferi sezonun dönüm noktalarından biri olan Ederson bu krizlerin başrolündeydi. Netice itibarıyla Fenerbahçe yeni sezona bir kez daha başkanını, teknik direktörünü değiştirerek ve zaten çok maliyetli olan kadrosunu büyük ölçüde yenileme zorunluluğuyla giriyor. Bu da Galatasaray’ın üst üste beşinci şampiyonluk ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Mithat Fabian Sözmen

Dominasyon ve kaos
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et