16 Mayıs 2026 00:10

Ekonomi dünyasında şöyle bir kural geçerlidir. Fiyatların yükselme eğilimi döneminde alacaklılar kısa süreli, borçlular ise uzun süreli anlaşma yaparlar. Bunun sebebi çok açıktır; fiyatlar yükselirken kısa süreli anlaşmalarda alacaklı taraf zararlı, borçlu taraf ise kârlı çıkar. Bu kural faizler ile ilgili sözleşmelerde de geçerlidir. Bu kuralın, fiyat hareketlerinin denetlenemeyen, sık dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde devletle vatandaş arasındaki sözleşmelerde de geçerli olması gerektiği gün gibi ortadadır.

Evvelki gün Merkez Bankası açıklamasında, şubat ayında yapılan yüzde 16 enflasyon tahmininin yüzde 24’e çekildiği açıklandı. Yanılma oranı ise, yüzde 3-5 gibi kabul edilir düzeyde değil, Merkez Bankası sorumlularının ve tüm siyasi kadronun yüzünü kızartır derecede yüksektir. Üstelik bu yanılmanın, öngörülemeyen olağanüstü olaylara değil de, genellikle tahmin hatasına(!), belki de daha doğru ifadesiyle siyasi manevraya bağlanması daha geçerli olabilir. Son yıllara baktığımızda, örneğin, 2020 yılında yüzde 8.2 tahmine karşın, gerçekleşme yüzde 14.6; 2022 yılında yüzde 23.2 tahmine karşın, gerçekleşme yüzde 64.3; 2024 yılında ise yüzde 36.0 tahmine karşın, gerçekleşme yüzde 44.4 olmuştur. Görülüyor ki, konuyu salt bir tahmin hatası olarak ele almak yanlıştır. Konunun bir yanında denetlenemeyen bir süreç, diğer yanında ise denetlenmek istenen bir süreç bulunmaktadır. Diğer bir deyişle, bir yanda siyasi-yönetsel alanda yapılan yanlışlar nedeniyle denetlenemeyen enflasyon sürmekte, diğer yanda ise denetlenebilen siyasi kararlarla siyasetin yürüttüğü yanlış politikanın maliyeti toplumun bir kesimine yıkılmaya çalışılmaktadır. Böylece, toplumsal gelir dağılımı salt kapitalist sistemin adına piyasa denen haşin bölüştürücü politikaya değil, aynı zamanda ve buna ilaveten siyasi kararına ve oyuna dayanarak iktidara gelmiş olan siyasi karar mekanizmasının da adaletsiz kararına bağlı bulunmaktadır.

Son habere göre, artan fiyatlar karşısında Merkez Bankası enflasyon tahminini adeta iki katına çıkarırcasına yüzde 16 oranından yüzde 24 oranına çıkardı. Kaldı ki, bu ortalama enflasyon tahminidir, karara göre yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 26 olarak açıklandı. Bu durumda emekliler, emekçiler haklı olarak ek zam talep etmekteler: Gerekçe çok açık: Yıllık maaşlar yıllık enflasyon tahminine göre verildiğine göre, tahmin değeri değiştiğine göre, siyasilerin yapmış oldukları anlaşmanın ilkesel esasına sadık kalmaları ve maaş ve ücretleri yeni tahmine göre ayarlamaları gerekir. Yeni enflasyon tahminine göre maaş ve ücret ayarlamalarını bir taraf bırakalım, bayram yardımını dahi gıdım arttırmayan iktidar öyle anlaşılıyor ki, yine kulağı üzerine yatacaktır. Sorun, kimin haklı olduğudur; acaba iktidar mı, yoksa ek zam isteyen ilgili vatandaş çevresi mi haklıdır? Bu soruya verilecek ilk yanıt şöyle olabilir: Enflasyona göre ödeme vaadinde bulunup, enflasyon değerinin değişmesi durumunda, doğal olarak vaade sadakat anlayışı nedeniyle, zam talebi haklıdır.

Siyasi erk, dönem başında ücret ve maaşların yılda bir kez saptanması koşulunu koyarken, zımni olarak enflasyon artışlarının devam edeceği mantığı ile hareket etmiş olduğu açıktır. Bu durumda, ücret ve maaş ödemelerinde borçlu taraf olarak siyasi erkin kararını rasyonel davranış olarak kabul edelim. Gelelim, alacaklı taraf olarak ücret ve maaş geliri elde edenlerin davranışına! Bu insanlar siyasi kararları ile kendi kaderlerini belirlemiş olmaktadır. Her ne kadar siyasi kadro görece daha güçlü olarak görülebilirse de, siyasi kadronun gözünün oy tabanında olduğu da bir gerçektir. Hesap soramayan, siyasi kadroya anlamsız şekilde “devlet büyüğü” anlayışı ile, gereksiz abartılı sıfat yakıştırarak kararını oluşturan alacaklı taraf tabii ki mağdurdur, ancak bu mağduriyetin telafisinin kendi elinde olduğu bilincine ulaşmadan, bu sürecin altında kalmaya da müstahak görülür. Halkın devletten her konudaki alacaklarında “hak” ile “nimet” arasında ayırım yapamayan bir halk her şeye müstahak olabilir!

Borçlu taraf olarak siyasi cephe, yükselen enflasyon karşısında, enflasyonun her kesimi etkilediği gerekçesiyle savunmaya girişebilir. Ancak bu savunma insanı güldürecek kadar komiktir. Doğrudur, enflasyon salt ücret ve maaşlıları değil, her kesimi etkisi altına alır. Ancak, enflasyonun her kesim üzerindeki etkisi ve baskısı farklı olur. Varsıllar enflasyondan belki bazı lüks harcamalarını kısarken ya da tasarruf miktarını azaltırken, yoksullar çok temel harcamalarından kısmak zorunda kalırlar. İnce hesaplarla enflasyonun varsılı etkileme oranının yoksulu etkileme oranından çok daha düşük olduğu gösterilebilir. Bu nedenle, enflasyon karşısında sabit ve dar gelirlilerin uğradığı kayıpla, varsıl ve gelirini piayasa durumuna göre ayarlayabilen ya da kısmen de olsa değiştirebilen kesimler arasında fark gözetmek asgari adalet ve hakkaniyet gereğidir. Ne var ki, halkını mağdur edercesine piyasa medyunu burjuva devletlerinin kime yüzünü, kime arkasına döndüğü anlaşılmadıkça, bu sorunun çözümü olanaklı görülememektedir. Umalım, bu olaylar halkımızın siyasi bilincini biler ve siyasileri ait oldukları mevkilere oturtur.

İzzettin Önder

Oyunun kuralı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et