16 Mayıs 2026 00:25

“Çok gençsin sen ve insanın henüz çok gençken bilmemesinde yarar olan şeyler vardır.”

Onca Yoksulluk Varken, Emile Ajar

Gençlik ve Spor Bayramı geliyor bu hafta.

MESEM’de ölen liseliler ve onların ölümünü protesto ettiği için yargılanan üniversiteliler, eğitimden çok emek sömürüsü, lise çağına inen beyin göçü, çocuk işçiliği, işsizlik, rekor NEET (ne eğitimde ne işte) oranı, hayalsizlik, geleceksizlik, kapılarını bize kapatmış bir dünya, vizesizlik kapanı, kapatılan kulüpler, kayyımlı okullar, tarikatlı okullar, öğretmeni grevde okullar, her sene değişen müfredat, bilimsizlik, yurtsuzluk, burssuzluk...

Ne çok şey var üzerine konuşulacak, hiçbiri iyi değil.

Gençlere ne verilecek akıl kaldı ne anlatılacak tecrübe. Bir şeyleri çok iyi bilip de becerebilmiş olsaydık bu noktaya gelmezdi zaten işler. Hayat tecrübemiz başa geleceklerin öngörüsünden ibaret nicedir.

Şu son yirmi senede psikoloji ve sosyoloji bilimine çok alan açıldı gibime geliyor.

Adı konulası pek çok genel duygu var. Yaşıyoruz bir şeyler ama bilmiyoruz neye delalet. Mesela artık kendimizden bahsedesimiz gelmiyor. Önemini yitirdi varlığımız. El bebek gül bebek tek çocuk büyüyenlerimiz bile 6 Şubat depreminde bıraktı kendi hayatının öznesi olma kaygısını. Bahsetmeye çalıştığım bireycilik, bireysellik, benmerkezcilik değil aslında. Yaşamı bir bütün olarak ele alma ve onu şekillendirme heyecanına dair bir şey ya da günlük sıkıntıların üstesinden gelme çabasına dair. Biz günü günde, o güne dair sıkıntıları içine tıkmış darmadağın halde bırakıyoruz. Kim neden toplamaya çalışsın nasılsa yeni sıkıntılar doğacak yeni günle.

Örgütlü mücadele, işçi direnişleri, okul eylemleri, boykotlar var elbet lakin kolektif bir direniş ve mücadele değil demeye çalıştığım. İnsanın iç dünyasına ilişkin derdim. Bir küslüğü tamir, ertelenmiş bir ilginin çabaya dönüştürülmesi, bir hobinin artık elle tutulur olması, kronik bir ağrıyı doktora göstermek, kendinde değiştirmek istediğin şeyleri keşfetmek ve üzerine çalışmak, içindeki sıkıntıyla kavgaya tutuşup kazanmaya çalışmak, bir şeyi merak edip öğrenme hevesine kapılmak vesaire...

Biz artık kimiz ki bunca acı içinde. Bize senelerdir dayatılan şükürcülüğün sonucu, henüz ölmemiş, henüz öleyazmamışsak eyvallah deyip yatıyoruz aşağı, sabaha bakalım travma çekilişinde çıkacak mı adımız.

Başına her şeyin gelebileceğine ikna insanlar, başına zaten olmayacak çok işler gelmiş insanlardır. Bir süre sonra ofansif bir mizah anlayışı ile savunurlar hayatı. Mizahçıların yargılanmasının rutine dönmesiyle bu dönem de geride kalır yakında.

Zaten artık gülmek ayıp, mutluluk terbiyesizlik, keyif ahlaksızlıkla denk.

Kendi hayatının kontrolünü bir türlü eline alamayanların ortalama kaçıncı yenilgiden sonra umursama yorgunluğunun akışına kendini bıraktığına dair bir araştırma var mı acaba?

Diğerlerinin ağır çilesi karşısında tüm gündelik dertlerimizin hükmünü yitirmesinin çaresizliğine bir isim konuldu mu ki?

Onca insan sebepsiz cezaevindeyken artık tatile gidememenin bir haber değeri yok. Arkadaşların cezaevindeyse artık evine varmanın bir anlamı ve huzuru da yok.

