İhmal zatürresi, sivil ölüm, yargısal taciz
15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü'nün hemen ertesinde, önce zorunlu askerlikten mi konuşmalı yoksa bunu ilkeleri doğrultsunda reddedenlerin başlarına gelenlerden mi?
*
Türkiye’deki vicdani retçilere dair kapsamlı ve güncel verileri Vicdani Ret İzleme Grubu tutuyor. Yıl boyunca vicdani ret hakkını kullananlara dair açılan soruşturmaları, süren kovuşturmaları, verilen mahkeme kararlarını, para cezalarını ve genel olarak retçilerin yaşadığı hak ihlallerini derliyorlar. Bazı retçilerin bireysel dosyaları takip ediliyor.
Vicdani Ret İzleme'nin 2025 raporunda, kamuoyu nezdinde görünür olmayı başaramasa da retçilere uygulanan baskının yeni bir eşiğe geçtiğini vurguluyorlar. Nasıl bir eşik bu? Genelde retçilerin maruz kaldığı defalarca yargılanmanın sıklaştığının altı çizilmiş. Bu “yargısal taciz” seviyesinde değerlendiriliyor raporda. Son yıllarda zaten artma eğilimi gösteren idari para cezalarıyla daha fazla karşı karşıya kalıyorlar. Diğer yandan on yıldır sıklığı azalan hapis cezaları tekrar gündemde; baskı artıyor. Retçiler yoklama kaçağı olarak tutuklanıyor, kimi denetimli serbestlikle serbest bırakılıyor, bir süre sonra tekrar tutuklanabiliyor. “Halkı kanunlara uymamaya tahrik” suçu yüzünden ceza alan var ve genelde cezalandırma süreçlerinde iyi hal uygulanmıyor. Oysa ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı nitelikte çok saygıda kararı var; keza birçok retçinin, hatta bazılarının çok sayıda Anayasa Mahkemesi'ne kişisel başvuruları beklemede. Bütün bunlar dayatılan “sivil ölümün” koşullarını ağırlaştıracak uygulamalar. Yüzde 35'i seyahat özgürlüğünü kullanamamaktan şikayetçi. Yüzde 33'ü sigortalı bir işte çalışamadığını ifade etmiş. Yüzde 28'i resmi kurumlarda iş bulamıyor. Özel sektöre gelince yüzde 20'si işten atılmasında vicdani retçi olmasının etkisi bulunduğunu ifade ediyor. Yüzde 10'unun banka hesaplarına el konmuş, yüzde 9'u oy kullanamadığını söylüyor.
*
Bianet, Hak Örgütleriyle Buluşmalar serisi kapsamında Vicdani Ret İzleme'den Kenan Kahya'yla görüşmüş. 2017’de vicdani reddini açıklayan Kahya, söyleşide artan GBT kontrollerinin bırakın şehirler arası yolculukları, kent içinde her hareketin retçiler için yeni bir tutanak, kovuşturma riski taşıdığından söz ediyor. Vicdani retçilere kesilen idari para cezalarının nasıl bir meblağa tekabül ettiğini Milli Savunma Bakanlığı'nın verilerinden görmek mümkün: 2023-2025 yılları arasında bakaya durumuna düşmesi nedeniyle 117 bin kişiye 6,5 milyar liradan fazla idari para cezası uygulanmış.
Anayasa Mahkemesi’nin 2025 sonunda verdiği bir kararsa en temel hukuk ilkelerinden olan bir kişiye aynı fiilden bir kez ceza verilebileceğini söyleyen temel hukuk ilkelerinden birinin, vicdani retçiler açısından fiilen ortadan kalktığını ortaya koyuyor. Daha önce de aynı suçtan ötürü ceza alan retçiler olabiliyordu, Kahya bu söyleşide “yoklama kaçağı/bakaya fiillerinin kesintisiz suç sayılabileceğine ilişkin yaklaşımın” daha da güçlendiğini söylemiş.
*
Bütün bunlar zorunlu askerlik hizmetini reddenlerin itildiği sivil ölüm kavramıyla kast edileni iyi açıklıyor. Yurttaşlıktan kovulmak demek bu, toplumun bir parçası olarak bireylikten ihraç edilmek, nihayetinde insanlıktan çıkarılarak yaşarken ölüm duygusunu yaşamak. Vicdani retçiler ilkeleri doğrultusunda sadece devletin talep ettiği itaatkârlığı göstermiyor değiller. Bir de bu “uyumsuzluğu” devletlerin hem maddi ve somut, hem de manevi ve soyut anlamda kullandığı askerlik gibi bir görevi reddederek yapıyorlar. O yüzden baskıyı daha yoğun, tüm hayatlarına yayılan biçimde yaşıyorlar. Devlet bu itirazın sahibini hayatının her anında bu kararından dolayı bir bedel ödeyeceği şekilde ve geri kalanlara da ibret olsun diyerek cezalandırmak istiyor. Sivil ölüm tüm halka bir mesajdır.
*

Zorunlu askerliğe dair de, bir adalet arayışı üzerinden konuşabiliriz. 1995 Çanakkale doğumlu Doğuş Caner Tüfekçi, 6 Ocak 2024'te zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmek üzere Burdur’daki acemi birliğine teslim oldu. Caner sağlıklı bir gençti, aktif olarak oynadığı takım bulunan lisanslı voleybolcuydu. Ne yazık ki cümledeki di'li geçmiş zaman kipi, kötü bir sonu işaret ediyor. İlk günlerinde başlayan ateş ve öksürük şikayetlerine rağmen Caner'in revire gitmesine izin verilmedi, bir hafta içinde öksürük nöbeti yüzünden her yediğini kusar hale gelmişti. Bu duruma tüm birlik tanık olmasına rağmen revire çıkmasına ancak 24 Ocak'ta izin verildi, soğuk algınlığı ilacı yazılarak yollandı. Birlikteki ısıtma sorunlarına dair ondan bağımsız şikayetler mevcut.
Caner, Burdur Devlet Hastanesi'ne ancak acemi birliğinden ayrıldıktan sonra kendisi gidebildi, orada da tetkik yapılmadan antibiyotikle yollandı. Ancak Ankara Merkez Komutanlığı'na usta birliğine katıldığında, daha da kötüleşen durumu nedeniyle GATA'ya sevk edildi. 12 Şubat 2024'te girdiği yoğun bakımdan çıkamadı Caner.
Annesi Sermin Tüfekçi'nin dirayetli eylemlerine, TBMM'ye taşınan iddialara rağmen, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ihmali olan personeli için soruşturma izni vermiyor. Aile ihmalde sorumlu olanların yargılanması, aynı zamanda şehitlik statüsü için hukuki mücadele veriyor.
İlk müdahaleyle önlenebilecek bir soğuk algınlığı nasıl ölümcül zatürreye dönüştü? Askerlik hizmetini zorunlu yapan devlet, bu hizmetin yerine getirilmesi sırasında o yurttaşlardan sorumlu değil mi? Caner neden öldü?
Evrensel'i Takip Et