Yargılanmıyorsan ortada sevinecek bir durum da yok, her konuşan yargılanırken koy şapkanı önüne öz eleştiri ver madem. Hiç mi bir tavır koyamadın şu hayatta da cezalandırılmaya bile layık bulunmadın? İşsiz kalmadın, finansal olarak küçülmedin, yoksunluğu tatmadın mı? Bu şanslı ya da başarılı olduğunu göstermiyor artık. Deve kuşu olarak yaşadın herhalde bunca yıldır ya da işini düzgün yapmadın. İçinde bir sıkıntı var sürekli, çözemiyorsun. Senden mi ötürü havalardan mı? Yoksa içinde sıkıntı olmaması mantık zemininde hiçbir yere oturmadığından mı?

Kimse artık bir şeyleri iyi yaptığını düşünemiyor, bu yüzden daha iyisine niyet dahi etmiyor. Hayal ettiğimiz hayatın fersahlarca gerisindeyiz diyedir. Öte yandan herkes de her şeyi en iyi kendi biliyor. Diğerlerinin aklına olan güven çoktan kırıldığındandır.

Olağan koşullarda bazı planlar yapıp, çabalayıp, hayalimize ulaşana kadar yenilmeyi göze alarak yetişkin olacaktık, öğrene öğrene. Hepimizi nesil ayırt etmeden acılarla büyüttüler. En büyük fatura en gencimize çıkıyor.

Buradan sonra ne olacak bize? İçimizde fokurdayan öfke muhatabını bulamadıkça dışarı saçılıyor, yanlış hedeflere değiyor. Ruhumuza yayılan keder artık coşku neydi unutturmak üzere.

Gençliğe delikanlılık denir ya hani, kan deli akar bedeninde, nabzın yüksek atar. Dünya yansa kafanın dikine gidersin. Hepimiz genç kalabilseydik keşke. Hiçbir acı zamanından önce büyütemeseydi bizi. “Hayatın en güzel yılları, hep ‘Bir gün başlayacak’ olan o asıl hayatı beklemekle geçip gidiyordu.” diyordu Tatar Çölü’nde Dino Buzzati.

Mesela ıslık çalmayı mı seviyoruz, yeri değil zamanı değil ama çalsaydık inadına. O topla bu saatte oynanmaz ama bağırıp çağırsalar da şöyle ayağın içiyle çaksaydık doksana ısrarla.

Olmadık yerlerde ve zamanlarda şarkı söyleseydik kalabalık ve bağır çağır. Festival gibi gezseydik ortalıkta, canımız ne istiyorsa onu giyip. Çok soru sorsaydık, diri olsaydı merakımız ve beğenmediğimiz cevapları dinleyerek vakit kaybetmeyip yeni bir soruya geçseydik. Hep etrafı toparlamaya çalışacağımıza dağınıklığın ve kuralsızlığın içinde delikanlı gibi kafamızı toplayabilseydik ve işimize bakabilseydik. Net ve sert hayırlar savurabilseydik keşke. Merakımızı genç tutsaydık da bilmenin yorgunluğu ele geçirmeseydi bizi.

Hiçbir şey olmamış gibi şevkle devam edebilme reflekslerimiz yaş almasaydı, tecrübe taşımasaydık sırtımızda, bilmeseydik keşke. Tecrübe dediğin koca bir yenilgiler çuvalı.

Herkes özler gençliğini. Bizim bu boş özlemlerimiz bugünün gençliğine yük, bir gençlik yaşayabilmiş olmanın mahcubiyet yükü de bizim halimizde tavrımızda.

Şu özlemi aştırıversek ruhumuza. Bernard Shaw’ın sözüydü: İnsanlar yaşlandıkları için oyun oynamaktan vazgeçmezler; oyun oynamaktan vazgeçtikleri için yaşlanırlar.

Oyuna devam…

Genç oluversek yeniden. Sınır koydurmasak şu lanet yaşanmışlıkların sahte bilgeliğine. Ruh öne düşünce beden onu takip ediyor nasılsa. Böylece on üç milyon değil de 40 milyon genç oluversek ülkede. Tutamasak kendimizi, deli kan aksa damarlarımızda.

Zıplasak zıplasak hep beraber, uçuversek hareketliliğimizden, aykırı gitsek hepten, dünya yerinden oynasa, hayat bayram olsa.

Çok hak ettik yeni bir bayramı, gerçek bir bayramı.

Bu ağırlıkla gelmeyecek bize gençliğimiz gerek.

Gençler düşsün önümüze, bisiklete binmek gibidir herhalde gençlik de. Hatırlarız yeniden elbette.

Ayşen Şahin

Bayrama doğru
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et